E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

Hüsn-ü Hâtime-2  

Hayat ırmağı meçhul sahillerden geçerek nerede, ne ile karşılaşacağından habersiz malum sona doğru akıp giderken, insanoğlu da bu akış içinde şerefli ve izzetli, o büyük kulluk mesuliyetinin idrakiyle zamanla yarışarak, hiçbir anını fevtetmeden, engellere takılıp kalmadan, önce kendi nefsi ve ailesinden başlayarak, hayat ırmağının geçtiği bütün sahilleri insanca, müslümanca yaşanabilir bir gülistana çevirme çaba ve gayreti içinde bulunmalıdır.

İnsan yaşantısında;

       Çocukluk,

       Gençlik,

       Olgunluk,

       ve yaşlılık dönemleri vardır.

Her müslüman bütün bu dönemleri hüsn-ü hatime, güzel bir sonla tamamlamalıdır.

Çocukluk dönemi aile mesuliyetinin çok ağır olduğu bir dönemdir. Çocuğun bu dönemi gelecek dönemlerdeki yaşantısı bakımından çok mühimdir.

Ailenin, çocuk daha ana rahminde iken başlayan, doğup, serpilip çocukluk çağını tamamlamasına kadar hatta daha sonrasında da devam eden çok mühim vazifeleri vardır.

Çocu, ana rahminde iken, aile her zamankinden daha fazla haram-helâle ve şüphelilere dikkat edecek, midesine bırakınız haramları, şüpheli hiçbir yiyecek ve içecek sokmayacaktır.

Nâmahremlerden her zamankinden daha fazla sakınacak, karnındaki çocuğuyla çarşı-pazar dolaşmayacak, çocuğu kötü nazarlardan, kötü etkilerden muhafaza edecektir.

Kalbi ve dili zikirle meşgul olacak, kalbini kötü düşüncelerden, dilini kötü sözlerden, bedenini kötü davranışlardan koruyacaktır.

Çocuk dünyaya geldiği zaman İslamî usullere göre sol kulağına kamet, sağ kulağına ezan okuyarak İslamî güzel bir isim koyacak, çocuğun salihlerden olması için dua edecektir.

Böylece çocuk dünyaya gözünü ilk açtığında kelimey-i tevhid ve kelimey-i şehadetle buluşacak, hayır dualarla karşılanmış olacaktır.

Sakın ola ki anne babalar: O daha bir şeyden anlamaz, o daha bir şey bilmez, küçücük bir bebektir diye, onun yanında birbirleri ile çekişmek, didişmek, birbirlerine karşı kaba davranışlarda bulunmak, kötü lakırtılar yapmak gafletinde bulunmasınlar.

Beşikteki o küçücük bebek öyle hassas bir yapıya sahiptir ki, ona ulaşan her ses, her davranış körpe bünyesinde zannedildiğinden çok fazla müessir olmaktadır.

Onun için analarımızın, ninelerimizin onların beşiği başında öyle güzel ninnileri, öyle güzel deyişleri olurdu ki, bu bizim medeniyetimizde başlı başına bir eğitim, başlı başına bir kültür oluşturmuştur.

Ana ve ninelerimizin o şefkat ve merhamet dolu gönül pınarından küçücük yavrunun körpe gönlünde çiçek çiçek gülistan açıyor, ışık ışık nur saçıyordu.

Böyle bir İslamî ortamda büyüyen çocuklar, çocukluk dönemi boyunca bu güzellikler içinde, Allah Teala’nın, o yüce Rabbimizin ve canımız Efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin muhabbetiyle, İslam’ın hayatbahş hakikatleri ile kucaklaşıyor ve böylece bu mutlu çocuklar çocukluk dönemini hüsn-ü hatime ile tamamlıyor ve rûhen çok sağlıklı bir yapının temelleri atılmış oluyor.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi yaşantımızın çocukluk dönemi asla ihmale gelmeyen çok mühim bir dönemdir. Bir binada temel ne ise, insan hayatında çocukluk dönemi de odur. İnsanın temeli çocukluk döneminde atılır. Maalesef cemiyette pek çoğumuz bu meselede yeterli bir bilince ve hatta bilgiye bile sahip değiliz.

Bu dönemde ana babalar ya da yakınları olarak çocuklarımızın ruh sağlığından ziyade, beden sağlığıyla ilgilenir, çocuk doktorlarının ya da çevremizdeki insanların tavsiyelerine göre besin alımlarına, iyi beslenmelerine, bedenen gürbüz olmalarına dikkat etmeye çalışırız. Aslında toplumun tamamını nazar-ı dikkate aldığımız zaman bütün çocuklarımızın bu konuda da yani yeterli beslenme konusunda da, istenilen durumda dolmadığını görürüz.

Elbette bunun birçok sebepleri vardır. Maddî sebepler vardır, sosyal sebepler vardır. Eğitim yokluğundan ya da eksikliğinden kaynaklanan sebepler vardır.

Toplum olarak her geçen gün hodgamlaşıyor, yani bencilleşiyor, ben merkezli, ben çıkarlı bir yapıya doğru hızla ilerliyoruz. Dolayısıyla en yakınlarımız için bile yeterli fedâkârlık gösteremiyoruz.

Şöyle bir düşünelim… Asırlardır oluşmuş bir hayat tarzımız vardı. Asırların tecrübesi içinden süzülüp gelen, berraklaşan, bizim inancımızın, bizim medeniyetimizin, bizim örf ve adetlerimizin şekillendirdiği bu hayat tarzımızda fert, aile ve toplum olarak neler yapacağımız, nerede nasıl davranacağımız, vazifelerimiz, salahiyetlerimiz hatta oturduğumuz evlerimizden tutun da kurduğumuz köy, kasaba ve şehirlere kadar her şey en güzel, en sağlıklı, en ekonomik bir şekilde tanzim edilmiş, nizama bağlanmıştı.

Hiçbir şey rastgele yapılmıyor, hiçbir kimse kendine göre hareket etmiyor, herkes tam bir uyum içinde birbirine karşı vazifelerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmeye çalışıyordu. Ama yapılan bütün bu işler zannedildiği gibi bir zorlama, bir baskı ile yapılmıyordu. Her şey kendi mecrasında olup gidiyordu.

Bir insan düşünün! Hava almaktan, su içmekten, yemek yemekten usandım, artık teneffüs etmeyeceğim, su içmeyeceğim, yemek yemeyeceğim diyebilir mi? Elbette hayır. Şayet böyle bir şey yaparsa hayat bitmiş olur.

İşte bizim o tabii, o sâde, o fıtrata uygun hayat tarzımız da öyle bir şeydi. O tarz bizim hayat tarzımızdı, müslümanın hayat tarzıydı. Yaşantı içinde fert, aile ve toplum diğergamdı. Kendi nefsinden önce başkalarını düşünür, kendi ihtiyacından önce başkalarının ihtiyacını gidermeye çalışırdı. Her konuda fedâkardı. Fedâkarlık yapılması gereken herhangi bir hususta herkes birbiri ile yarış halindeydi.

Elbette yaşanılan bu güzellikler yanında ufak tefek sorunlar da yaşanmaz değildir. Çünkü insanın bulunduğu her yerde bazı sorunlar da olabilir demektir. Ancak bunlar o tabii yaşantının genelini etkileyecek bir boyuta asla ulaşamaz. İstisnalar olarak kalırlar. Modern yaşantı içinde bir kısım kesimlerde yaşanmaya devam eden o tabii yaşantının istisnalar olarak kaldığı gibi.

Nihayet olanlar oldu, müslümanlar olarak o güzelim hayat tarzını yavaş yavaş terk etmeye, bize tamamen yabancı, bencilliğin, çıkar ve menfaatlerin ön plana çıktığı o azgın, o tahripkar, modern hayat denilen bulaşıcı hastalığa yakalandık ve bu:

Modern hayat,

modern toplum,

modern insan hastalığı toplumu hâlen tahribata devam etmektedir.

Bir kısmı kasıtlı, bir kısmı cahil yöneticilerin, bir kısım okumuş cahillerin bu sakim modern hayat tarzını tercih etmeleri, bu hayat tarzının nefse yönelik bazı imkanlar sunması ve toplumun da bu istikamette teşvik edilmesi, özendirilmesi sebebiyle her geçen gün bu hayat tarzı toplumun bütün kesimlerini kuşatmaktadır.

Böylece asırlardır müslüman milletleri ayakta tutan o çok sağlam ve sıhhatli aile yapımız büyük bir tahribata uğramaktadır.

Bunun neticesi olarak da en büyük zararı kendi insanımız ve bilhassa çocuklarımız görmektedir. Çünkü modern kadın, modern anne çocuğu ile eskisi gibi ilgilenmemekte, kendi vücut formunu korumak için çocuğunu fedâ etmektedir. Modern anne çocuğuna ana sütü emzirmemekte, onu sun‘i besinlerle beslenmeye mahkum etmektedir. Diğer taraftan bu modern yaşantı ana ile çocuğu çok insafsız bir şekilde birbirinden ayırmaktadır. Hem de çocuğun ana kucağına, ana sütüne en çok muhtaç olduğu, gelecek dönemlerdeki yani gençlik, olgunluk ve yaşlılık çağlarındaki yaşantısına temel teşkil edecek birikimlerin en sağlıklı bir şekilde verilmesi gereken bir zamanda.

İş bununla da bitmiyor, ana ve çocuklar birbirinden sökülüp alınırken iş hayatının, bürokrasinin beton soğukluğu, bürokrat, patron ve âmirlerin asık suratları altında bunalımdan bunalıma giren modern kadın akşam evine döndüğünde kocasına, çocuğuna ve diğer aile fertlerine verebileceği bir çok hasletleri ya kaybetmiş, ya da büyük bir tahribata uğramış olarak dönmüş oluyor.

Öbür taraftan çocuklar eğitimsiz, bilinçsiz, hiçbir zaman ana sevgisini veremeyecek olan bilinçsiz çocuk bakıcılarının insafına ya da kuralcı, çocuk psikolojisinden, çocuk eğitiminden anlayıp anlamadıkları her zaman tartışma götüren kreşlerin ellerine teslim edilmektedir.

Akşam olunca bir tarafta bunalmış, yorulmuş bir anne, öbür tarafta muhabbet, şefkat, merhamete susamış bir körpe beden karşı karşıya geliyor ve çocuğun kolları kendini anne kucağında teskin etmek için açılırken, çoğu kez onu kucaklayıp bağrına basacak bir şefkat ve muhabbet kucağından mahrum kalıyor, açılan elleri onun ruhunda tahminimizin çok ötesinde tahribatlar yaparken, açılan kolları da yanlarına düşüyor.

Şu husus kesin olarak bilinmektedir ki ana sütü çocuğun hem bedenî hem de ruhî gelişimi üzerinde çok etkin, en tabii bir gıdadır. Bu Allah Teâlâ’nın insanoğluna bir lütfudur. Öyle ki, çocuğun doğumuyla ana vücudu bir süt fabrikasına dönüşüyor ve çocuk için en elzem, en faideli, en tabii gıdalar ana sütü vasıtasıyla yavruya, zahmetsiz ve külfetsiz bir şekilde aktarılıyor. 

Bu arada ana ile çocuk arasındaki en samimi, en içten yakınlaşma, bütünleşme, âdeta birbirinde fâni olma süt emme esnasında vukû buluyor. Nasıl ki ana vücudu çocuk için bir süt fabrikası hâline getiriliyorsa, bilhassa ana yavrusuna süt emzirirken ananın ruhaniyeti dünyanın bütün sıkıntılarından, bunalımlarından kurtuluyor, bütün olumsuzluklardan azâde kalıyor, ruh temizleniyor, berraklaşıyor, bütün güzelliklerle donanıyor ve böyle bir ruhaniyet içinde muhabbet, şefkat, merhamet kucağına bastığı yavrusunun o tertemiz, o berrak gönlüne o tertemiz ruhaniyetine:

Muhabbet

Şefkat

Merhamet

Affedicilik gibi çok yüksek ahlakî değerleri, gönlünün tâ derinliklerinden kopup gelen çağlayanlar halinde boşaltıyor.

Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi çocukluk çağını böyle güzellikler içinde tamamlayan bir çocuk yaşayacağı diğer dönemler için temel birikimleri almış ve çocukluk devresini hüsn-ü hatime ile tamamlamış olmaktadır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.