E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

TARİHE YÖN VERENLER;

Muhammed es- Senûsî

Asırlardan beri âlem-i İslam’da nadir zuhur eden dâhi insanlardan biri ve belki de düşüncelerinin kapsamı, gayesinin ehemmiyeti itibariyle en büyüklerinden, Seyyid Muhammed es-Senûsî el-Haseni el-Hattabi el-İdrisi, sülale-i tahiredendir. Soyu Hz. Hasan’a dayanır.

Senûsî 1787 yılında Cezayir’in Müstağnim şehrinde doğdu. Temel ilimleri babasından tahsil etmeye çalışan Seyyid Muhammed, genç yaşında babasını kaybetti. İlim ve takva sahibi bir aile çevresi olduğundan geri kalan tahsilini son derece zeki, akıllı ve takva sahibi halası Seyyide Fatıma sayesinde sürdürdü.

Ciddiyeti, fevkalade fesahati, sözlerindeki halavet ve tesir sebebiyle genç Senûsî dikkatleri üzerinde toplamaya başladı. Devamlı tefekkür halinde bulunması ve insanlardan uzak, inzivayı sevmesi babası olduğu kadar çevredeki zevatın da dikkatinden kaçmıyordu. Bir defasında tenha bir yerde düşünürken gördüğü oğluna; bu halinin sebebini soran Babasına şöyle cevap veriyor.

“Âlem-i İslam’ı düşünüyorum. Bu kadar sultan ve umeraya, bu kadar meşayih ve ruesaya rağmen bugün İslam âlemi çobansız bir koyun sürüsüne benziyor…

Her yerin mürşidleri, faziletlileri var, lakin İslam âleminin birleşmesi noktasına, bir gaye ortaklığına sevk edebilecek umumi mürşid’in bulunmayışına, dinimizin Tevhid ve ittihad üzerine tesis edilmiş olmasına rağmen âlem-i İslam’ın her tarafındaki ayrılık, ihtilaf ve cehaletin kaplamış olmasına çok üzülüyorum.

Bakınız Sudan ve Sahra’da hâlâ sürülerle putperest var. Meskun yerlerdeki bütün mescidlerde ilmiyle âmil olmayan yığınla ulema bulunmasına rağmen hallerinden memnunlar; buralardaki biçarelere hidayet yolunu göstermeyi akıl etmiyorlar… Ben bunları düşünüyorum baba.

Vazifeyi layıkıyla yerine getirmeyen, insanların önünü tıkayan, tevillerle müslümanları oyalayan, miskinliği takvaca yaşamak kabul eden sözde ilim ve şeyhler ciddi sorumludurlar.”

Bunun üzerine ne yapacağını sorduğunda:

“- Çalışacağım” dedi.

En iyi hocalardan fıkıh ve diğer dini dersler aldı. 16 yaşında Fas’a gitti. Meşhur Karaviyyin Üniversitesine kabul edildi. Burada birçok konuda ilim tahsil etti.

İlimde o kadar ileri gitti ki, Fas Sultanı Muley Süleyman’ın  dikkatini çekti. Sultan ona sarayda hizmet teklif etti. Seyyid el-Senûsî, bunun dünyevî güçlere boyun eğmek demek olduğunu düşünerek teklifi reddetti. İmam-ı Azam’ın Abbasi Sultanı Mansur’un teklifini kabul etmeyişi gibi.

İmam-ı Azam teklifi reddettikten sonra başına çok işler gelmişti. Senûsî içinde aynı akıbet tekerrür etmiştir. Artık Fas Sultanı Muley Süleyman tarafından istenmeyen kişi ilan edildi. Bütün mütegallibenin anlayışı bu değil midir? Kendisinin istediğini yapmayan, kendisi gibi düşünmeyen kimseleri taciz etmek, öldürmek, sürmek. Bunun üzerine ilme doymayan aşırı ilim meraklısı genç Senusî, Fas’ı terk eder. Artık o gezici âlim rolündedir.

Önce Tunus’a ardından Libya’ya oradan da Mısır’a gitti. Her gittiği yerde ününü duyan sayısız öğrenci tarafından karşılandı. Onun arzusu Mısır’da kalıp ünlü El-Ezher Üniversitesi’nde okumaktı. Ne var ki, orada dost değil düşman kabul ediliyordu. Kendilerini yetki ve etki bakımından geçeceğinden korkarak, Ezher şeyhleri, hakkında bir fetva çıkararak onu dinsiz ilan edecek kadar ileri gittiler.

Gittiği yerde idarî mekanizmayı elinde tutan insanların himayesinden ziyade tenkidiyle karşılaşan Senûsî’nin karizması her geçen gün artıyordu.

İstemeyerek, buruk bir vaziyette Kahire’yi terk etti. Vahyin merkezi Mekke-i Mükerreme’ye gitti. Nihayet aradığını orada buldu. Fazlı ile meşhur Şeyh Seyyid Ahmed bin İdris El-Fâsî ile tanıştı. Hıdıriye tarikatının başında bulunan Fâsî’nin yanında kısa sürede gerekli mevkiye vasıl oldu. Gözde bir talebe oldu.

Ünleri duyulunca Mekke’yi terk eden Hoca-talebe Yemen’e gittiler. Hocasının Yemen’de vefat etmesi üzerine Es-Senûsî 1837’de Mekke’ye döndü ve burada ilk Senûsî zaviyesini açtı.

Mekke’de olmalarından dolayı çok sayıda müslümanla tanışıp, görüşme imkanına sahip oluyordu. Böylece de her tarafta şöhreti artıyordu. Senûsî Hıdıriye Tarikatı’ndan başka mevcud diğer şeyhlerden de el almıştır. Artık müstakil bir lider olarak hareket ediyordu.

Ahmet b. Hanbel, İmam-ı Gazali ve İbn-i Teymiyye gibi ilmiyle âmil büyük İslam âlimlerini kendisi için örnek kabul eden Muhammed es-Senûsî, Arabistan ve Kuzey Afrika’daki zaviyelerini kaybetmemek şartıyla hareketin merkezini Sirenayka’ya kurmaya çalıştı.

Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ın kaygılandığı Senûsî hareketi, Fransızların Cezayir’i işgal etmesini de dikkate alarak hareket merkezini metruk olan Ceğub’a kaydırdı. (Buradan da anlaşılacağı gibi şartlar gereği bazen hareket merkezlerinin değiştirilmesi gerekmektedir. Bir nevi Sünnetullah olan bu durum çoğu zaman gerekebilir. Peygamberlerin hicretinde olduğu gibi.)

“Çevrenizde barış yapınız” hadis-i şerifinden de ilham alan Senûsî, güçlü şahsiyetinin de tesiri ile bölgede uyuşmazlık halinde olan kabileleri birbiriyle barıştırdı. Artık İslam’ı Afrika’nın tropik ormanlar bölgesinde anlatacaktı. Şöhreti gün geçtikçe yayılan Senûsî’nin halkası gün be gün genişliyordu. Hatta öyle ki, vahşiliği ile meşhur Afrikalı kabileler gelerek orada İslam’ın engin hoşgörüsüyle karşılaşıyordu. Bu arada seri şekilde zaviyeler açılıyordu.

Böylesine hareket dolu, eylem dolu hayatı 1859’da nihayete ermiştir. Yerine henüz 16 yaşında olan büyük oğlu Seyyid Mehdi geçti. Henüz 12 yaşında iken babasının bütün işleriyle uğraşan Mehdi, en ehil hocalardan ders alıyordu. Zekası ve engin anlayışıyla babasından devraldığı hareketi büyütüyordu.

Halkın kendisini hakkı ve adaleti getirecek olan Mehdi olarak görmesine karşılık, o bunları sürekli tekzib ediyordu. O da babası gibi, İslam davasına uzun seneler ve düzenli hizmetler vermek arzusundaydı.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.