E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

Hüsn-ü Hâtime-1

Şu fânî âlemde herşeyin bir başlangıcı ve bir sonu vardır. Hayat bu başlangıç ve sonun arasında yaşanılan  bir zaman dilimidir. Dünya yaşantısı, insanoğlunun baba sulbünden, ana rahmine inmesiyle başlayan ve ölümle tamamlanan bu süre içinde, bir çok mevzuda yeni başlangıçlar yapma ve yeni sonuçlar elde etme mücadelesi içinde devam eder.

İnsanoğlu, aceleci olarak yaratıldığı için pek çok kimse, ciddi olarak düşünülmesi gereken, çok mühim meselelerde bile aceleci davranır. Hemen işe başlayıp, hemen işi sonuçlandırmak ve meyvelerini devşirmek ister.

İnsan fıtratında mevcut olan bu durum, kontrol altına alınmazsa gerek fert ve aile, gerekse cemiyet hayatında bir kısım sıkıntıların, bunalımların ve hatta ciddi kargaşaların yaşanmasına sebep olur.

Bazıları da vardır ki, işi oluruna bırakır, iş olacağına varır düşüncesiyle çok mühim meseleleri bile önemsemez, ciddiye almaz, olanlara karşı ilgisiz, nemelâzımcı bir tavır sergiler. Fert, aile ve cemiyeti kökünden sarsacak çok mühim hadiseler bile, onu belki biraz kımıldatır, ama kısa bir zaman içinde yeniden eski hâline dönüverir.

Bir öncekiler, yani çok aceleciler ifratın doruğunda seyrederken, bu ikinciler de tefritin dibine vurmuş bir durum sergilerler. Böyle kimselerin, cemiyette söz sahibi olması, cemiyete yön verecek, idare edecek yerlerde bulunması bir felâket olur. Hayat çekilmez bir hâle gelir.

Bir kısım kimseler de vardır ki, aceleci olmadıkları gibi, meseleleri ciddiye almayan, işi, hizmeti önemsemeyen, ilgisiz, nemelâzımcı kişiler değillerdir. Bu insanların yaşantısında ifrat ve tefritin asla yeri yoktur. Onlar, her zaman itidal üzere hareket eden, işlerini, hizmetlerini düşünerek, ölçüp tartarak, istişare ederek, planlayarak çok iyi bir şekilde başlatıp, iyi denetimler yaparak, titizlikle uygulayarak en iyi sonuçlar almak için büyük çaba gösterirler.

İşte bu üçüncüler, insanlığın yüz aklarıdır. Onların ufkunu açacak, rehber olacak, dünya hayatını biiznillahi teâlâ yaşanılır bir hayata teşne kılacak, insanlara insanlığını fark ettirecek, insanca yaşama bilinci yerleştirecek bahtiyarlardır.

Bu bahtiyarlar ailede, eğitimde, ekonomide, siyasette, hülasa hayatın bütün sahalarında ve safhalarında söz sahibi, selâhiyet sahibi olduğu zaman işte o zaman, idare edenler güzelleşir, idare edilenler güzelleşir; fert, aile, cemiyet ilişkileri ve tüm beşerî münasebetler güzelleşir. Eğitim, ekonomi ve siyaset güzelleşir. Yapılan işler, hizmetler güzelleşir, zenginlik, fakirlik hülasa her şey güzelleşir.

Bunalımlar, çekişip didişmeler, kin ve düşmanlıklar, dünya hayatını çirkinleştiren bütün kötülükler yok olup gider. Bunun en tabii bir sonucu olarak da dünya hayatı güzelleşir.

İşte o zaman, böyle bir huzur ve fazilet toplumunda onlarla berâber bulunmak, onlarla berâber yeni hayırlı faaliyetler, yeni hayırlı hizmetler başlatmak, geliştirmek, yeni ve güzel sonuçlar almak için, gayret kuşağını kuşanıp, gece gündüz demeden, durmadan koşuşturarak, başlatılmış bir güzel hizmeti, güzel bir sonla tamamlayıp, yeni güzel bir hizmet başlatıp onu da en iyi bir şekilde tamamlayıp daha yeni hizmetler planlayarak, uygulayıp tamamlamak ve bu hizmetleri sürekli olarak devam ettirmek. Ne güzel değil mi?

Her günümüz, hayırlı ve yeni bir hizmete başlangıç olurken, aynı zamanda daha önce başlattığımız bir başka hizmetinde güzel sonucunu almak ve böylece her gün çifte mutluluklar yaşamak.

İşte böyle bir dünya hayatı güzeldir. Böyle bir hayat için Cenab-ı Allah’tan uzun ömür dilemek de güzeldir.

Ne güzel söylemişler:

“İtaat eden, Allahın emirlerini yerine getiren, sâliha bir kadın fakiri padişah yapar.” Yani o kadının eşi, gönlü zengin, huzur ve saadeti tatmış bir bahtiyardır. O, zâhiren padişah olmasa da, gönlü padişahtır.

Onun için yukarıda zikredilen bir fazilet toplumunda, bir huzur toplumunda padişah ol, gedâ ol, fakir ol, zengin ol, patron ol, işçi ol, âmir ol, memur ol ne çıkar. Herkes  hizmette, herkes huzurda, herkes birbirine yardımcı, herkes kardeş, ne zalim var ne de mazlum.

Elbette hayat her zaman böyle güzel olmuyor; fert, aile ve cemiyet olarak çok sıkıntılı, çok çileli, çeşit çeşit kötülüklerle dolu, insanca, müslümanca yaşamanın çok zorlaştığı dönemler, devirler ve hatta asırlar yaşanılıyor.

İşte zikri geçen bahtiyarlar, başta peygamberler olmak üzere, onların kutlu izini takip eden sulehây-ı salihîn, ulemay-ı âmilin, Allah erleri gerçek mü’minler, o zorlu günlerde, yine iş başındadırlar, yine hayırlı hizmetlere koşuşturmaktadırlar, kötülüklerle mücadele etmektedirler.İinsanlığın var oluşuyla başlayan Hak-Batıl mücadelesinde Hakk’ın zaferi, bâtılın yok olup gitmesi için hiçbir fedâkarlıktan kaçmadan, Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmadan, yalnız Allah rızası için, mükafatını yalnız ondan bekleyerek, sadece ona kulluk ederek cihad etmekte, mazlumların, mustazafların mahzun gönüllerinde ümit çiçekleri olarak açmakta, ümit ışıkları olarak parlamaktadırlar.

Çünkü bütün ilâhî nizamların gönderilişi, peygamberlerin ba’s olunuşu, İslam’ın ve müslümanın varoluş sebebi batılın yok edilip, kötülerin hakimiyetine son verilerek Hakk’ın, Hak nizamın hakim kılınmasını sağlamak, dünya hayatını cennetî bir yaşantı haline getirmek, bu güzel sonu elde etmek için cansiperâne uğraş vermek, cihad etmektir.

Durum, böyle olunca yani kötülerin, kötülülüklerin hakim olduğu dönemlerde adı geçen bahtiyarlara, onların yol gösterici öğütlerine, örnek alınacak yaşantı ve hizmetlerine her zamankinden çok daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır.

Daha önceki şeriatla amel etmek ve o şeriatı yeniden hâkim kılmak için gönderilen, ya da yeni bir şeriatla ba’s olunan bütün peygamberlerin gönderildiği zamanları düşünelim. Göreceğiz ki, insanlar o devirlerde tamamen bozulmuş, azgınlaşmış nefse ve şeytana zebun olmuş, yapılan vahşet ve zulümler vahşi hayvanları bile tiksindirecek boyutlara ulaşmış, toplum insanî özelliklerini kaybetmiş, behimileşmiş, aşağının aşağısı bir yaşantıya mahkum olmuştur.

Şimdi, bu durum karşısında başımızı iki elimizin arasına alalım ve derin tefekkürlere dalalım.

Allah Teâlâ, bu hidayet rehberi peygamberleri, bu güzel insanları, bu güzel kulları, insanlığın şirk, küfür, ahlâksızlık bataklığından kurtulmaları için vazifelendirmektedir. Tek başlarınadırlar. Allah’tan başka hiçbir yardımcıları yoktur. Allah, ne güzel bir yardımcı ve ne güzel bir dosttur.

Siz bu şirk, küfür ve ahlâksızlık bataklığını kurutacak, toprağı verimli hâle getirecek, bir gülistana çevireceksiniz. Güzeller güzeli mukaddes dâvâmızı bütün güzelliğiyle anlatacak, tanıtacak, bütün insanları ona dâvet edecek, güzel bir sonuç elde etmek için durup dinlenmeden çalışacaksınız.

İlk önceleri:

Sizi dinlemeyecekler,

Aldırış etmeyecekler,

Önemsemeyecekler,

Bu da nereden çıktı diyecekler,

Bir müddet sonra:

Sizinle alay edecek, eğlenceye alacaklar,

Sataşacaklar,

Hakaret edecekler,

Dâveti engelleyecekler,

İnsanlarla ilişkini kesecekler,

Dâvanızdan vazgeçirmek için tehdit edecekler,

Paniğe kapılacaklar.

En sonunda da:       

İşkence edecekler,

Çeşit çeşit zulüm yapacaklar,

Yurdunuzdan çıkaracaklar,

Hatta öldürecekler.

Bütün bunlar olurken, bu dâvet yıllarında elbette başka şeyler de olacak; şirk, küfür ve ahlâksızlığın ne onur kırıcı, ne aşağılık, insanı behimîleştiren ne kötü, ne çirkin bir bataklık olduğunu fark edip, dâvete icabet ederek iman eden bahtiyarlar, güzel insanlar da olacaktır.

Artık bu mücadele, bu cihat bu bahtiyarlarla, bu güzel mü’minlerle berâberce devam edecektir. İşkenceler, zulümler, Allah yolunda karşılaşılacak çeşit çeşit sıkıntılar berâberce göğüslenecek ve bâtılın yok olup gideceği, Hakk’ın hâkim kılınacağı, yeni  bir huzur ve fazilet toplumunun meydana geleceği o saadet yıllarına, o güzel sonuca ulaşmak için heyecanlı, sancılı ve sevdalı bu Hak kervanı katar katar ona doğru yürüyecek ve nihayet bilûtfullâhi ve biiznillâhî teâlâ o güzel sonuca ulaşacaktır.

Yukarıdan beri yapılan açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, bir tarafta küfür ve şirk cephesi sürekli kötülük yapıyor, kötü işler yapıyor, zulmediyor. Nefis ve şeytan bu yaptıklarını onlara süslüyor, güzel gösteriyor. Bunlardan bir kısmı, koyu cehaletleri sebebiyle yaptıkları kötülükleri iyi görüyor, iyi işler yaptığını zannediyor. Bir kısmı da yaptıkları bütün bu kötülükleri bilerek, isteyerek yapıyor. Ancak bu yapılan kötülükler, zulümler hangi, şekilde yapılırsa yapılsın, bu zavallıların âkıbeti değişmiyor:  Sonlarını sûi hatime ile yani kötü bir sonla noktalıyorlar. Nemrutlar, Firavunlar, Hâmânlar, Belam bin Bâuralar, Ebu Cehiller, ve zamanımızdaki Ebû Cehilleşen zalimler gibi,

Diğer tarafta ise hak cephesi, iman cephesi hep iyilik yapıyor, iyi işler, iyi hizmetler yapıyor, kötülerle, kötülüklerle, küfürle, şirkle, zulümle mücadele ediyor, cihat ediyor, böylece yaptıkları hayırlı işlerin, hayırlı hizmetlerin sonucu da güzel bir şekilde neticeleniyor, kendi sonları da biiznillâhî teâlâ hüsnü hâtime yani güzel bir sonla noktalanıyor.

Elbette yapılan tercihlerde, iyi kötü işlerde ve elde edilen sonuçlarda kişilerin iradeyi cüz’iyeleri müessir olmaktadır.

İnsanoğlu Hak ile bâtılın yol ayrımında, bunlardan herhangi birini tercih ediyor, iradeyi cüz'iyesini o noktada kullanıyor.

Nefs-i emmaresine uyan, şeytanın fısıldamalarına kulak veren kimseler, nefse hoş görünen, nefsin hoşlandığı çeşit çeşit kötülüklerle bezenen bâtılı, sonu felâket ve ateş olan o aldatıcı yolu seçiyor, hayatı ona göre şekilleniyor, sonu da ona göre tamamlanıyor.

Allahümmahfaznâ!

Akl-ı selime, fıtratında mevcut olan güzel hasletlere göre hareket eden kimseler ise nefse ağır gelen çeşit çeşit zorluklar, sıkıntılar gözükse de, onlar da kalp kulağına gelen ilham-ı ilâhîye uyuyor, Hakk’ı tercih ediyor, Hak yola giriyorlar. Ne güzel bir tercih yapıyor ve ne güzel bir yola, sonu hayır, sonu ebedî mutluluk, saâdet ve cennet olan Allah yoluna girip kurtuluyorlar.

Tercihleri hayır, yaptıkları hayır ve sonları da hayır oluyor.

Hak yolu tercih edenler, Hak yola girenler için mühim bir mesele de, girdikleri bu yolda yılmadan, usanmadan sabır ve sebatla devam etmektir. Bir şeyi elde etmek, bir şeye sâhip olmak mühim, fakat en az onun kadar mühim olan diğer bir husus da elde edileni,  sâhip olunanı kaybetmemek, son nefese kadar muhafaza etmektir.

Ya İlâhi!

Bizleri,  Hak üzerinde sabit kâdem olanlardan, her anları Hakk’a hizmetle geçenlerden, râzı olacağın ameller, hizmetler yapanlardan ve sonları hüsnü hâtime ile noktalananlardan eyle.

AMİN YA RABBELÂLEMÎN.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.