E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

GÖNLÜMÜZDEN GÖNLÜNÜZE;

GERİLİME GEREK YOK

Allah c.c bizi insan, insanlar arasında müslüman, müslümanlar arasında; "nereden gelip nereye gittiğini, dünya misafirhanesinde işinin, asıl vazifesinin ne olduğunu sorup-araştıran" kişi haline getirdi. Böyle bir tecessüs ve sorumluluğun gönlümüzde uyanması önemlidir. "Bu dünya sahnesine beni niye sürdüler?" suâli ve onun cevabı mühimdir. Aksi takdirde ineceğimiz nokta, kaçınılmaz olarak" beygir gücüne dönüşmedir.

Dünya misafirhanesine kendi isteğimizle gelmedik. Mutlak kudret, irâde-i kül bizi bu dünyaya sürdü iyi ki sürdü. Elbette o bizim hayrımızı diledi. Zira o, hayırdan gayrısını dilemez.

İmdi, her halükârda beşikten mezara kadar gitmek zorunda olduğumuza göre iyi bir gidişle, iyi bir insan, iyi bir müslüman gidişiyle gitmek daha isabetlidir. Yani, elyordamı ile bir gidiş değil, iyi olma niyetiyle, şuurlu bir gidiş. Bu niyet ve bu gayret hem Allah rızasına vesile olacak, hem de diğer insanlara ve canlılara faydalı olmayı getirecektir. Söz gelimi, devamlı ve düzenli bir çalışma temposu tutturmak bir meziyet ise, bunun bir başkasına taşınması, böyle bir gayretin varlığı da bir meziyettir, şükran-ı nimettir. Meziyet ve nimetlerin cümlesini buna kıyaslayabiliriz. Yanan bir mum, diğer bir mumu tutuşturmalıdır. Buna "insanlık hayrına doğup, insanlık hayrına yaşamak” da denir. Bu durum, metafizik bağlantılar içinde olmakla mümkündür.

İnsan bir nura, bir ışığa doğru koşacaktır. Koşarken bir başkasının elinden tutarak, onun da aynı istikamette koşmasına vesile olacaktır. Bu, insanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden biridir. İnsan fıtratında, kendi doğrularına başkasını çağırma duygusu vardır. Din-i Mübin de bunu böyle açıklıyor.

Ne var ki toplum sırf iyi niyetle, iyi niyetlerin gayretiyle oluşuyor değildir. Toplumu ısrarlı ve yoğun bir şekilde etkileyen şer güçler de vardır. Bazan bu güçler bir müessese halinde icra-yı faaliyet edebiliyorlar.

İyiler Allah c.c. diyor, vicdan diyor, ahiret diyor bir gayret içine giriyor. Sır şurada, kötüler ne diyor da bir çürüme ve çürütme faaliyetinin içine giriyor? Bu bir kendini aldatmak hadisesi midir, şuursuzluk hali midir, kulluk hadisesinin negatifi midir, sadizm midir, kötülüğü iyilik sanıp onun mücadelesini vermek midir? İnsan fıtratındaki bazı duyguların ölçüsüzce tatmini midir, bazan biri, bazan diğeri midir? Bu noktada net ve salih bir açıklamalar yapabilecek durumda değiliz. Gözle görülür, elle tutulur bir şey varsa, o da, şudur:

Musa meşreb olanların gayreti her ne olursa olsun, Firavun meşreb olanlar da mutlaka olacaktır. Aydınlığın samimi evlatları her ne denli çalışırlarsa çalışsınlar, yoğun bir karanlık daima var olacaktır.

Yumdum  gönül gözümü yumdum eksikliklere, aksaklıklara. Hizmet yolunda gözümü dört, gönlümü yüzdört açarak yürüsem ne iyi. Ne ki ben istesem de istemesem de dikenler hep var oldu. Ben de güllere çevirdim hep gözümü ve gönlümü. Bu gözümü güldürdü, gönlümü yumuşattı. Aşk ve sevgi nurları gözlerimi öyle kamaştırdı ki şerre dikkat edemedim.

(Bu bir temennîdir)

“... senin inkar edenler, kibirli insanlarla ne işin var? Öküz gelmiş, eşek gitmiş bize ne?

İşte vakit hoş, vazgeç kavgadan"

...........................

“İnkar edenlere ters bakman ve kötü şekilde anman hoşuma gitmiyor, zira bunların hepsi Allah’ın iradesine tâbiler!.. Bu huyun onlardan izalesi ve Allah’ın fazlıyla senin istediğin gibi olmaları umulur.”

“Sustum; kalanını sen söyle, kendi söyleyip kendi işitmemden bıktım artık.”

“Yeter; nice can İsası’nın nice gizli sözlerini, eşeğin gönlüne, kulağına zorla soktum.”*

Her güzel söz, her ölçülü tavır ve davranış bir mesaj taşır. Mesajın tesirini Allah yaratır. Hedef Allah rızası ve tesir yüce Allah'tan olduğuna göre mesajı ileten rahat ve sakin olmalı, mesajın muhatapta uyandırdığı tesir açısından. Belki de şahsî tekamül ve kendimizi yaratana beğendirme niyet ve arzusu, mesaj taşıma niyetinden bizi âzâde kılacaktır. Şu sebeble ki; iyi bir müslüman olma gayreti, ilim ve irfanı da, bunların yaşanmasını da beraberinde getirir. Kültürel donanımı yerinde bir müslümanın sözleri ilim ve irfan, davranışları ders ve mesaj yüklü olacaktır.(Meselenin ihtisas boyutu ayrı bir konudur.) Nasıl ki, namaz kıldığımız da, müslümanlığımızı yaşamış olmaktan öteye bir duygu içinde değilsek, mesaj taşırken de olmayacağız. Devamlı talimata bir vazife daha ilave edip, onu yerine getirmiş olma gibi bir duyguya kapılmayacağız. Her halükârda, dikkat ve niyetimizin etrafında dönüp durduğu eksen Allah'tır, O'nun rızasıdır.

Ah be dostum, yeryüzündeki bütün dikenleri temizlemek mümkün mü? Bir şekilde dikenler arasında yürümesini öğreneceksin. Şeytan varsa, şeytanîler de olacaktır. Ne zaman dünya sütliman olmuş, sen Allah rızasını esas alarak O'na doğru bir yol tut. Bırak batakta oyalananlar oynayıp dursunlar.

Bu, şu anlama geliyor: Allah c.c. neyi emrettiyse emir bileceksin, neyi yasakladıysa yasak bileceksin. İslam bir bir bilinecek ve yaşanacak. Gün be gün mesafe alınacak. Yolun hiçbir merhalesinde "uzunca bir bekleme" hatasına düşülmeyecek. Hangi menzile ulaşırsan ulaş gözler hep ileride olacak. Gözler dört, gönül yüz dört açılacak. Gevşeklik ve yılgınlık olmayacak. Sabır ve sebat tam olacak. Yorula yorula yorgunlukla bağışıklık kazanılacak. Denge sırrına riayet edilecek.

Bu minval üzere bir yol tutturabilmişsen, yürü selametle. Şeytanîler senin moralini bozmasın. Onlar her zaman oldu, dünyanın sonuna kadar da olacaktır. Onların ne yaptığıyla aşırı şekilde meşgul olup gerginliğe düşme. Önemli olan senin, rabbanîlerin ne yaptığıdır. Sen "Allah" de ve yürü. Koşar adım menzile, dostuna doğru giderken, yolda âlem yapanlara takılıp kalma. "Bırak serhoşu kendi yıkılsın." Sen hep vuslat heyecanıyla koşmana bak. Bilirsin ki kötülük sadece modern zamanlara mahsus değildir. Işığın kaynağına en yakın noktalar da neler olup bitti bir bilsen. Ne yürek yangınları yaşandı, ne trajediler cereyan etti.

Güllük gülistanlık, günlük güneşlik bir dünya yok dostum. Dün yoktu bu gün de yok, yarın da olmayacak. Firavunlar, gül ve çiçek, gün ışığı ve güneş bırakmadılar. (Kısmî güzelleşme ve kısmî aydınlanmaları inkar ediyor değilim Güzel ama kısmî) Onlar hep azgınlar ve şımarıklar rolünü oynadılar, bize tevazû kaldı. Böyle gidecek bu ayarı bozuk dünya. Biz hakkın ve hakikatin mücadelesini vere vere, şanımızla şerefimizle yolun sonuna varmak durumundayız.

Haa, bir kere daha söyleyeyim, kendi kabuğuna çekilmeyi, toplumun kaderi ile ilgilenmemeyi tavsiye ediyor değilim. O ilgilenmelere, mücahede ve mücadelelere rağmen her taraf diken doluysa moralin bozulmasın, gerilime girme demek istiyorum. Biz mücadele vermekle mükellefiz, başarıya gitmekle değil ve teklif takatı aşmaz. Her şeye rağmen gönlünü müsterih tut. Peygamberlerin bile çekip çeviremediği bir dünyada, biz neci oluyoruz. Bırak o karanlık da orada dursun. Tezatlar dünyasıdır bu dünya.

Allah sana "aferin" diyor mu? önemli olan bu. Bırak ötesini berisini. Sen, "Allah" de ve yürü yürü.

·        Mustafa Özdamar, İnsanlığın Pîri Hazret-i Mevlana, s. 301-305, Kırkkandil Yay. İst. 1999

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.