E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ KENTEL

DÜŞÜNCE;

FUNDAMENTALİZM, KİLİSE'NİN KARANLIĞINDAN ÇIKIŞI DÜŞÜNEN  RAHİBİN YAKTIĞI  BİR  MUMDUR...!

 

KARANLIKLAR İÇİNDEKİ  KİLİSE'NİN KÖŞE BUCAK NASIL AYDINLATILACAĞINI ANCAK KİLİSE'NİN İÇİNDEKİLER BİLEBİLİR...!

DIŞARIDAKİLER DEĞİL...!

 

Büyük Larousse'da "FUNDAMENTALİZM" sözcüğünün karşısında, 'Birinci Dünya Savaşı sırasında ABD'de gelişen protestan kökenli tanrıbilimsel akım' diye yazmışlar. Yani yaratılışın kökenini araştırmak diyebiliriz. Bugün dillerden düşmeyen Fundamentalism sözcüğü ilk olarak bu akımın öngördüğü İncil'in tek doğru ele alınması ve dünyayı büyük yıkıma sürükleyen Hıristiyan Batı uygarlığına getirdiği eleştiri nedeniyle ortaya çıkmıştır.

Hıristiyanlığı çıkarlarına alet eden Kiliseye karşı Luther ve Calvin yaratılışın kökenine getirdikleri çok anlamlı yaklaşımlarla yeni bir dünya düzeni tasarımı ile Avrupa'nın karanlıktan çok daha hızlı bir şekilde aydınlığa çıkışında ve bugünkü dünyaya egemen Hıristiyan uygarlığın yükselmesinde çok önemli roller oynamışlardır. Onların geleneksel kilise yapısına karşı protestoları dinde daha çağdaş ve akılcı yaklaşımı getirmiştir.

Bugün özellikle komünizmin çöküşüyle sermayelerinin karşısında artık bir tehlike kalmadığını gören Batı kapitalizmi sermayesinin dönüşünü aynı hızda sürdürmek için kendine yeni bir düşman çıkarmakta gecikmemiştir. Bu düşman güneydedir. Hedef tahtasına komünizmi yıkmakta en büyük desteği aldıkları İslâm dünyasını koymuşlardır.

Bizim düşünür geçinenlerimizin önemli bir kısmı da Batı'da öğretilen bu düdüğü çalmaktalar: İslâm Fundamentalizmi...!

Müslümanlar nasıl ve niçin fundamentalist (terörist) oluyorlar...mış? 

Batı toplumunu İslâm dünyasını yıkmaya yönelik biçimlendirme içinde, medyasında bu propaganda çok yoğun olarak kullanılıyor.

Bizimki de beleş yazı olarak bunu manşete ve köşesine bir mal bulmuş gibi koyuyor...!

OKLAHOMA'da bir bomba patlıyor. Manşetler ve köşeler hemen arkasında bir Ortadoğu terör örgütüne bağlantıyı haber veriyorlar.

Gecikmeli olarak teröristin, ABD ordusundan bir asker olduğu açıklanıyor. Fakat iş işten geçmiş, tüm ABD ve AB ülkelerinde İslâm dünyasının katranlanması başarılmıştır. Bizim dönekler de aynı melodiyi kotarmakta rahley-i tedrislerinde yetiştikleri batılı ağababaları kadar bu toplumun öz değerlerine saldırmakta bir beis görmemişlerdir.

Kimdir fundamentalist veya yobaz...? İsviçre'de verdiği terbiyeye karşı çıktığı için kızına bir tokat atan baba mı..?  Yoksa insan haklarını politik, basit bir ilke ötesinde bir militanlığa ve fundamentalizme dönüştüren, kızının şikâyet ettiği aynı babayı kameraların önünde, şov yaparcasına döverek öldüren şu modern bildiğimiz İsviçre'nin polisi mi.?

Arkalarında onlarca tarih katmanını barındıran bir kültürel mirası devralan müslüman ve hıristiyan Filistin Arapları mı ilkel ve fundamentalisttir, yoksa onları tüm dünyanın gözleri önünde katleden ve daha da ötesinde Filistin'de bu kültürel mirası ret eden (orada Ermeni ve başka Hıristiyan unsurlar da var) İsrail barbarları mı? Paris'te neredeyse çoğunluk olacak olan ve şehrin sadece ekonomik değil kültürel alanında da yeni ortakları olan Cezayirliler mi fundamentalisttirler, yoksa onları yok sayan beyaz Fransız hükümeti mi?

İngiltere, Hindistan’ın sömürgesi olduğu dönemde özgürlükleri için mücadele edenlere terörist tanımını yapıyordu. Fakat Hind halkı bunları kahraman olarak bağrına bastı. Bugün Filistin ve Irak halkının da hangi düşünceler içinde olduğu çok açık olarak ortadadır.

Müziğin zirvesindeki Bach bir kilise müzisyeni idi her eserinin sonuna "Zafer sadece tanrınındır" yazardı? Daha 19. yüzyıl Avrupa’sını yaşayan şiirin zirvesindeki Arthur Rimbaud  "barbarlar ve haşhaşiler" toplumu diye Avrupa'yı terk etti ve Abdo Rimbo ismiyle Orta Doğu'da yaşadı?

İslâm ile bütünleştirilmeye çalışılan ve müslümanlar üzerine suçlama aleti olarak kullanılan fundamentalizmin müslüman ülke aydınları tarafından Batı'nın at gözlüklerinden bakılarak kullanılması onların içinde bulundukları toplumdan ne kadar soyut olduklarının açık bir delilidir.

İslâm'ın insan yaşamında yanlışlığa neden olacak tek bir ilkesi dahi düşünülemez. İslâm’a saldırılar, adaletsizliklerine getirdiği eleştiriler ve karşı duruşu  nedeniyle İslâm’a düşman ve onu yıkmaya yönelik çevrelerin iftiralarından başka bir şey değildir. Bütün bunlar İslâm’ın fundamentallerinden yoksunların ürünüdür. Eğer bir kişi ön yargısız olarak İslâm’ı inceleyecek olursa onun fert ve topluma ne kadar fayda sağladığına tanık olacaktır.

Her gün, her an ağzımızda kullandığımız "SELAM" sözcüğü İslâm’ın temel anlamını anlatmaktadır. Selâm diyen her kişi önce İslâm’ın bir temel anlayışını dili ile vurgulamaktadır. Sana huzur, barış, mutluluk ve saadet diliyorum...!

Bir doktor tıbbın derinliğine, temeline yönelik bir çalışma içinde olması onun tıp alanında saygı değer bir fundamentalist olduğunu gösterir.

Matematiğin kökenini ilgilendiren çalışmalar içinde bulunan bir matematikçi için de durum aynıdır. Luther ve Calvin birer fundamentalist idiler. Bir hırsızın, yankesicinin günümüzde hayli ilerleme kaydetmiş olan kapkaççıların tereyağdan kıl çeker gibi mesleklerinin icrasını geliştirmeleri ve yeni yöntemler bulmalarına da aynı tanımı verebiliriz.

Bir bilim adamı kesin olarak fundamentalisttir. Onun başarıya ulaşmasında yakaladığı itici güç ancak bu kavram içinde düşünülebilir.

Aklı kullanarak İslâm'ın doğrularını araştırmak ve ona hareket etme çabası içinde olan bir kişi en çağdaş kişidir. Çevresine bakarak toplumsal, siyasî ve ekonomik, türlü yanlışlıklara dînî öğreti içinde çözümler arayan insanoğlu dinsel bir fundamentalisttir.

Hıristiyanlık, Musevilik ve İslâm ile üç semavi dinin hepsinde insan günah işlemeye eğilimli, nefsini tutamayan, serbest bırakıldığında kan döken bir vahşi varlıktır. Hiçbir fundamentalizm dinsel fundamentalizmden daha az yanlış değildir.

İnsan ancak bu değerler ile aşkın bir sosyal varlık olabilir.

Dînî değerler hiçbir zaman gayri-insani ve yıkıcı olmamıştır.

Anadolu'da  tapınaklar Bizans döneminde kiliseye dönüştürülmüş, İslâm uygarlığı döneminde cami olmuş ancak hiçbir zaman yıkılmamıştır. Dini ve dinsel fundamentalizmi çok iyi bilmemiz gerekiyor.

Bizim medyamızda birçokları ülkemizdeki olaylarda bu ayrımı yapamadılar belki kasten yapmadılar. İslâm’ın, insanoğlunun bugün dünyayı bir yok oluşa götürecek gafletinden uyandıracak temel (fundamental) ilkelere sahip olduğu, en azından yavaşlatacak etkinliğe sahip olduğu kesin bir gerçektir.

Bugün içinde yaşadığımız dünya düzeninin bu aşamaya gelmesinde, ilk çağlardan beri gelişmesinin kökeninde dini değerlerin yadsınamayacak rolü vardır. Bu etkileşim bugün de vardır ve yarın da devam edecektir.  Çünkü dünyayı bu değerlere sahip insanoğlu imar etmektedir.  İnsanı bu değerlerden soyutlamak mümkün değildir.

Bu değerler insanoğlunun yeryüzündeki varlığının izi olan kültürün ayrılmaz, ayrılamaz bir parçasıdır. Aslında tarihin ve dünyanın da devindiricisi bu değerler olmuştur. Dini değerler her şeyden önce kültürel değerlerdir. İnsanoğlunun mistik inanışlara duyduğu eğilim ve yakınlık her şeyden önce kendi yapısı gereğidir. Çünkü herkese göre canlı hayat kutsal ve mucizevî bir değer taşır.

Dînî ve diğer kültürel değerler sürekli birbirini besler ve bu insanın üzerinde çok düşündüğü kafa sorunu, varoluş sorunu ve kimlik meselesinin bir sonucudur. Dînî değerler, insanın kendi varlığının kökenleri üzerine düşünmek gibi sahip olduğu en üstün yapısal özellikten kökünü alır. Bu nedenle dünyanın her yerinde en üstün uygarlıkların kurulmasında dînî değerler en etkili olmuştur. Bu gerçek asla inkâr edilemez..!

Batı için komünizm bir umacı görünür ve bütün dünyanın da bu bilinci paylaşması için yoğun çaba verilirken en büyük korkuları Sovyetler Birliği'ne karşı İslâm dünyası ve özellikle Türkiye bir tampon ülke görünmüş ve dinsel fundamentalizm ABD ve Batılı ülkeler tarafından her şekliyle güçlendirilmiştir.

Komünizmin kalesi yıkıldıktan ve kendisiyle bir anlamda bütünleşme sağlandıktan sonra bunların düne kadar duygusal olarak  sömürdükleri İslâm dünyasına karşı düşmanlıkları açığa çıkmıştır.  İslâm dünyasını kontrolleri altına almak, ezmek ve yok etme amacına yönelmişlerdir.  Bu amaçlarına ulaşmada kendi rahley-i tedrislerinde yetişmiş, yetiştirmiş olduklarından azami faydayı sağlamakta da büyük başarıları vardır.

Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar bu denli çağdaş militanlık, bağnaz bir lâiklik mezhebi haline gelmemiş ve ülkenin dönen tekerini bu denli kilitlememiştir. Bu ilk önce ülkede üretken kafayı tutuklamış, dimağları üretken olmaktan alıkoymuştur.

Biz bizden ürememiş veya ithal etmiş olsak bile henüz benimseyemediğimiz kavramlarla ellerimiz birbirimizin boğazındadır...

Hani ağızlarımızda gevelediğimiz bir deyim var.  "İlkeli siyaset....!"

Nedir bu ilkeli siyaset...?  Siyasetin bir takım temel unsurlarının bilinçli olarak takipçisi olmak...! Bugün Türkiye’de ilkeli siyasetin temel öğeleri karanlıktadır. 

Biz bir karmaşa döneminden geçiyoruz. Biz bu gömleği kendi irademizle giymedik. Giydirildik. Kendimize uygun elbiseyi dikene ve giyene kadar bu gömleğin içinde daha çok boğuşacağız.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.