E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

NASIL BİR YAŞANTI?

İnsanoğlunun yaşantısında, hayat tarzı üzerinde tesir eden çok çeşitli etkenler vardır. Bu etkenler kişinin yaptığı tercihler üzerinde de belirleyici bir güce sahiptir.

İnsanın:

İnancı,

Aile çevresi,

Okul çevresi,

Arkadaş çevresi,

Yaşadığı toplum, hatta coğrafya,

Meydana gelen çeşit çeşit olaylar,

Kişinin bizzat yaşadığı hâdiseler,

Toplumu ve insanları daha yakından, görüntünün ötesindeki yönüyle tanımaya başlaması vb. durumlar, onun hayat tarzını belirlemede ve yaptığı tercihler üzerinde ciddi bir etki alanına sahiptir.

Ancak bütün bu etkenlerin başında ve en güçlü olanı insanın inancıdır, iman gücüdür.

Elbette bir müslümanın yaşantısı ve tercihleri üzerinde imanından daha güçlü bir müessir düşünülemez. Diğer etkenler iman etkeni karşısında kaybolur, öyle olması gerekir.

Bir müslümanın yaşantısı ve tercihleri üzerinde imanın müessiriyeti ile diğer etkenlerin müessiriyeti arasında bir paralellik, bir uyum bulunursa (tabii ki iman, İslam esasına dayalı bir uyum olmak şartıyla) o zaman hiçbir mesele yoktur.

Bu durum bir fert, bir toplum, bir millet için, bir lütf-u ilâhidir.

Çünkü kişi ve toplumların sağlıklı şekilde düşünmesini, sağlıklı şekilde karar vermesini, sağlıklı şekilde yaşamasını bu uyum, bu âhenk temin eder.

Fertleri, böyle sağlıklı fertlerden meydana gelen toplumlar  ve milletler de sağlıklı, mutlu bir fazilet toplumu, gerçek bir millet olurlar. Artık onların en üstün, en yüce medeniyetler kurmaları için önlerinde hiçbir engel kalmaz.

Bu uyumu, bu âhengi yakalayamayan, hele hele dengelerin milletin inancı ve aile yapısı aleyhine bozulduğu toplumlarda, her şey baştan kara olur, insanlar kendilerinden gasbedilen değerlerin farkına varamaz bir hâle gelir. Değer ölçüleri kaybolur, kaos üzerine kaos yaşanmaya başlar, büyük kargaşalar meydana gelir.

Fert ve toplum yaşantısında tabii dokuyu bozmadan yaşamak, fıtrata uygun olanı tercih etmek, yapmacık ve şekilcilikten uzak yaşamak esastır.

İnsan hayatında gelişimler, yenilikler çok tabii bir durumdur. Ancak bu gelişimler ve yenilikler insan fıtratını, insan tabiatını, yeryüzünün tabii dokusunu bozmamalıdır. Toplum bu hususta yapılan, yapılmak istenen yanlış icraatlara asla müsaade etmemelidir.

Onun için, öncelikle fert ve aileler ve bütün bir cemiyet her konuda olduğu gibi, bu konuda da çok iyi bir şekilde bilinçlendirilmelidirler.

Bilinçli, şuurlu bir toplum her önüne geleni, her üretileni tüketen bir toplum değil, bilâkis piyasada bulunanları, kendisine arzedilen emtiayı kontrol eden toplumdur.

Tek cümle ile ifade edecek olursak:

-Bilinçli, şuurlu toplum, denetim yapan, kontrol eden toplumdur. Sınırsız ve kontrolsüz tüketen bir toplum değildir.

Denetimsiz, hiçbir sınır tanımayan, gelişimler, yenilikler ve değişimler, hem insan fıtratını, hem yeryüzünün tabii dokusunu tahrip eder. Bu tahribatın zarar verdiği en önemli unsur ise yine insandır. Yani insan kendi kendine zarar vermekte, kendi kendini, kendi neslini tahrip etmektedir.

Sonra da insan kendi eliyle meydana getirdiği bu tahribatı, bu zararları telâfi etmek, muhtemel daha büyük tahribatları önlemek için, çok büyük masraflarla mücadele başlatmaktadır.

Bugün dünyada söz sahibi olan güçler, başka milletler üzerinde kurdukları zalimâne sultalarını ve sömürülerini devam ettirmek, ekonomik güçlerini daha da güçlendirmek için çok sağlıksız, çok zararlı maddeler üretmektedirler.

Bu üretilen zararlı maddeler savaş malzemelerinden, elektronik eşyalardan, kozmetik maddelerden tutun da deterjanlar, ev eşyaları, yiyecek içecekler ve giyim eşyalarına kadar geniş bir yelpazede kullanılmakta; günlük yaşantımızın her alanında çok etkin bir şekilde müessir olmaktadırlar. Dolayısıyla toplum bedenen ve rûhen sağlıksız, hastalıklı bir toplum haline gelmektedir.

Elbette bütün bu çok çarpık gelişim ve değişimlerin, bu kontrolsüz ve sınırsız tehlikelerle dolu gidişatın, bu tüketim ekonomisinin en tabii bir sonucu olarak israf ekonomisi yaşanmaktadır.

Böylece insanlık:

   Hayatını,

   Sıhhatini,

   Dinî değerlerini,

   Fıtrî özelliklerini,

   İnsanî ilişkilerini,

   Ahlâkî değerlerini,

   Asırların birikimi örf ve âdetlerini,

   Tabiat güzelliklerini,

   Yer altı kaynaklarını heder etmektedir.

Bütün bunların sonucu olarak da dünya hem mânen hem de maddeten büyük bir çöplüğe dönüşmektedir. Bu büyük dünya çöplüğünde yüz milyonlarca insan yaşadığı tehlikelerden, ileride kendini bekleyen daha büyük tehlikelerden habersiz çılgınca hora tepmektedir.

Artık zamanımızda imanî hakikatlere, soylu düşüncelere, soylu hizmetlere ve bu değerlerin etrafında oluşan soylu birlikteliklere rağbet eden çok az hatta azın azı insan bulunmaktadır.

Olması muhtemel depremlere karşı toplumu uyaran ilgililer, bu zahirî depremlerden çok daha şiddetli olan yukarıdan beri işaret etmeye çalıştığımız depremlere karşı ilgisiz, duyarsız bulunmaktadır.

Dünyada her şey kirletilmektedir.

Büyük bir düşünce kirliliği yaşamaktayız. Buna paralel olarak da, yaşantımız kirlenmektedir. Aile hayatımız, ticaret hayatımız, beşerî münasebetlerimiz, hülasa bizi biz yapan bütün değerlerimiz kirletilmeye çalışılmaktadır. Ekranlar, mikrofonlar, gazete, dergi, kitap sayfaları, salonlar, sokaklar, evler, iş yerleri büyük bir hızla kirletilmektedir. Ve bizler çok azımız müstesna bu kirlenmeye ya yardımcı oluyor, ya seyirci kalıyor, ya da bu kirliliğe karşı kapımızı açık bulunduruyoruz.

Yapılan bu açıklamalardan sakın ola ki yanlış bir mânâ çıkarılmasın. Müslümanlar gayret ve çalışmadan uzak dursun demek istemiyoruz. Biz diyoruz ki, yeryüzündeki ilmî gelişmeler İslamî bir çerçevede olmalı, müslümanlar teknoloji üreteceklerse kendi yapılarına göre üretmelidirler.

Bizim burada dikkat çekmek istediğimiz husus denetimsiz, sınırsız, bir çoğu gereksiz ve zararlı, israf ekonomisini körükleyen üretimlere yer verilmemesi, neticede bütün insanlığın felâketine sebeb olacak bir gövde gösterisi, bir güç gösterisi gibi çok tehlikeli yollara baş vurulmamasıdır.

Dünyadaki bu tehlikeli yarış öyle noktalara ulaştı ki, bu yarışın sonunda büyük bir atık maddeler problemi zuhur etti. Teknolojik bakımından ilerlemiş devletler, her biri çeşit çeşit tehlikelerle dolu atık maddelerini kendi ülkelerinden gemilere yükleyip  gelişmemiş ülkelerin bâkir, berrak, temiz denizlerine bırakıyorlar. Böylece şimdi de gelişmiş ülkelerle gelişmemiş ülkeler arasında atık maddeler konusunda yeni bir mücadele başlatılmış oluyor.

Maalesef bu konuda gelişmemiş ülkelerin yapabilecekleri fazla bir şey de gözükmüyor. Zaten gelişmiş ülkeler bu insanlık dışı faaliyetlerini gizli gizli sürdürüyor, atık madde yüklü gemiler, gelişmemiş ülkelerin iç ya da açık denizlerine durmadan sefer yapıyorlar.

İşte zamanımız insanlarının pek çoğunun heveslendiği, can attığı, olmazsa olmaz kabul ettiği, selin önündeki kütükler gibi bilinçsizce sürüklenip gittiği modern hayat tarzının gerçek yüzü budur. Fert, aile ve toplumun dejenerasyonudur, bir nevi bir kimlik değişimi, bir başkalaşımdır.

Öbür tarafta çok az olsa da, her türlü zorluğa, engele ve hatta yer yer yasaklamalara, işkence ve zulme varan tasallutlara rağmen; fıtrî olan, tabii olan, insan yaratılışının icabı olan fıtrat dinine, din-i mübîn-i İslam’ın hayatbahş hakikatlarına canımız, efendimiz Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin pak sünnet-i seniyyesine göre yaşama çabasında olanlar da vardır.

Elhamdülillah azın azı da olsa böylesi insanların mevcudiyeti toplumun geleceği için birer ümit ışığı olarak parlamaktadır.

Şimdi her müslüman yolların ayrıldığı bu noktada başını iki elinin arasına alıp derin düşüncelere dalarak, tefekkürler ederek nasıl bir yaşantı tercih edeceği hususunda nefsini zorlu bir sorgulamaya tabi tutmalıdır.

Fıtrata uygun, tabii, mutedil İslamî bir yaşantı mı?

Yoksa nefis ve şeytanın at koşturduğu çılgın bir modern yaşantımı?

Elbette samimi bir müslüman korkunç görüntüsünü, gelinlik bir elbise ve duvakla gizleyen o aldatıcı, o gayri İslamî yaşantıyı, duvak ve gelinliğin zahirî cazibesine kapılarak, tercih etme gafletinde bulunamaz. Çünkü böyle bir tercih onun İslamî kimliğinin kaybolması, insanî ve İslâmi değerlerini, ölçülerini kaybetmesi, behimî bir yaşantıya mahkum olması demektir. Geçici dünya hayatını, ebedî ahiret hayatına tercih etmek demektir ki, bu cidden büyük bir hüsrandır.

Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muttakî olanlar için muhakkak âhiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl erdiremiyor musunuz?” (En’am 32)   

“Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, eğlence, bir süs, aranızda bir övünme ve daha çok mal ve evlat sahibi olma isteğinden ibârettir. Tıpkı bir yağmur gibidir ki, bitirdiği şeyler ziraatçilerin hoşuna gider. Sonra (bu bitkiler) kurur (gider) da onun sapsarı olduğunu görürsün. Sonra da çerçöp olur. Ahirette ise çetin bir azap vardır. Aynı zamanda orada Allahın mağfireti ve rızası vardır. Dünya hayatı aldatıcı bir metadan başka bir şey değildir.” (Hadid - 20)

“İnsanlar için arzulara, kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere karşı düşkünlük ziynetlendi. Bunlar dünya hayatının geçici menfaatleridir. Halbuki varılacak güzel yer Allah’ın katındadır.” (Ali imran - 14)

Bu ayet-i kerimeler ışığında yeniden çok ciddi bir şekilde tefekkür edelim, nefsimizi sorgulayalım, bu güne kadar yaptıklarımızı gözden geçirelim, kazandıklarımıza, kaybettiklerimize bakalım. Sonra da:

İslamî bir yaşantı mı?

Yoksa çılgın modern yaşantı mı? tercih edeceğiz bir bakalım.

Aslında hiçbir müslümanın bu yaşantılardan kendine göre birini tercih gibi bir selâhiyeti yoktur.

O kendisi için vaz edilmiş İslamî esaslara, sünnet-i seniyyeye göre yaşamak mecburiyetindedir.

Aynı zamanda bu yaşantı tarzını bütün âleme hâkim kılma mücadelesini, cihadını yapmak ve bunun için her türlü fedâkarlığa katlanmak mecburiyetindedir.

Rabbimiz biz Ümmet-i Muhammedi yeniden ümmet şuuru ile şuurlandırsın, müslüman olma bilinciyle bilinçlendirsin, yeniden izzet ve şerefimize kavuştursun. AMİN.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.