E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A.HAMİT ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;

OSMANLI BEDEL İSTER

Gece ibadeti ve yolculuğu gibi gece kaleme alınan yazılar da önemlidir. İsra ve Miraç gecesinde yazılan bu risalemizde bir vesile ile gezdiğimiz Bilecik’in Söğüt ilçesini anlatacağız. Söğüt ki, kabuğundan aspirin icat edilmiş gölgesi en hoş olan bir ağaçtır. Söğüdün yaprağı ağrı kesici olarak kullanılır. Kökü kansere devadır. Sarılık, siğil, uyuz ve ekzama, mide rahatsızlığı, sinir bozukluğu, uykusuzluk, yorgunluk, kulak ağrısı, yağlı deri ve yaraların iyileştirilmesinde tarifeye uygun olarak kullanılır. Söğüdün Arapçası safsaftır ki, çay ve piknik safası söğüdün gölgesi altında bir başka olur.(1) En ufak bir rüzgar esintisi onun yaprak hışıltısı ile belli olur. Söğüt, 1299’da dünyaya gelen Osmanlı Devleti’nin doğum yeridir. Kelimenin aslı söğüktür ki Oğuz boylarının şölen denilen ziyafetlerinde yiyecekleri etin belirli parçalarının adıdır. Oğuz menkıbelerinde Kaan veya Han’ın ‘söğük’ü baş ve uca denilen sırt eti, yan filotadır. Mensup olduğu boyun indinde mukaddes sayılan hayvana ongun denirdi. Geçen 3 Kasım’dan önce ma kabli meksur olan MHP’nin Somuncuoğlu ve Ongun’a geçit vermeyişi henüz anlaşılmış değildir. Her neyse biz yolumuza koyulalım. Oğuzların Kayı aşiretinin ongunu Şahin olup damgası lYl şeklinde iki ok ile bir yaylı oktur ki, Orhan Gazi’nin darp ettirdiği ilk sikkelerde bu şekilleri görmek mümkündür.

Osmanlıların kök ağacı olan KAYI’nın manası muhkem, kuvvet ve kudret sahibi demektir. Bozokların Ayhan kolunun ongunu kartal, Yıldızhan kolunun ongunu tavşandır.

 

HAYME ANA

Bugün Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı TSK’nin Osmanlı ordusunun bir devamı olduğu girişindeki kartal arması ve tasvîrî heykelinden bellidir. AB yıldızlarının arasında yer almayı düşünen bozoklar, TSK’nın ongununu tavşan olarak tayin edebilir. Kartal, yırtıcılığın; tavşan ise korkaklığın remzidir. Korkaklığından şikayetle intihara kalkışan tavşan, güneşin altında çamur banyosuyla bronzlaşmaya çalışan kurbağanın kendisini görünce korkup cumburlop suya atmasıyla bu işten vazgeçmiştir. Kayı aşireti miladî 9. asırdan sonra Ceyhun’u geçerek Horasan’a, oradan Azerbaycan ve Ahlat’a, Hasankeyf ve Harput derken bir kısmı I. Alaüddin Keykubad (1219-1236) zamanında Ankara’nın batısındaki Karacadağ bölgesine yerleşmişlerdir. Söğüt ve Domaniç bölgesine iskan edilen Kayılar 400 çadır halkı olup 13. yüzyılın ikinci yarısında reisleri Gündüz Alp’in oğlu Ertuğrul Bey’dir. (1188-1281) Babası Gündüz Alp’in kabri Ankara taraflarındaki Kızılca Sarayözü civarında, Kırka köyündedir. Ertuğrul Gazi’nin annesi Hayme Ana’dır ki Ankara’nın bir ilçesine Haymana olarak ismi verilmiştir. III. Gıyaseddin Keyhüsrev (1264-1283) Cimri vakasından sonra hududa geldiği zaman Kayı aşiretinin beyi olan Ertuğrul Gazi, sultanın hizmetine girip, kendisini selamlayarak hediyelerini takdim etmiştir. Selçuklu sultanı da mülk olarak Söğüt’ü Ertuğrul Bey’e vermiştir(1279). Ertuğrul Gazi’nin 90 yaşını geçmiş olduğu halde 1281 yılında Söğüt’te vefat etmesi üzerine kardeşi Dündar Bey aşiret reisi olmak istediyse de Kayı aşireti son demlerinde zaten babasına vekalet eden Osman Bey’i intihap etti. Moğol hükümdarı Hülagu’nun Bağdat’ı istila etmesinden iki yıl sonra 1258’de Söğüt’te dünyaya gelen Osman Bey’le birlikte 1299 yılında da Osmanlı Devleti doğmuştur. Osman Gazi aşiret beyi olduğunda 23 yaşında idi. Babası Ertuğrul Gazi’nin türbesi Söğüt’tedir. Ertuğrul Gazi’nin eşi Halime Hatun’dan Savcı Bey, Gündüzalp ve Osman Bey olmak üzere üç oğlu vardır.(2) Allah mekanlarını cennet eyleye.

 

YÖRÜK POŞUSU

Babası Gündüzalp vefat edince bir Türkmen boyu olan Kayı aşiretinin başına geçen Ertuğrul Gazi’nin Sungur, Gündoğdu isimlerinde iki ağabeyi Dündar isminde bir de kardeşi vardı. Şeceresi Hz. Nuh’a kadar dayanır ki, gemiye binenlerin neslindendir. Anadolu’nun ilk fethi sırasında Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey ve oğlu Alparslan’ın emirlerinin maiyetinde Ahlat Bölgesine yerleşen ve oradan Söğüt’e geçen Ertuğrul Gazi’nin soyu Mikail’in oğlu Selçuk’a kadar dayanır. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurucularından Çağrı ve Tuğrul Bey ile Ertuğrul Gazi birbirine karıştırılmamalıdır. Çağrı Bey’in Süleyman, İlyas, Argun, Yakuti, Kavurd ve Alparslan isimlerinde oğulları vardı. Çağrı Bey adaletli, faziletli, dindar ve merhametli bir hükümdar idi. Küçük kardeşi Tuğrul Bey’in devlet reisliğine rıza gösterecek kadar fedâkâr ve mütevazı bir insandı. 1059’da Serahs’te vefat etti.(3)

Ertuğrul Gazi’yi anmak için her yıl Eylül ayının ikinci haftası Söğüt’te Karakeçili Türkmen aşireti ve yöre halkı tarafından mevlit, hatim, cirit ve güreş gibi millî oyunlar düzenlenerek şenlikler yapılmaktadır.(4)

Bilecik merkezine 29 km olan, 1926 yılında ilçe kararı verilen Söğüt’te bu yıl düzenlenen 723. Ertuğrul Gazi’yi anma ve Söğüt şenliklerine katılan başbakan ve beraberindeki bakanlar ve devlet erkanı önemli mesajlar vermiş ve Genel Kurmay Başkanlığına ait mehter takımı “Ceddin deden, Neslin baban” diyerek coşkulu ve duygulu anlar yaşatan önemli bir konser sunmuştur. Başbakana Safsaf’ın altında kurulan kara çadır içinde ve kara keçe üzerinde yörük poşusu giydirilmiştir.

 

KIZIL ELMA ve ALMAN HIZARI

1299’da Anadolu Selçukluları İlhanlılara karşı başlattığı Sulamış isyanından sonra ortadan kaybolan III. Alaüddin Keykubat’dan sonra Osman Gazi’nin önü açılmıştır. Osman Bey ipek böcekçiliği, dokuma ve demir işletmeciliği ile meşhur Bilecik’i, uç beyliğinin merkezi yaptı. Yenişehir’de bir ordu karargahı kuruldu. (1301) Ertuğrul Gazi, Gazan Mahmud Han’a, Suriye’ye karşı yaptığı savaşta oğlu Savcı Bey’i (!) takviye kuvvet olarak gönderdi. Osman Gazi’nin Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun’dan olma Alaüddin Bey’i Yenişehir’e getirerek yanında bulundurdu. (1302)

Osman Gazi’nin sadık dostu Bilecik Tekfuruna bağlı Harmankaya hakimi Köse Mihal Bey müslüman oldu. (1313)

İnegöl Rum beyi ile yapılan çarpışmada biraderi Sarubatı’nın oğlu/yeğeni Bay Hoca şehit düştü. Karacahisar Beyi ile yapılan çarpışmada ise biraderi Sarubatı ve kardeşi Gündüzalp’i kaybetti.

Ertuğrul Gazi’nin üç oğlundan biri olan Osman Gazi’nin lakabı Fahreddin’dir. Gerçekten Osman Gazi, İslam dünyasının övgüsünü kazanmış bir hakandır. Zira ila-yı kelimetullahı tüm cihana yayma ve hakim kılma anlamına gelen kızıl elmayı tahta kılıcı ile diken Osman Gazi’nin kurduğu Osmanlı Devleti’nin armasındaki güneş halifeliği, ay padişahlığı, silahlar devletin gücünü, çiçekler sevgi ve muhabbeti, terazi adaleti, kitap hukuku ve Allah’ın kanunlarına bağlılığı, en alttaki şekiller, başarılı kimselere verilen devlet nişanlarını temsil ve ifade eder. En üstteki yuvarlak içindeki tuğra devrin padişahının tuğrasıdır. Ay içindeki yazının anlamı ise Osmanlı Devletinin padişahları Allah Teala’nın tevfikine dayanırlar anlamındadır.(5)

Genelkurmay’ın Çakmak salonundaki sancak da Osmanlı’dan devralınan manevî emanetlerin sembolüdür. T.C. devleti, kulaç gelişmez bedeni Alman hızarı ile kesilmiş Osmanlı çınarından filizlenmiş bir fidandır.

Osman Gazi, babasından kalan 4800 kilometrekare araziyi 16000 kilometrekareye çıkarmıştır. Osman Gazi’nin Ömer Bey’in kızı Bala ile Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatundan altı oğlu ve üç kızı olmuştur. Bunlar Melik Bey, Hamid Bey, Çoban Bey, Pazarlı Bey, Alaüddin Bey ve Orhan Bey ile Melek, Fatma ve bir diğer kızıdır. Orhan Gazi, Şeyh Edebali’nin değil Ömer Bey’in torunudur.

 

GÜMÜŞLÜ KÜMBET

1324’te tahta geçen Orhan Gazi, 1326’da Söğüt’te vefat eden babası Osman Gazi’nin vasiyeti üzerine cesedini Bursa’ya nakletmiştir. Osman Gazi’nin –cennet mekan- türbesi Bursa Gümüşlü Kümbet’tedir. “İsmi üzerine kurulan Osmanlı Devleti neden altı buçuk asır yaşamıştır?” sorusunun cevabı gayet açık ve nettir. Allah kendi dininin yücelmesine, bütün cihana yayılıp hakim kılınmasına yardım edene sebepler halk ederek yardım etmiştir. Allahu Teala’nın yardım eli, Osmanlı’nın kılıcının kabzasını kavrayan eli üzerinde olmuştur. Onlar Allah’ı sevmiş, Allah da onları sevmiş ve göktekilere ve yerdekilere de sevdirmiştir… O kadar…

Osmanlı Söğüt’te doğmuş ama uzun ömürlü bir cihan devleti olması hep ulu bir çınara teşbih edilmiştir. Neden? Çünkü babası Ertuğrul Gazi hayatı boyunca hocası ve mürşidi Şeyh Edebali hazretlerini kendine rehber edinmişti. Onun manevî terbiyesiyle kemâl sahibi bir aşiret reisi olmuştur. Bu sebeple de Osman Gazi’nin onun terbiyesi altında yetişmesini arzu ediyordu. Osman Gazi’de sık sık Edebali hazretlerini ziyaret ediyor, duasını alıyordu.

 

ULU BİR ÇINAR

Şeyh Edebali’nin evinde misafir kaldığı bir gece Osman Bey ruhuna sükunet veren, nefsinin çırpınışlarını dindiren sohbetin huzuru içinde heyecan dolu anlar yaşamıştı. Kendisine yatması için gösterilen odanın duvarında asılı bir Kur'an-ı Kerim olduğu için ayağını uzatmayıp kıvrılarak oturduğu yerde tatlı bir uykuya dalmıştı. Rüyasında Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ve giderek hilal şeklini alan ayın bir ucunun kendi göğsüne girdiğini ve kendisi ile Şeyh Edebali arasında çıkan bir fidanın giderek ÇINAR haline geldiğini ve bu çınarın dallarının üç kıtaya yayıldığını ve birçok milleti gölgesi altına aldığını görmüştü. Bu topraklarda haşmetli kule ve kubbeler üzerinde Ezan-ı Muhammedî okunuyor, bülbüller Kur'an tilavet ediyordu. Semanın görülen her yeri gülşen olmuştu. Osman Bey rüyasında bu güzel manzaraları büyük bir hayranlıkla seyrederken aniden bir ceylanın ortaya çıktığını görmüş, batıya doğru kaçmaya çalışan ceylana ok atmak üzere nişan alırken uyanmıştı.

Abdest alarak müsaade isteyerek Şeyh Edebali’nin huzuruna girdi. Rüyasını anlatmaya başladı. Anlattıkça şeyhin yüzünde tatlı tebessümler beliriyor, nuranî bir ışık ile parıldıyordu. Zira Edebali kalp gözüyle bu rüyanın sırrını çözmüştü. Osman Bey susunca Şeyh başını kaldırdı, gözlerinin içine bakarak yumuşak ahenkli sesi ile rüyayı yorumlamaya başladı: “Oğlum! Gaibi ancak Allah bilir. Lakin bu gördüğün rüyada dolu dolu hayır vardır. Cenab-ı Hak sana ve soyuna saltanat nasip edecektir. Dünya oğullarının himayesine girecektir. Benim zürriyetimden biz kız ile evleneceksin. Bu izdivaçtan doğanlar, senin kuracağın ve giderek büyüyecek olan büyük bir devletin başına geçeceklerdir. Bu devlet de batıya doğru genişleyecektir. Aşıkpaşazâde bu sözleri şöyle şiire dökmüştür:

Hidayet menzili nimet senindir.

Ezeli ta ebed devlet senindir.

Döşene sofralar, devlet senindir.

Nesep ve nesil bürhan senindir.

Cihanda olan devran senindir.

Ki insü cine hem ferman senindir.(6)

 

TERAZİSİ DİRHEM ŞAŞMAZ

Evet her şey bir rüya ile başlamıştı. Fe etbea sebeba. Bu koca çınar 623 yıl yaşamış. 36 padişahtan ve Osmanlı hanedanından, 1922’deki saltanatın ilgasından sonra Amerika’da kimliksiz dolaşırken R. Tayip ERDOĞAN’ın himmetiyle 2004 yılında T.C. vatandaşlığına kabul edilen Osman Bey ve dünyanın değişik yerlerindeki hanedan üyeleri kalmıştır.

Osman Bey öldüğünde şahsına ait mal olarak kılıcından, mühründen ve elbiselerinden başka bir miras bırakmamıştı. Ama büyük bir devlete dönüşecek bir devletçik bırakmıştı. Evlatları ise, NATO üyesi 26 ülkenin devlet erkanını ağırladığımız Topkapı Sarayı’ndan düğün törenleriyle gözleri kamaştıran Çırağan Sarayı’na kadar, Ulu Cami’den, Selimiye Sultanahmet’e büyük mimarî eserler ile büyük bir medeniyet ve muazzam bir tarih bıraktılar.

 

120’LİK İHTİYAR DELİKANLI

Ertuğrul Gazi, oğlu Osman Gazi’ye şöyle vasiyet etmişti:

“Bak oğul… Beni kır (ama) Şeyh Edebali’yi kırma. O bizim boynumuzun ışığıdır. Terazisi dirhem şaşmaz. Bana karşı gel ama O’na karşı gelme. Bana karşı gelirsen üzülür incinirim. O’na karşı gelirsen gözlerim sana bakmaz olur. Baksa da görmez olur. Sözümüz Edebali için değil, senceğiz içindir. Bu dediklerimi vasiyetim say.”

İşte Osmanlı Devleti’ni cihan devleti yapan ruh budur. Bu sözler karşısında Osmanlı Devleti’nin manevi kurucusu, ilk Osmanlı kadısı, müftü ve mutasavvıfı, Horasan erlerinden İlyas Baba’nın müridi, Mevlid-i Şerif’in müellifi Süleyman Çelebi’nin dedesi, Nevşehirli Hacı Bektaş-ı Veli ile Kırşehirli Ahi Evren’in muasırı, ahi teşkilatının dönem reisi Osman Gazi ve bacanağı Dursun Fakih’in kayınpederi, zaviyesinde fakihler için koyun sürüsü besleyen 120’lik bu ihtiyar delikanlı Bilecik’te dar-ı bekaya irtihal etmeden nasıl nasihat ediyor damadı Osman Bey’e: 

“Oğul! İnsanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezânında ölürler. Avun oğlum avun. Güçlüsün, kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. Ama bunları nerede, nasıl kullanacağını bilmezsen, sabah rüzgarlarında savrulur gidersin. Öfken ve nefsin bir olup aklını yene. Daima sabırlı, sebatlı, iradene sahip olasın. Dünyâ, senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizlilikler, bilinmeyenler, ancak senin fazîlet ve adâletinle gün ışığına çıkacaktır. Ananı ve atanı say! Bil ki bereket, büyüklerle beraberdir. Bu dünyâda inancını kaybedersen, yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. Açık sözlü ol! Her sözü üstüne alma! Gördün, söyleme; bildin, deme! Sevildiğin yere sık gidip gelme; muhabbet ve itibarın zedelenir. Şu üç kişiye; yâni câhiller arasındaki âlime, zenginken fakir düşene ve hatırlı iken itibarını kaybedene acı!.. Unutma ki, yüksekte yer tutanlar, aşağıdakiler kadar emniyette değildir. Haklı olduğun mücâdeleden korkma! Bilesin ki, atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli (korkusuz, pervâsız, kahraman, gözü pek) derler.

Ey Oğul! Beysin! Bundan sonra öfke bize, uysallık sana... Güceniklik bize, gönül almak sana... Suçlamak bize, katlanmak sana... Âcizlik bize, yanılgı bize; hoş görmek sana... Geçimsizlikler, çatışmalar, uyumsuzluklar, anlaşmazlıklar bize; adâlet sana... Kötü göz, şom ağız, haksız yorum bize; bağışlama sana... Ey Oğul! Bundan sonra bölmek bize; bütünlemek sana.. Üşengeçlik bize, uyarmak, gayretlendirmek, şekillendirmek sana... Ey Oğul, sabretmesini bil, vaktinden önce çiçek açmaz. Şunu da unutma, insanı yaşat ki, devlet yaşasın. Ey oğul, işin ağır ve çetin, gücün kıla bağlı. Allah yardımcın olsun.”

 

KILIÇLARI BİLECİK(!)

Değerli kardeşlerim,

Tarih bir millete ait tüm değerlerin arşividir. Arşivde geçmiş hadiselerin zamanı, zemini, olayların kahraman isimleri, sebep ve sonuçları önemlidir. Nuh tufanında gemiye binenlerden Yafes’in oğlu olan Türk, necip milletimizi temsil eden özel bir isimdir. Ulu bir Çınar’a benzetilen Osmanlı’nın kucak gelişmez kesilen gövdesinde filizlenen taze bir fidan olan Türkiye kendisini Türk olarak kabul eden herkesin vatanıdır. Bu risalemizde cennet vatanımızın Marmara Bölgesi’nde 295 m. rakımlı bir tepede kurulmuş bir şehrimizden bahisle tarihimizin kırk ambar kapısını çalacağız. Evet… 11 trafik il koduyla Bilecik ilimizden bahsediyoruz… Arapça bir terkipten oluşan “Bilâ-cukka”dan esinlenerek bu isim verilmiş olabilir… ‘Cukka’sız bir şehir… Zaten de öyle. Osmanlı bedel istediğine göre öyle yağma yok… Gerçi Yunanlılar şehri kurtuluş savaşı yıllarında üç defa işgal ve yağma etmişler amma 5 Eylül 1922’de şehir düşman elinden kurtulmuştur. 1299’da Osmanlı Devletinin doğum yeri olan Bilecik’e bu ismin veriliş sebeplerinden birisi de Osman Bey’i bir düğüne davet eden Yarhisar Rum Beyinin suikast ve ihanet haberini Osman Gazi’ye bildiren can dostu Mihal Gazi (ki 1313 yılında müslüman olarak Abdullah ismini almıştır) ve düğüne kırk katır üstünde çatılmış küfeler/seleler içinde gelen 80 kadar mücahidin “Arkadaşlar kılıçları biledik. Haydi Ya Allah!” deyip cenk meydanına atıldıkları anda söyledikleri biledik kelimesinden esinlenerek anonim halk dilinde BİLECİK olarak yer almasıdır.

 

HERŞEY ASLINA DÖNER

Eski ismi ile Prminios olan bugünkü Harmankaya/ Harmanköy’de Rum Beyi olan Köse Mihal’in türbesi Söğüt ilçesine bağlı mezkur köyde ziyarete açıktır. Muharebede esir düşen Yarhisar tekfurunun kızı Nilüfer’i Osman Gazi, oğlu Orhan’a nikahlamış ve bu evlilikten Şehzade Süleyman Paşa ve Murad Hüdavendigar doğmuştur. Fahreddin Cüreklibatur ismiyle Yeşilçam’ın namı diğer Cüneyt’in oynadığı Kara Murad’ı bu evliliğin neticesidir. Seyyah İbn-i Batuta İznik’te Nilüfer Hatun ile görüşmüştür. Osman Gazi’nin kendisi de Şeyh Edebali’nin kızı Malhun Hatun ile Bilecik’te evlenmiştir.

Orhan Gazi’nin asker için ilk defa Akbörk yaptığı bir mekandır Bilecik. 1927 yılında yapılan ilk nüfus sayımında 3581 kişiyi sinesinde barındıran Bilecik’te 1990 yılında yapılan sayıma göre 23.237 kişi (son sayımda bu 35 000 civarındadır) şehir merkezinde yaşarken il genelinde 175.526 kişi bulunmaktadır. Nüfus yoğunluğunun %41 olduğu Bilecik, Sakarya, Konya, Bolu, Eskişehir, Kütahya ve Bursa ile komşudur. Bilecik’in merkez ilçe dahil Bozöyük, Gözpazarı, İnhisar, Pazaryeri, Yenipazar ve Söğüt ilçeleri vardır. Her karış toprağı tarih ve şehit kanı kokmaktadır. Biz bu toprakları gezdik gördük. Elhamdülillah. Siz de görün Abbasilerin baskısına dayanamayıp Ümeyye oğullarının Hz. Osman’ın ismiyle tekrar devlet oluşlarını... Miras bıraktıkları devletin imkanlarından istifade etmeyi bırakın birçok batı illeri karşısında Bilecik’in neden ihmal edildiğini… Siz de anlayın tarihi ile kavga eden milletlerin nasıl geri kaldıklarını. Atasından intizar alan evlatların iki yakasının bir araya gelmeyeceğini.

Uyanın! Size sesleniyorum ey Affanoğulları!

Bina ve zina almış başını gidiyor. Lösemili bir hastanın kanı gibi değiştirilmesi düşünülen TL’dan YTL’na geçinceye kadar daha çok kenger sakızı çiğneyecek bu millet... Kadayıfın üstü kızarmış altı yanıyor.. Mavi boncuk kimdedir bilinmez lakin bu milletin gözü devletin tepesindedir. Çadırın ipini gerenlere ilanen duyurulur.

 

KAYNAKLAR

1. Tabiat Eczanesi Şifalı Bitkiler Ansiklopedisi, Akit C.2, Mustafa Özer

2. Büyük Osmanlı Tarihi, Ord. Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı C.1

3. T.D.V. İslam Ansiklopedisi C.8, İstanbul 1993

4. T.D.V. İslam Ansiklopedisi C.11 İstanbul 1995

5. Abide Şahsiyetleri ve Dev Müesseseleriyle Osmanlı, Altınoluk Yay./ Osman Nuri Topbaş, İstanbul 1999

6. A.g.e.(5)

Kuruluş ve Kurtuluşun Beşiği Ertuğrul Gazi Ocağı SÖĞÜT, Söğüt Kaymakamlığı/ Söğüt 2003

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.