E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

EMİN ALPER, SÜLEYMAN KONAK

HABER YORUM;

TCK VE ZÎNA ( ZİNA DEĞİL )

Ülkemiz ve tabi tüm medyamız günlerce zînayı tartıştı. Bu zîna, bizim bildiğimiz zina değil. Çünkü bildiğimiz kadarıyla zina, nikah dışı tüm ilişkileri anlatan bir kelime. Zîna ise sadece evli çiftlerin birbirlerini aldatması anlamına geldiğini sandığımız, dilimize geçtiğimiz ay kazandırılan bir kelime. Yeni TCK’daki özgürlüklerle ilgili bazı maddelerin kamuflajı için mi icat edildi ve kullanıldı bilemiyoruz.

Yeni TCK tasarısı öncelikle Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak komisyona gönderildi. Komisyonda tasarının başörtülü kadınlara hapis cezası getirdiği anlaşılınca, komisyon başkanı Köksal Toptan, “anlaşılan tasarı bizim önümüze okunmadan gönderilmiş” dedi. Bu ve benzeri birçok tartışmalı madde, komisyonda hükümetin çoğunluğu olmasına rağmen “gerekli değişiklikler mecliste yapılır” gerekçesiyle meclise olduğu gibi gönderildi.  Hükümet CHP’nin onaylamayacağı hiçbir değişiklik yapılmayacağı konusunda yine meclisteki çoğunluğuna rağmen her nedense bu partiyle anlaştı.

Hukukçu çevreler, tasarıda insan haklarının esas alındığı iddiasının tasarının içeriği ile bağdaşmadığını, insan hakları ve özgürlüklerinin kullanılmasını engelleyecek ve adaletin tesisine mani olacak olan 95, 99, 100, 216, 219, 220, 222, 230, 263, 293, 302, 306, 310, 319 ve 320. maddelerinde değişiklik veya eklemelerin gerektiğini söylüyorlar. Tasarıda, zina suç sayılmadığı halde evlenmeden önce dini tören yapanların cezalandırılması, başörtüsü takanlara hapis cezası getirilerek, başörtüsünü sokakta da yasaklamanın yolunun açılması, övme ve yerme sınırlarını aşan -ne demekse- din görevlilerinin (diğer memurlar nedense hariç tutulmuş) 6 aydan 2 yıla kadar cezalandırılmaları gibi maddeler ilginç bulunuyor. Tüm kamuoyu, tasarının 358 maddesinin içerisinde dahi bulunmayan zîna konusuna yoğunlaştırıldığı için bunlar hiç tartışılamadı.

Tarihte benzeri görülmediğini düşündüğümüz bir hızla TBMM’den geçen yasa, sadece yürürlük maddesi kalınca geri çekildi. 

Avrupa Birliği Komisyonunun, 6 Ekimdeki Türkiye hakkındaki raporu açıklamasından önce bu kanunu yetiştirebilmek için hükümetin meclisi olağanüstü toplantıya çağırdığı bilindiğinden, Başbakanın geri çekme gerekçesi olarak Avrupa’nın, meclisin çalışma sürecine müdahale edemeyeceğini meclisin kendi istediği zaman bu kanunu çıkaracağını açıklaması, kamuoyunca inandırıcı bulunmadı.

Sayın Başbakan, Avrupalılık ve Türklük arasında duvar kalmadığını, Kıbrıs’tan ve egemenlik haklarımızdan bile vazgeçilebileceğini gösterecek adımları hiç düşünmeden kendisi atmıştı. Zaten AB’ye girmenin, Avrupa Parlamentosu kararlarının TBMM yasalarının üstünde olduğunu kabul etmek demek olduğunu herkes biliyor.

Kimi çevreler “bu durum yapaydır, köpüktür, eğer Avrupa istiyorsa bu kanun o tarihten önce çıkar” dediler. Kimileri, artık  AB’ye giremeyeceğimizi, bunun sorumlusunun da Başbakan olduğunu iddia ettiler. Bazıları da AB’nin önde gelenleri “size müzakere tarihi vermeyeceğiz, bu da sizin gururunuzu incitecek, bari bir bahane üretin de gururunuz kurtulsun” demişler.  Son gelişmeler bu uyarının bir sonucuymuş iddiasındalar. İktidar partisinin meclis gurubunda tasarıya karşı oluşan, küçümsenemeyecek tepkileri ortadan kaldıracak, deyim yerinde ise gaz giderici bir manevra olduğunu söyleyenler de oldu.

Sonuçta herkes biraz biraz haklı çıktı. Başbakan diplomatik dehası ile gitti sorunu çözdü ve geldi (Bir gazetemizin manşeti). Her şey kaldığı yerden devam ediyor. Sadece oluşan yapay kriz ortamında hazinemiz biraz yüksek faizle borçlandı. İki günde hazinenin zararı  (yada borç verenlerin karı) 1 katrilyon TL.  Artık ülkemizde ‘zîna’nın suç olmadığını da tüm dünyaya ilan etmiş olduk. AB yetkilileri de muhtemelen Başbakanımızla da mutabakat sağladıkları, “2015’ten sonra ne zaman alacağımıza karar verebiliriz” gibi ciddi(!) ve AB’ci çevreleri rahatlatan açıklamayı yaptılar.

 

RUSYA’NIN 11 EYLÜLÜ

 

Beslan’da bir çok çocuğun ve sivilin ölümüyle sonuçlanan kanlı okul baskını eyleminde, ABD’nin 11 eylülü gibi bir çok anlaşılamayan ve karanlıkta kalan noktalar olduğu ortaya çıktı.

Devlet Başkanı Putin, olayı ABD’ninkine benzer amaçlarla kullanmaya çalışıyor. Bu arada Bush’un, Putin’in bu konudaki kararlarının demokrasiye zarar vereceği uyarısında bulunmasını da komik bir anektot olarak aktaralım

Tüm dünya medyası olayı İslamcı teröristlerin üzerine yıktı. Rus istihbaratı, eylemciler arasında çeçen tespit edemediklerini açıkladı. Eylemi gerçekleştiren 32 eylemciden ölmesi gerekenler öldürüldü, yakalanması gerekenler yakalandı ve gerekli itirafları yaptı, kaçması gerekenlerin de kaçması sağlandı.

Olayın sonuçları neler?

Bir kere Çeçen davasına zarar verdi. Öldürülen zulüm ve işkence gören Çeçen çocuk ve siviller unutuldu.

Putin’in Türkiye ziyareti engellenerek, muhtemel Rusya Türkiye yakınlaşmasının önüne geçildi. İmzalanacak olan bir takım stratejik anlaşmalar en azından geciktirildi. Bu durum çok kritik bir dönemde Adnan Menderes’in gerçekleştiremediği Rusya ziyareti ile büyük benzerlikler taşıyor. Bizim medyamızda eş zamanlı olarak, Mashadov ve Basayev’in geçtiğimiz kışı Türkiye’de geçirdikleri haberlerinin yer alması da düşündürücü.

ORTADOĞU BİLDİĞİNİZ GİBİ

Irak’ta günde ortalama 20-30 kişi ölüyor. Afganistan’da olduğu gibi Irak’ta da ülkenin yarısından fazlası direnişçilerin eline geçti. Bir ABD’li yetkili, Vietnam’da daha kötü durumda oldukları halde sokak ve caddelere hakim olduklarını, Irak’ta ise sokağa bile tank ve helikopter desteği olmadan çıkamadıklarını itiraf ediyor.

ABD elinin ulaşabildiği her yere barış, huzur, özgürlük ve demokrasi götürmeye devam ediyor(!). Sudan, İran ve Suriye için BM’yi harekete geçiren ABD, İngiltere ve İsrail ittifakının, BM’yi bir barış örgütü değil, bir askeri müdahale örgütü gibi gördüğü anlaşılıyor. Önümüzdeki aylarda ABD’nin İran’a askeri müdahaleyi tartışmaya açacağı artık biliniyor. ABD ve İsrail’in müdahalenin şeklini tartıştıkları, Irak ve Afganistan üslerinin bu amaçla kullanılacağı iddia ediliyor.

Şimdiden dünya ve Türk medyasında İran’ın nükleer tesislerinin uydu fotoğrafları yayınlanmaya başlandı. Benzer uydu fotoğraflarının Irak’ın vurulmasından önce de medyada yer aldığını ve bugün yalan olduğunu itiraf eden Powell tarafından BM Genel Kuruluna sunulduğunu hatırlatmakta yarar var.

TEHDİT

ABD, Türkiye’nin et ithalatına izin vermemesi ve pirinç ithalatına tarife kotası uygulamasını, Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı buluyormuş. Bu durum düzeltilmediği takdirde, Türkiye bu örgüte şikayet edilerek yaptırım uygulanması sağlanacakmış. ABD’nin Ankara Büyükelçisi Edelman, Tarım Bakanımızla basına kapalı ve 40 dakika süren görüşmesinde bu konuyu da dillendirmiş.

Uluslar arası hukuku ABD’nin nasıl gözetip kolladığını bir kez daha öğrenmiş olduk!

 HAKKI TESLİM

 “Adalet ve Kalkınma Partisi beklediğimizden daha iyi çıktı.”

 

AB’nin genişlemeden sorumlu bakanı Verheugen

 

KESİN ÇÖZÜM

 

“Türkiye’nin daha fazla, daha kaliteli şarap üretmesi lazım…”

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı                  

Abdüllatif Şener                                                

(Ekonomiden  sorumlu) Kavaklıdere Şarap Fabrikasını ziyaret sonrası açıklaması.

BİR TESBİT

“Türkiye’nin AB’ye tam üye olmasıyla üçüncü Viyana kuşatması olmayacak ama bizler Kostantinapolis’i barışçı olarak kuşatacağız.”

AB Bağımsız Türkiye raportörü Albert Rohan

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.