E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ALİ KÜÇÜK

TEFSİR;

Allah’ın Ayetlerini Okumak

Ra’d 30. “Ey Muhammed! Sana vahy ettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik; o ümmet merhametli olan Allah'ı inkâr eder; de ki: O benim Rabbimdir, O'ndan başka İlâh yoktur, yalnız O'na güvenirim, dönüşüm de Onadır.”

Evet, ey Peygamberim, seni kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği, nice toplumların konup göçtüğü bir topluma, bir ümmete gönderdik ki o ümmet merhametli olan, kendilerine karşı Raûf ve Rahîm olan Rab’lerine küfretmektedirler. Rab’lerini, Rablerinin kitabını örtmekte, örtbas etmekte, görmezden ve duymazdan gelmektedirler. Sen, de ki onlara: O Allah benim Rabbimdir. O’ndan başka kendisine kulluk edilecek, O’ndan başka sözü dinlenecek, O’ndan başka yasaları uygulanıp çektiği yere gidilecek ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenir, sadece O’na teslim olurum. İşlerimi, problemlerimi sadece O’na havale eder, sadece O’nun dediklerini yaparım. Çünkü dönüşüm O’nadır.

Allah niye gönderirmiş elçisini? Kulları adına aldığı kulluk maddelerini, kulluk programını ihtiva eden ve değeri hiçbir şeyle, hiçbir nimetle değişilmeyecek olan bu kitabı insanlara duyurmak, bu kitabı onlara okumak için. İşte peygamberin geliş sebebi budur. Çünkü Allah’ı tanıtan kitaptır, kulluğu anlatan kitaptır, sıratı gösteren kitaptır, cenneti gösterip kazandıran, cehennemi gösterip ondan kurtuluş imkânı sağlayan kitaptır. Evet insanları cennete ulaştıracak ve ateşten koruyacak olan bu kitaptır. Ve işte peygamberin temel görevi de bu kitabı insanlara okumak, bu kitabı insanlara duyurmaktır.

Öyleyse peygamber yolunun yolcuları olarak, peygamber misyonunun sahipleri, sâlikleri olarak unutmamalıyız ki bizim görevimiz de budur. Biz de tıpkı örneğimiz, önderimiz gibi topluma Allah’ın kitabını okuyacak, Allah’ın âyetlerini okuyacağız. Toplumda bu âyetleri duymamış bir tek insan kalmayacak biçimde okuyacak, duyuracak, anlatacak, öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz. Kadın, erkek, genç, ihtiyar herkese okumak zorundayız. E peki zaten bu insanlar Kur’an’a iman ediyorlar onlara niye okuyacağız? demeyeceğiz. Çünkü  Kur’an, müslümana hatırlatmadır, kâfire de uyarıdır.

Bu okuma görevi bizim en temel görevimizdir. Herkese okuyacağız bu kitabı. Bu okuduğumuz insanlar arasından öğrenmek isteyenlere öğreteceğiz. Yâni Kur’an’ı pratikte yaşamak isteyenlere de işte kitabın pratiği budur diye onun pratiğini de göstereceğiz ve böylece o insanların Rahmân’ı örtmekten, Rahmân olan Allah’ın kendilerinden istediği kulluğu örtbas ederek bir hayat yaşamaktan kurtaracağız. Değilse işte Rabbimiz anlatıyor ki bu kitabı tanımayan insanlar kendilerini yaratan, her şeylerini kendilerine lutfeden  Rab’lerini örtecekler, Rab’lerini gündemlerinden düşürecekler ve Rab’lerinin hayat programını bilemedikleri için ondan razı olmayacaklardır. Rab’lerinin kitabından habersiz yaşayan bu insanlar cahilce Rab’lerini dışlayacaklardır. Rab’lerine kulluğu bir kenara bırakıp başkalarına kulluk edeceklerdir.

Ama eğer bizler bu insanlara Rahmân olan Rab’lerini tanıtabilirsek, Rahmân olan Rab’lerinin kitabının âyetlerini tanıtabilirsek onlar kesinlikle Rab’lerine kulluğa yöneleceklerdir. Bilmiyorlar bu insanlar. Halbuki O Allah kullarının hayatını düzenleyendir. Halbuki O Allah Kullarına hayat programı göndererek onarın velâyetlerini elinde tutandır. O Allah sadece kendisine tevekkül edilecek, sadece kendisine güvenilecek, kulluk iplerinin ucu sadece kendisine teslim edilecek olandır. Herkes yaşadığı bu hayatın sonunda O’nun huzuruna dönecek ve yapıp ettiklerinin hesabını O’na ödeyecektir.

Ra’d 31. “Eğer Kur’an ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kâfirler yine de inanmazlardı. Oysa bütün işler Allah'a aittir. İnananların, “Allah dilese bütün insanları doğru yola eriştirebilir” gerçeğini akılları kesmedi mi? Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkâr edenlere bir belânın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah verdiği sözden şüphesiz caymaz.”

Evet şâyet dünya ve dünyada olanların tamamından daha değerli, daha üstün olan, bize hidâyeti, bize Sırat-ı Müstakîmi, bize kulluk ve cennet yolunu, bize dayanılmaz cehennem ateşinden kurtulma yollarını gösteren bu kitaptır. Eğer dağlar onunla yürütülmüş, yeryüzü onunla paramparça parçalanmış, yahut ölüler onunla konuşturulmuş olsalardı bu muannit kâfirler yine de iman etmeyeceklerdir. Hani peygamberden âyet istiyorlardı ya. Yâni kendilerine Allah’ın farklı âyetler indirilmesini istiyorlardı ya. Bize farklı âyetler gelmeli ki inanalım diyorlardı. Peygamberler melek olmalı diyorlardı...

Veya Peygamberlerin yanında onları destekleyen veya kendilerinin gerçekten peygamber olduklarına şahitlik eden melekler olmalıydı. Bir melek desteklemeliydi peygamberleri. Sûrenin önceki bölümlerinde peygamberden bunu istemişlerdi. Eğer Allah’tan bize farklı âyetler, deliller, mûcizeler gelirse elbette biz de iman edeceğiz diyorlardı.

Rabbimiz burada ve Kur’an’ın değişik yerlerinde diyor ki bakın: Eğer onlara melekleri de indirmiş olsaydık, gözlerinin önünde yeryüzünü parçalayıp dağları da yürütmüş olsaydık, yahut onların gözleri önünde ölmüş insanları da diriltseydik, babalarını, dedelerini diriltip onlarla konuşma imkânını da onlara lutfetseydik veya her şeyi derdest edip onların karşılarına getirseydik, ölüleri, dirileri, dağları taşları, canlıları, cansızları, kuşları, kurtları her şeyi toplayıp onların karşılarına dizseydik yine de bu adamlar iman edecek değillerdir. İman etmezler, etmeyecekler. Tabi Allah’ın dilemesi müstesnadır. Allah dilerse ancak bu adamlar iman ederler. Allah izin vermezse asla iman edemezler. Yâni iman etmek de onların kendi ellerinde değildir.

Veya âyetin bir başka mânâsı da şöyle olabilir: Yâni eğer bu sayılanlar yapılacak olsaydı mutlaka yine bu Kur’an ile yapılırdı. Yeryüzü Kur’an ile parçalanır, dağlar Onunla yürütülür, ölüler Onunla diriltilip konuşturulurdu.  Haşir sûresinin sonunda da Rabbimiz bu hususu anlatırken şöyle buyuruyor:

“Ey Muhammed! Eğer Biz Kur’an'ı bir dağa indirmiş olsaydık, sen onun, Allah korkusuyla başeğerek parça parça olduğunu görürdün. Bu misalleri, insanlar düşünsünler diye veriyoruz.” (Haşr 21)

Demek ki Rabbimizin bu kitabı; bu kadar azametli, bu kadar ağırlığı olan bir kitaptır. Mahlukât üzerinde bu kadar ağırlığı, bu kadar dehşeti olan, dağların bile azameti karşısında tahammül edemeyeceği, tuz buz olacağı bu kitap insanlar üzerinde de öylesine inkılaplar, öylesine değişimler gerçekleştirmiştir ki dağlar gibi toplumlar, dağlar gibi milletler bu kitap karşısında erimek zorunda kalmıştır. Bu kitap nice insanların, nice toplumların kayalar gibi katı kalplerini eritmiş, düşüncelerini değiştirmiş, alışılmış hayatlarını tezelzüle uğratmıştır. Sırtlanları, sırtlanlıkta geride bırakmış nice nesilleri meleklerin üstüne çıkarmıştır. Nice insanların ölü kalplerini diriltmiş, nicelerini hayata ve dirilişe kavuşturmuştur. Nicelerini fıtratlarına döndürmüştür bu kitap. Emir Allah’a aittir. Hâkimiyet, egemenlik tamamıyla Allah’a aittir. Tüm bunları yapan Allah’tır. O halde:

Mü’minler şu gerçeği hâlâ anlayamadılar mı ki Allah dileseydi insanların tamamına hidâyet ederdi.

Eğer Rabbimiz dileseydi insanların tamamını Müslüman yapardı. Evet Allah dileseydi bu insanların hiç birisi kâfir olamazdı, hiçbirisi müşrik olamazdı. Allah öyle dileseydi bu insanların hiç birisi Allah’a şirk koşamaz, Allah’a kafa tutamaz ve Allah’a isyan içinde bir hayat yaşayamazdı. Eğer bu insanlar yeryüzünde şu anda küfrü, şirki tercih edebiliyorlar ve Allah’a rağmen, Allah’ın âyetlerine rağmen diledikleri gibi bir hayatı yaşama imkânı bulabiliyorlarsa unutmayasınız ki bu da Allah’ın yeryüzünde koyduğu bir kanunu gereğidir. Rabbimiz toplumda bir sünnetullah, bir yasa koymuş, her şey O’nun kudreti ve meşieti dahilindedir. Eğer O dilerse hepsi hidâyete gelir, dilerse iman etmeyenleri de yerin dibine batırıverir. Allah’ın bunlara verdiği bir iznin sonucudur bu.

O halde unutmayacağız ki bu insanları imana bizler zorlayacak değiliz. Onların hidâyete gelmesi bizim planlarımıza, bizim programlarımıza bağlı değildir. Ne peygamber ne de bizler şüphesiz ki  dilediklerimizi hidâyete erdiremeyiz. Allah’ın muradı gereği, Allah’ın yeryüzünde koyduğu yasaları gereği özgür iradesiyle küfrü ve şirki seçen bir kimseyi Allah’tan başkası asla hidâyete ulaştıramaz. Bu iş sadece Allah’ın elindedir. Bu Allah’ın koyduğu bir yasadır.

Öyleyse bizler bunu unutmadan yaşayacağız. Eğer Allah dileseydi Rabb’in o kâfirlerin tamamını melekler gibi, sema ve arz gibi, bitkiler ve hayvanlar gibi doğuştan isyan edemez biçimde yaratırdı. Yâni diğer varlıklar gibi doğuştan onların boyunlarındaki ipin ucunu eline alırdı da hiç birisi kâfirlik yapamazlardı. Ama Rabb’in böyle dilememiş ve böyle olmamıştır.

Allah’ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkâr edenlere bir belânın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah verdiği sözden şüphesiz caymaz.

Evet kâfirlere yaptıklarından ötürü, işledikleri suçlardan ötürü kendilerine bir Kaaria, bir belâ, kapılarını çalan, akıllarını başlardan alan, kulakları sağır eden bir azap, bir belâ gelecektir. Yaptıkları kâfirlikleri, zalimlikleri yanlarına kâr kalmayacaktır. Evlerinin, barklarının yakınlarına bir belâ, bir musîbet gelecektir.

Zaten şu anda kâfirler evlerinin içinde, hayatlarında cehennemi yaşıyorlar. Allah, yaşadıkları bu pis hayatla kendilerine sürekli muhtıralar gönderiyor. Sürekli uyarılar gönderiyor, ama alçaklar bu uyarıları farklı algılıyorlar, ibret alıp akıllarını başlarına almıyorlar. Allah da bu muhtıralarından ders almadıkları zaman tüm dünya nimetlerini, tüm dünya zenginliklerini önlerine açıveriyor ve hızla kendilerine vaîd ettiği cehenneme yuvarlanmalarına imkân hazırlıyor.

 Allah vaadinden  asla dönmeyendir.

 

İlk insan ve ilk peygamber Hz. Âdem’le başlayan peygamberlik meş’alesi son peygamber Hz. Muhammed (sav)’le zirveye ulaşmış ve O’nunla sonuçlanmıştır. Kur’an, bütün peygamberleri, aynı misyonu yüklenmek üzere gönderilmiş, birbirini doğrulayan Allah elçileri olarak tanımlamaktadır. Bütün peygamberler Allah katında tek ve makbul din olan İslam dinini tebliğ etmek için gelmişlerdir. Bu yazımızda Kur’an nedir? Niçin indirilmiştir? ve Kur’an bizden ne istiyor? gibi sorulara cevap vererek Hz. Peygamber’in insanlığa getirmiş olduğu evrensel mesaj olan Kur’an’ı tanıtmaya çalışacağız.

A- Kur’an Nedir?

Kur’an, “okumak” anlamına gelen ‘Ka-Ra-E’ fiilinden türetilmiş mastar olup, ism-i mef’ûlün mastarla isimlendirilebileceği kaidesince el-makru’ (okunmuş)(1)  anlamında Hz.Peygamber’e indirilen muciz kelâmın adıdır. Mûsa (a.s)’ya indirilen kitaba “Tevrat”, Hz.İsa (a.s)’ya indirilen kitaba “İncil” adı verildiği gibi, son peygamber Hz. Muhammed (sav)’e indirilen kitaba da “Kur’an” özel isim olmuştur.(2)

Terim olarak ise, Kur’an’ın İslam âlimleri tarafından farklı tarifleri yapılmıştır. Ancak âlimlerin üzerinde durdukları en kapsamlı tanım şudur: Kur’an-ı Kerim, Yüce Allah tarafından Cebrâil (a.s) vasıtasıyla Hz.Muhammed (sav)’e vahyedilen, mushaflarda yazılan, tevatürle nakledilen, okunmasıyla ibadet edilen ve Fatiha ile başlayıp Nâs suresiyle son bulan muciz kelâmdır.(3)

Bu Yüce Kitabı, Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (sav) ise şöyle tarif etmektedir: “Allah’ın kitabı olan Kur’an’da sizden öncekilerin kıssaları, sizden sonrakilerin haberleri, kendi aranızda olanların hükümleri vardır. O, doğruyu eğriden ayıran kitaptır. O, hiçbir zaman anlamsız konuşmaz. O, Allah’ın sağlam ipidir. O, zikr-i hakimdir. O, dosdoğru yoldur. Kötü arzular asla O’nu hedefinden saptıramaz. Diller O’nu karıştırıp bozamaz. Âlimler O’na doyamaz. Müttakîler O’ndan usanmaz. O tekrar tekrar okunmakla eskimez. O, cinlerin işitir işitmez: “Biz acayip bir Kur’an işittik ki, doğruya iletir. Derhal ona inandık.”(4)  dedikleri kitaptır. O’nun ölçülerine göre konuşan doğruyu söyler. O’na göre davranan sevap kazanır. O’nunla hükmeden âdil olur. O’na çağıran doğru yola çağırmış olur.”(5)

B- Kur’an Niçin İndirilmiştir?

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in bu güzel tarifinden sonra Kur’an niçin indirilmiştir? sorusunun cevabına gelelim.

Kur’an, hayatı anlamlandırmak için indirilmiştir. O Allah’ın gökten indirdiği sağlam ve kopmayan ipidir. Kim ona yapışırsa doğru yolu bulmuş olur. Çünkü onda insanları hem dünyada hem de ahirette mutluluğa eriştirecek prensipler vardır. Kim onu terkeder de hidayeti başka yolda ararsa, hem dünyada hem de ahirette hüsrana uğrayanlardan olur. Nitekim Kur’an, ikinci suresi olan Bakara suresinde indiriliş gayesini şu şekilde belirtmektedir:

“Elif. Lam. Mim. O kitap (Kur’an); Onda asla şüphe yoktur. O, muttakîler(6)  için yol göstericidir.”(7)  Kur’an muttakîlere hidayet kaynağı olarak indirilmiştir.

Yine Yüce Allah, Sâd sûresinde Kur’an’ı indiriş gayesini şu şekilde bizlere açıklamaktadır:

“(Ey Muhammed!) İşte bu (Kur’an), ayetlerini inceden inceye düşünsünler, akıl sahipleri (aklını kullananlar)da öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübârek (feyiz kaynağı) bir Kitaptır.”(8)

Bu zikretmiş olduğumuz ayetten de anlaşıldığı gibi, Yüce Allah, Kur’an’ı düşünerek okumamız, anlamamız ve ondan öğüt alarak hayatımızı ona göre yaşamamız için indirmiştir.

C- Kur’an Bizden Ne İstiyor?

Peki, Kur’an bizden ne istiyor? Yine bu soruya Kur’an ışığında cevap verecek olursak;

Kur’an bizden;

1- Okunmasını,

2- Üzerinde düşünülmesini,

3- Anlaşılmasını,

4- İhlâsla açıklanmasını,

5- İbret alınıp hayatta tatbik edilmesini istemektedir.

Şimdi bu hususları kısaca açıklayalım:

1- Kur’an, okunmasını istemektedir: Hz.Peygamber’e ilk gelen vahyin okumayı emretmesi bu bağlamda pek anlamlı ve ilham vericidir. Nitekim Yüce Allah ilk inen ayette şöyle buyurmaktadır: “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alaktan (kan pıhtısı biçimini alan embriyodan) yarattı. Oku, Rabbin en büyük kerem sahibidir.”(9)

“Kendilerine Kitab (Tevrat ve İncil) verdiğimiz kimseler (Ehl-i Kitap olan Yahudi ve Hıristiyanlar) o Kitabı gereğince okurlar. İşte ona (Kitaba) inananlar bunlardır. Onu inkâr edenler ise zarar ve ziyana uğrayanların tâ kendileridir.”(10)

Tümüyle insanı anlatan ve insanla ilgili olanı tespit eden bu ayetler, insana, “hayat boyu eğitimi”(11)  zorunlu kılmaktadır. Hz. Peygamber (sav) de bütün yaşantısı boyunca bu ilkeyi tatbik etmiş, Kur’an ahlâkıyla ahlâklanmış ve ümmetini kadın erkek ilim tahsiline, Kur’an’ı yaşamaya yönlendirmiştir.

2- Kur’an, üzerinde düşünülmesini istemektedir: Kişinin gerçek mutluluğa ulaşması, içerisinde insanlık için bütün saadet ilkelerini içeren Kur’an’ın hikmet dolu prensiplerini uygulaması ve onun gösterdiği yola yönelmesiyle gerçekleşebilir. Pek açıktır ki, bu hikmetli prensiplerin ruhuna uygun olarak davranabilmek de, Kur’an’ın derinlemesine düşünülmesi ve anlaşılmasıyla mümkündür. Zira Kur’an’ı okurken okunan ayetlerin mânâlarını düşünmek Yüce Allah tarafından istenen bir husustur. Nitekim Yüce Allah:

“Allah, düşünesiniz diye size ayetlerini böylece açıklıyor”(12)  buyurmaktadır. Bazı ayetlerde de:

“Onlar hâlâ o sözü (Kur’an’ı) düşünmediler mi? Yoksa onlara, ilk atalarına gelmeyen bir şey (bir peygamber ve Kitab) mi geldi? Yoksa peygamberlerini tanımadıkları (onun doğruluğunu, dürüstlüğünü bilmedikleri) için mi onu inkâr ediyorlar? Yoksa “Onda bir delilik var mı” diyorlar? Hayır, O, hakkı getirdi, fakat onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar.”(13)

“Kur’an’ı düşünmüyorlar mı?...”(14) ; “Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa kalpleri kilitli midir?”(15)  diyerek, Kur’an’ı düşünmeyenleri yermektedir.

3- Kur’an, anlaşılmasını istemektedir: Kur’an’ın hikmet dolu prensiplerinin uygulanabilmesi için elbette ki onun önce anlaşılması gerekir. Yüce Allah çeşitli ayetlerde;

“Biz onu, anlayasınız diye, Arapça bir Kur’an olarak indirdik.”(16) ,  “Biz, düşünüp anlamanız için onu Arapça bir Kur’an yaptık”(17)  buyurarak, bizden Kur’an’ı anlayarak okumamızı istemektedir.

Hz. Peygamber de Kur’an-ı Kerim’in mânâsının anlaşılmasının lüzum ve önemini belirtmekte, kurtuluşun ancak, O’nu doğru anlayıp prensiplerini uygulamakla gerçekleşebileceğini açıklamakta, bu Yüce Kitabı, üzerinde düşünmeden okuyup geçmenin hatalı bir davranış olduğunu vurgulamaktadır. Bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurmaktadır: “Sizin en hayırlınız Kur’an’ı öğrenen ve öğretendir”(18)

Sevgili Peygamberimiz, bu hadisinde, öğrenip öğretmekten maksadın, Kur’an’ın hem okunuşunun, hem de mânâsının öğrenilmesi olduğunu ifade etmektedir. Zira anlamadan körü körüne bir şeyi ezberlemek, tam ve kâmil manada onu öğrenmek demek değildir. Yalnız Kur’an’ı yüzünden okumakla yetinmek, mana ve hükümlerini anlamaya çalışmamak doğru bir davranış olamaz. Asıl bizden istenen, ilâhî kelâmın mânâsını anlamaya çalışmak ve Allah’ın mesajından haberdar olmaktır.(19)

Ebû Said el-Hudrî (r.a), Rasulullah (sav)’ın şöyle buyurduğunu işitmiştir: “İçinizden öyle gruplar türeyecektir ki, siz onların namazları yanında kendi namazlarınızı, oruçları yanında oruçlarınızı, hayırlı işleri yanında kendi güzel davranışlarınızı basit ve küçük göreceksiniz. Onlar Kur’an da okuyacaklardır. Fakat Kur’an’ın feyzi onların boğazlarını geçmeyecektir. Onlar (ava) atılan okun avı delip çıktığı gibi dinden çıkacaklardır...”(20)

Bu hadisten anlaşıldığına göre, Kur’an’ı yalnız diliyle okuyup da, üzerinde düşünmeyen, manasını anlamayanlar, O’ndan gereği gibi yararlanamayacak, O’nun esprisini kavrayıp kalp ve ruhlarına yerleştiremeyeceklerdir.(21)

Yine Enes b.Mâlik (r.a)’den rivayet edildiğine göre, Ebû Musa (r.a), Hz. Peygamber (sav)’in şöyle buyurduğunu nakletmektedir: “Kur’an okuyan, gereğini olduğu gibi uygulayan mü’min, kokusu hoş, tadı güzel turunç meyvesi gibidir. Kur’an okumayan, fakat gereğini uygulayan mü’min, tadı güzel olan fakat kokusu olmayan hurmaya benzer. Kur’an okuyan, fakat gereğini uygulamayan münafık, kokusu hoş, tadı acı olan fesleğen gibidir. Kur’an okumayan münafık ise, tadı da kokusu da acı ve kötü olan Ebû Cehil karpuzuna benzer.”(22)  Hz. Peygamber bu hadisi ile, Kur’an okumanın iyi ve müspet bir faaliyet olduğunu, onun hükümlerini uygulamanın yararları bulunduğunu belirtmekte, bunların mutlaka samimiyetle yapılmasının gereğine dikkat çekmektedir. Onun prensiplerinin tatbik edilebilmesi için de mutlaka, içerdiği hususların doğru olarak anlaşılması icap eder. Bu da, Kur’an dilinin ve onun anlaşılmasına yardımcı olan ilimlerin iyi bilinmesi ile gerçekleşebilir. İşte o zaman insan, içi dışı bir, dengeli bir varlık haline gelebilir.

4- Kur’an, ihlâsla açıklanmasını istemektedir: Kesin olarak bilinmelidir ki, Kur’an’ın öğretilerini uygulamak ancak Kur’an’ı düşünüp manasını anladıktan, onun kapsadığı nasihat ve uyarılara vâkıf olduktan sonra mümkün olur. Bu da, Kur’an ayetlerinin bildirdiği hükümleri beyan edip açıklamakla gerçekleşebilir. Kur’an’ı açıklayan ilme “İlmü’t-Tefsir” denir. Kur’an, nüzûlünden günümüze kadar tefsir edilmiş, kıyamete kadar da tefsir edilecektir. Çünkü insanlar ondaki hakikatlerden ancak bu yolla istifade edebilirler. Nitekim Yüce Allah: “Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri apaçık gösterdik”(23)  buyurmaktadır. Başka bir ayette de,

“(Onları) açık deliller ve Kitaplarla (gönderdik) sana da bu zikri (Kur’an’ı) indirdik ki, kendilerine indirileni insanlara açıklayasın, ta ki düşünüp öğüt alsınlar”(24)  buyurarak, Hz. Peygamber’in Kur’an’ı insanlara açıklamasını istemektedir. Hz. Peygamber, gelen vahyi tebliğ etmesiyle, canlı ve hayatla içice kişiliğiyle Kur’an ayetlerini, hem fiiliyle (davranışlarıyla) hem de kavliyle (sözleriyle) tefsir etmekteydi. Yani O, Kur’an’ın yaşanabilir olduğunun somut örneğiydi. Nitekim Sahâbîler, Hz. Aişe validemize Rasulullah’ın ahlâkı nasıldı? diye sorduklarında; Hz. Aişe: “Siz Kur’an okumuyor musunuz? Rasulullah’ın ahlâkı Kur’an’ın kendisiydi”(25)  buyurmuştur.

5- Kur’an, ibret alınıp, hayatta tatbik edilmesini istemektedir:

“(Bu Kur’an), çok mübârek (bereket ve feyiz dolu) bir kitaptır. Onu sana indirdik ki ayetlerini düşünsünler ve akl-ı selim sahipleri öğüt alsınlar.”(26)  Bu ayette de belirtildiği gibi, Kur’an, ayetlerinin düşünülmesini, içerdiği hakikatlerden ibret alınmasını ve hayatta tatbik edilmesini istemektedir.

Diğer yazımızda Kur’an’ın temel özelliklerini anlatarak Kuran’ı tanıtmaya devam edeceğiz inşallah.

 

 

* Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Tefsir Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

msoysaldi@hotmail.com

1- ez-Zerkânî, Muhammed Abdulazim, Menâhilü’l-İrfan fi Ulûmi’l-Kur’an, Beyrut, trs, I, 14; Subhi es-Salih, Mebâhis fi Ulûmi’l-Kur’an, Beyrut, 1977, s.19.

   2- Bkz., er-Rağıb el-Isfehânî, Ebu’l-Kasım Hüseyin b.Muhammed, el-Müfredâtu Elfazı’l-Kur’an,  Beyrut, 1992, s.669.

  3- ez-Zerkânî, Menâhil, I, 15-20.

  4- Cin, 72/1-2.

  5- Tirmizî, Fedâilü’l-Kur’an, 14; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’an, 1.

  6- Müttekîn kelimesi vikâye kökünden gelir. Vikaye, “korumak”, müttakî “korunan, takvâ sahibi” demektir. Aynı kökten gelen takvâ, Arap dilinde canlı bir varlığın, dışarıdan gelecek tehlikeli bir güce karşı kendini korumasını ifade eder. Bu kelime, daha önce de Arapça’da kullanılıyordu. Fakat Kur’an sistemi içine girince önemli bir anlam kazandı. Kur’an’da takvâ, herhangi bir tehlikeden değil, Allah’ın azabından ve insanı bu azaba sürükleyecek günahlardan korunma anlamını kazanmıştır. Daha sonra inen âyetlerde takvâ, “saf dindarlık” anlamına gelmektedir. Ayrıntılı bilgi için bkz., Soysaldı, H.Mehmet, “Kur’an Semantiği Açısından Takvâ”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 1, Elazığ, 1996, s.21-42.

7- Bakara, 2/1-2.

8- Sâd, 38/29.

9- Alak, 96/1,3.

10- Bakara, 2/121.

11- Bu kavram, modern pedagojiye ait bir kavramdır.

12- Nur, 24/61; Bakara, 2/219, 266.

13- Mü’minûn, 23/68-70.

14- Nisa, 4/82.

15- Muhammed, 47/24.

16- Yusuf, 12/2.

17- Zuhruf, 43/3.

18- Buhârî, Fedâil, 21; Dârimî, Fedâilü’l-Kur’an, 2.

19- Aynî, Bedrüddin Muhammed, Umdetü’l-Kârî, Beyrut, trs, XX, 43.

20- Buhârî, Fedâil, 35; Müslim, Zekat, 142,154; Muvatta, Kur’an, 4.

21- Kastallanî, İrşâdü’s-Sâri, Mısır, 1889, VII, 477; Miras, Kamil, Sahihi Buharî Muhtasarı Tecrid-i Sarih Tercümesi, İst., 1947, XI, 286.

22- Buhârî, Fadâil, 35; Müslim, Müsafirîn, 243; Dârimî, Fadâilü’l-Kur’an, 6.

23- Bakara, 2/118.

24- Nahl, 16/44.

25- Müslim, Müsafirîn, 139; ez-Zuhaylî, Vehbe, et-Tefsiru’l-Münîr, Beyrut, 1991, XXIX, 46.

26- Sa’d, 38/29.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.