E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

Gönlümüzden Gönlünüze;

Riya Dağlarının Gerisindeyiz

 (Usûl, erkân, yol ve yordama âcilen ihtiyâcımız var.)

“Saâdet, varacağımız bir istasyon değil, bir yolculuk tarzıdır.” Yâni, yolu yürüyüp bitirdikten sonra vardığımız istasyonda mesûd olacak değiliz. Yolculuğu öyle bir denge içinde icrâ ediyor olmalıyız, fıtratın kânunlarına öyle bir uyum sağlamalıyız, dikkatlerimizi öyle güzel hedeflere yönlendirmeliyiz ki, yolculuğun bizâtihi kendisi saâdete dönüşsün. Yolculuk saâdet, dinlenmek saâdet, seyr-i temâşâ saâdet olmalı.

İçinde bulunduğumuz şartlarla saâdetin alâkasının olmadığı söylenemez, ama sadece uygun şartlardan doğduğu da söylenemez. Saâdet, büyük ölçüde gönül dünyâmızın şartlarına bağlıdır: Gönlümüzün hangi hakîkâtlerle, hayâtın hangi yönleriyle meşgul olduğuna, dikkatimizin nerelerde yoğunlaştığına bağlıdır.

Hayat problemsiz değildir, sırf problem de değildir. İnsan problemleri çözmek için gayret sarfederken de “yaşama sevincini” koruyabilmelidir. Şükür, hâlinden memnûn olma tavrıdır. Bazen, günahlı eğlencelere dalıp kendini unutmuş olanların hâli, bir şükür hâlet-i rûhiyesini yansıtabiliyor. Burada öne çıkarmak istediğimiz “memnûn olma tavrı”dır. İç dünyada isyanlar, gerilimler, hafakanlar depreşip dururken dıştaki şükür, hamd, teslimiyet görüntüleri bir şey ifâde etmeyecektir.

Saâdet; denge, fıtratın kânunlarına uyum, dikkatin isâbetli yönlendirilmesi ve yoğunlaştırılmasıdır, ama bunu kim ne kadar başarabilecektir?

İnsanlar bazen, ayarı bozuk dünyalarda, yanlışa yönlendirilmiş duygu ve dikkâtlerinden dolayı, zehirli hislerin kulu-kurbânı olur. İnsanlar fıtratı içinde beygir gücüne dönüşürler de bunu saâdet sanırlar. “Mutluluk oyunu”nun zavallı oyuncuları durumuna düşerler. Metafizik ihmâl edilerek de mes’ûd olunur sanırlar. Heyhât! İnsan fıtratı içinde hayvana dönüşmek ne mümkün. Yarın kurban edilecek bir kuzu sabaha kadar rahat bir uyku uyuyabilir. İnsan öyle mi?

Âdem’in oğulları olarak problemli bir dünyaya gelmişiz veya kendi kendimize problem olmuşuz. Şöyle veya böyle bu yol sonuna kadar yürünecektir. Mâdem ki yürünecektir, öyleyse en güzel güzergâh takip edilmelidir. Yürüyüş sür’ati ve süresi iyi ayarlanmalı, dengesizliğe, aşırılıklara meydan verilmemelidir.

Doğum, mezarları aşıp giden yolculuğun bir merhalesidir, meçhûl ülkelere giden yolculuğun. Yolcu bu güzergâhta hem seyri ciddiye alacak, hem de gönlünü yollarda perişan etmeyecek, selim vasfını koruyacaktır. Yol sâhibinin nâibi olduğunu unutmayacaktır. Ne hırsa kapılıp hırçınlaşacak, ne de rehâvete kapılıp rahatının adamı olacaktır. Hem ömür, değerli ve kalıcı faâliyetlere sarfedilip kundaktan kefene parlayan bir ırmak kesilecek, durgunluk, yılgınlık, bulanıklık bilinmeyecek, hem de tevâzû ve hürriyet nimetlerinden vazgeçilmeyecektir. Prensiblerin sâhibi olunacak ama kölesi olunmayacaktır. Hem güzelliklere ilgisiz kalınmayıp temâşa sürdürülecek, hayretlere garkolunacak, helâl ve hoş olandan vazgeçilmeyecek, hem de mes’uliyet şuûru can ve heyecan kaynağı olacaktır. Cendereye girmemek, stresten strese yuvarlanmamak için yakaza (uyanıklık ve dikkât) halinde bulunulacaktır. Severek yapılan işler mânevî hazlara, saâdetlere vesile kılınacak, zamanın akışı hızlandırılacaktır.

Ne halkın kaydında olunacak, ne de gösteriş tuzaklarına düşülecektir. Hür bir kuş gibi dağlardan dağlara, güven veren dağlara uçulacaktır. Güzelliklerden güzelliklere kona-göçe, engin ufuklara doğru süzülüp gidilecektir. Leşler, kara kargalara ve uyuz köpeklere bırakılacaktır.

Hayat bir bakıma umûdunu koruyarak rızâ-yı Bâri’ye erme, mes’ûd olma çabalarından ibârettir. Umut deyip geçme, umut bazen insanın her şeyidir, tutunacak son dalıdır. “Umut ve unut” kullanmasını bilen için bir formüldür dostum. “Umut fakirin ekmeğidir” onu ayakta tutar. Evlâdının tabutu peşinde yürüyen ana, zamanla acılarını unutamasaydı nasıl dayanırdı bu gönül kanamalarına, can acımalarına. Umutsuzluk, tutunduğun dalın kırılması, toprağın ayağının altından kaymasıdır. Baş dönmesi gibi bir şey. Bundan ötesi, tam bir çözülme ve yığılıp kalmadır.

Yapılacak işin telaşsız bir şekilde üzerine git. Tereddütlerin ve tedirginliklerin, elini-kolunu bağlamasına izin verme. “En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir” derler. Gerçi bu hükümde aşırılık payı var ama, büyük ölçüde bir gerçeği yansıtıyor.

Yaratanla diyaloğunu güzel kur. Gönül bağını sağlam tut. O’dur hayatın hedefini belirleyen, (16/Nahl 9) yol, yöntem gösterip yörüngeler çizen. O’dur göklerin ve yerin nûru (24/Nur 35), gözümüzde fer, dizimizde derman O’dur.

“Allah” de ve ötesini arama. Arama, çünkü yok. Yokta çâre ve çözüm aranmaz.

Tevâzû buyurup mahviyâtı benimse. Bu husus, bilhassa din bâbında, işin olmazsa olmazıdır. Dinin özü ve esâsı tevhiddir. Ateş böceklerinden sarf-ı nazar, gün ışıklarına itibar etmektir. Yaratan O’dur, yaşatan O. Getiren O’dur, yetiren O. Yeniden dirilten ve nihâî hükmü veren O’dur. Tevâzu secdeyle sembollenir. Secde Allâh’a en yakın olduğumuz andır.

Bir yüksek heyecan, bir yüksek heyecan daha. Bir güzel söz, bir güzel söz daha. Bir hayırlı davranış, bir hayırlı davranış daha. Böyle böyle yol güzergâhını yıldızlar serpilmiş hâle getir. Biliyor ve görüyor Habîrun Basir. Hemen kalk, bir gül kesil. Yeryüzünün bütün dikenlerini temizlemek ne mümkün. Olumsuzlukları saya-döke de bir yere varılacağı yoktur.

Ey saf kalbinde cennet-misâl dünyalar gezdirip duran dost! Ya hayretler ve hayranlıklar içinde sükûtu tercih buyur, yâhut da, “nimetlere garkolmuşuz” de.

***

Şehir, kirliliğin barındığı yerdir. Tabiat, bir lutf-u ilâhîdir. Kainat ve bütün canlar ile tabiat Cenâb-ı Hakk’ın eseridir. Hak’tan geldiği için özünde bir hakîkat barındırmakta O’nu yansıtmaktadır.

“O’nun isim ve sıfatlarının tecellisine mazhar olduğu için, her an O’nun varlığına ve birliğine delâlet eden işaret ve sinyaller sunmaktadır.

Ayet-i kerimede, “Siz her nereye yönelirseniz orada Allah’ın yüzüyle karşılaşırsınız” buyurulmaktadır. Bir başka âyette; “Dikkat ediniz ve biliniz ki, O her şeyi kuşatmış ve kaplamıştır” buyurulmaktadır. (Bakara 15, Fussilet 54) Hattâ o kadar kuşatmıştır ki, O’nun bilmediği, daldan düşen tek yaprak yoktur. (Doç. Dr. Emin Işık, Uluslar Arası Mevlânâ Sempozyumu-2000, s.53)

Kitaptan da, hitaptan da, tabiattan da Allah’a gidilebilir. Hayat, “seyr ilellah”tan ibârettir. Diğerleri ârıza, zarûret ve yan faâliyettir. Hangi yolun ne zaman ve kim tarafından kullanılacağı, bir seviye ve zamanlama meselesidir. Bu, önemlidir. Her zaman ve herkes için, eve ve kitaba kapanıp kalmak doğru olmayabilir. Tabiat da öyledir. Kişi temâyül ve ihtiyaçlarını iyi teşhis ve tesbit etmeli, daha sonra yöneleceği yola yönelmelidir. Bütün yollar Allah’a çıkar, ama yolcunun durumu da önemli. Solucanlar, dizinde dermanı olmayanlar dağ yollarına sapmamalı. Kitap, son tahlilde bir yığın sözdür. Her söz sadre şifa olmadığı gibi, her insanın derdi ve problemi de başkadır. Her problemin çözümü, her derdin tedâvisi başkadır. Her ilaç her hastaya uygun düşmeyecektir. Kılavuzsuz yol almak, teşhissiz tedâvî olmak mümkün değildir. İlaç ottan yapılır ama tedâvî niyetine ot yenmez.

Hitap mı? Kim, neyi, nasıl, ne kadar anlatıyor?

“Yolcular gitmese de yollar gider Allâh’a”

Galaksilere ayarlı olmayan bir sosyâl hayatta yaşamak zorundaysan bir has bahçen, bir sığınağın, bir yediler meclisin olmalı. Bu illâki bir zarurettir. Has bahçe dedik ya herkes çağırılmaz oraya. “Yediler meclisi” belediye kahvesi değildir. Bu olmayacaksa eğer, yeşil ovayken kavrulur çöllere dönersin, yarı sönmüş yangınlar gibi tütersin. Sıcak denizlerde buza dönmek de var işin içinde. Artık ne bu insanlar o bildiğin insanlardır, ne de bu memleket o bildiğin memlekettir. Ne olduysa olmuştur. Cumamız pazar olmuştur. Uzun vâdeli ihânet planları maksadına vâsıl olmuştur. Uyanık düşman, gevşek yapılı gâfil dostları, yatakta bastırıp yorgan ile boğmuştur. Evleri, köyleri talan edip yağmaya vermiştir. Allah adamlarının samîmî gayretleri çöle dökülen bir sürâhi suya dönmüştür.

Ne biz bu şartların insanıyız, ne de bizden bu şartlara uymamız beklenmelidir. “Zigana Dağlarına portakal ağacı dikilmez” demiş adam. Ne güzel demiş. “Kuzey kutbunda gül neden barınmıyor?” sorusunun anlamı var mı? Samanyollarının bir ucundan bir ucuna kanat çırpmış bir kartal, kafeslere neden girsin? Sonsuzluk kervanının peşinde heyecandan heyecana sürüklenmiş er kişiler şovmenlerin soytarılığı karşısında, kendi içlerine kıvrılmasınlar da ne yapsınlar. Şov salonları şehirlerin cücelerine yaraşır. Devler dağlarda barınır. Onlar dağ zirvelerinden galaksilere bakıp bakıp, “Allâhu ekber” diye nâra atarlar, daha da yükselemedikleri için feryâd edip, zirvelerden mahzûn dönerler.

Hayat karanlıklara doğru mu sürükleniyor? “Küresel lânetin mel’anetleri” hüsn-ü ân ve hüsn-ü zân bırakmıyor mu? Çözüm üretmesi gerekenler problemin bir parçası hâline mi geliyorlar? Uzun soluklu yarışın atletleri yollara mı yatmışlar? Düşman kavî, dost cılız, zaman dar olan akşam mı diyorsun? İnkârın şartları boydan mı aşıyor? Riya dağlarında yorgun mu düştünüz?

Çâre ne?

“Müslümanın umutla, umutsuzlukla ne alâkası var? O, vazifesini yapar.” Yangınlar yanıp tüterken su taşınmaz da ağıt mı okunur? “Ağlamak fayda verseydi, dedem mezarından kalkar gelirdi.” Kaybedilmiş bir dâvânın gayretkeşleri olmak da var işin içinde. Bırak inceldiği yerden kopsun, sen vazifende kusur etmemeye bak. Vazifesini yerine getirmemiş olanın vicdan yarasına merhem bulunmaz. Ne bahâneci zihniyetlere iltifât et, ne de vurdumduymazlıklara sığın. Vicdan yarası kolay kapanır bir yara değildir. Kıbleni ta’yin, hedefini tesbit et ve tam kapasite gayretlere soyun, ötesine karışma. Ötelerde Kâdir-i Mutlâk, Kahhâr-ı Zü’l Celâl bir sınırsız güç var. Olup bitenlerin O’nunla irtibatlı bir yönü var.

Ne yapalım ki insanlar dünyâsı böyle. Şeytânî düşünce ve adamları, tüm zamanlarda ve mekânlarda olacaktır. Her şeye aklımız ermiyor, her problemi çözmeye gücümüz yetmiyor.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.