E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

KENDİMİZİ TASHİH ETMEK / 12

Fazilet toplumu-5

HİZMET

Müslüman hizmet insanıdır. Diğer bir tabirle vakıf insandır. Balığı sudan çıkarsanız ne kadar yaşayabilir? Hizmet insanı da öyledir. O, hizmet olmadan yaşayamaz. Onun için  hizmetsiz bir hayat manevî bir ölümdür.

Bilmeliyiz ki hizmet ortamında bulunmak, Allah’ın dinine ve bütün mahlûkata hizmet etmek bir lütfû ilâhidir.

Hizmeti yüksünmek, hizmetten kaçmak ise büyük bir gaflettir. Nefis ve şeytanın aldatmasıdır.

Cenab-ı Hak salih ve muttaki müslümanların vasıflarını beyan ederken “Hayırlı işlerde birbirleriyle yarışırlar…” (Al-i İmran/114) buyurmaktadır.

Demek oluyor ki samimi, muttakî, salih bir müslüman, hizmetleri yüksünmek, hizmetten kaçmak şöyle dursun hayırlı hizmetlerde birbirleri ile yarışırlar.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de;

“Kavmin efendisi onlara hizmet edendir.” (Deylemi) buyurmaktadır.

Müslüman başkalarına yük olmamalı, bilâkis kendisi başkalarının yükünü omuzlamalı yardımcı olmalıdır.

Hizmet etmeyene himmet olunmaz. Çalışmayana ücret verilmez. Dilenene itibar olunmaz, veren el alan elden üstündür.

Hizmet edilmeye muhtaç bir duruma düştüğünüz zaman hizmet eden biri mi olsun istiyorsunuz, hizmet edecek  durumda iken hizmet edeceksiniz.

Cenab-ı Hakk’ın yardım etmesini mi istiyorsunuz, O’nun dinine yardımcı olacaksınız. “Ey iman edenler! Eğer siz Allah’(ın dinin)e yardım ederseniz Allah da size yardım eder. Ayaklarınızı sabit kılar.” (Muhammed /1)

Düşünelim bir kere, sıddiyku ekber Hz. Ebu Bekir radıyallahu anhi ashabın en faziletlisi yapan nedir? Onun dillere destan teslimiyet, sadakât ve hizmeti değil mi, O, din-i mübin-i İslâm’a, efendimiz, canımız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve selleme canıyla, malıyla, evladıyla hizmet etmedi mi?

Yapılan bir hizmetin makbul olabilmesi için, Allah rızasına uygun şekilde, ihlâsla, hiçbir karşılık beklemeden, usulüne uygun bir tarzda isteyerek, severek, aşkla vecdle yapmalıdır.

İbadetlerle ulaşılamayan nice manevî feyz, huzur ve sekinet, yapılan samimi hizmetlerle elde edilmektedir.

Nice salih, muttakî, Allah dostu  zatlar tanırım ki ilerlemiş yaşlarına rağmen misafirlerine bizzat kendileri hizmet ederler. Düşün, tefekkür et, ibret al.

Müslüman bir kimse sadece müslümanlara değil, bütün insanlara, bütün mahlûkata yetişebildiği kadarıyla, gücü yettiğince hizmet etmelidir.

Nitekim salih ecdadımız, sokak hayvanlarının bakımı, hasta olanlarının tedavisi; göçmen kuşlardan hasta olup gidemeyenlerin bakım ve tedavisi için vakıflar tesis etmişlerdir.

Şu iki hadis-i şerifi tefekkür edelim. Edelim de, değil insanlara hayvanlara bile hizmet etmenin ya da eziyet etmenin sonucunu görelim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır; “Bir adam yolda yürürken susadı, bir kuyu buldu, içine inip su içti. Yukarıya çıktığı zaman dilini çıkarıp susuzluktan toprak yalamakta olan bir köpek gördü. Adam: Zavallı hayvan tıpkı benim gibi susamış, dedi ve derhal kuyuya indi, ayağındaki papucunu çıkarıp içine su doldurdu, ağzına alıp yukarıya çıkardı ve köpeğe içirdi. Allah onun bu hareketinden memnun kalıp bağışladı. Dediler ki: Ey Allah’ın Rasûlü! Bizim için hayvanlara  yaptığımız iyilikler hakkında ecir var mıdır? Elbette, her canlı varlık için vardır, buyurdu.” (Buhari-Müslim)

Diğer bir hadis-i şerifte şöyle:

“Bir kadın bir kedi yüzünden cehenneme girdi. Çünkü o, kediyi eve hapsetmiş, yerin haşeratından yemesi için ne onu serbest bırakmış ve ne de ona yiyecek bir şey vermişti.” (Buhari-Müslim)

 

İTİDAL

İtidal, her akl-ı selim sahibi müslümanın en belirgin vasıflarından biridir. Çünkü itidal İslâm ümmetinin özelliklerindendir.

Cenab-ı Hak, şöyle buyurmaktadır:

“İşte böylece sizin insanlar üzerinde şahidler olmanız, Rasûlün de sizin üzerinizde şahid olması için sizi orta (dengeli) bir ümmet kıldık” (Bakara/143)

İtidalli hareket etmek, güçlü bir irade, sabır ve tevekkül ister. Bu özelliklere sahip olmayan kişi ve toplumlar her zaman taşkınlık yapabilirler. Halbuki aşırılık, taşkınlık mezmum bir sıfattır.

Nitekim Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Taşkınlar helak olmuştur. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bunu üç kere söyledi.” (Müslim)

Hizmet insanı, fazilet toplumunun fertleri her türlü taşkınlıktan, aşırılıktan sakınmalı, her sözünde, her işinde, bütün hizmetlerinde itidal üzere hareket etmelidirler.

 

İSTİŞARE

Gerek ukba işlerinde ve gerekse dünya işlerinde istişare çok mühim bir iştir. Müslümanlar bütün işlerinde ehil olan kişilerle istişare etmelidirler.

İstişare ile yapılan işlerde muhakkak bereket vardır. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin her işi vahiy ile tanzim edildiği halde, kıyamet sabahına kadar bütün fert ve toplumlara örnek olacak bir şekilde Rabbimiz, Efendimiz canımıza şöyle buyurmaktadır;

“İş hususunda onlarla istişare et” (Âl-i İmran 159)

Allah Teâlâ mü’minlerin vasıflarını bildirirken; “Onların işleri aralarında istişare iledir.” (Şûra 38) buyurmaktadır.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem de; “İstişare eden pişman olmaz.” “İstişare edilen kişi emin olmalıdır.” buyurarak hem istişarenin ehemmiyetini ve hem de istişare edilecek kişinin vasfını beyan etmektedir.

İslâmî hizmetlerde ferdi hareketler, hareketin, cemaatin içinde gruplaşmalar, hizmetlerin bereketini giderdiği gibi, hareketin başarısını da engeller.

Onun için çok disiplinli bir şekilde, olması gerektiği şekilde hareket etmeli, kulis yapmayı, gruplaşmalara neden olacak dedikodu üretmeyi istişare ile karıştırmamalıdır.

İstişare İslâm’ın emridir, köşe bucak, gizli gizli kulis yapmak, dedikodu yapmak ise İslâm’ın kesinlikle yasakladığı mezmum, çirkin bir iştir. Kötünün kötüsü bir ahlâktır.

 

SIRDAŞLIK

Müslüman, müslümanın kardeşidir, dostudur, sırdaşıdır. Hele aynı hizmet çatısı altında bulunan, aynı sorumlulukları yüklenen, aynı gaye için bir araya gelen bir toplulukta, bir cemaatte bu husus dorukta idrak edilmeli ve tatbik edilmelidir.

Sır saklamak çok üstün bir ahlâktır. Eskiler “ser verilir, sır verilmez” diyerek sır saklamanın sırdaş olmanın ehemmiyetine işaret etmişlerdir.

Bir kimse size sır olarak bir söz söylemiş ya da yaptığı bir işten bahsetmiş yahut sır olarak size bir şeyi danışmış ise bu artık sizin için bir emanettir. Size sır tevdi eden, onun açıklanmasına müsaade etmedikçe o sırrı asla ifşa edemezsiniz. Aksi takdirde emanete riayet etmemiş, ihanet etmiş olursunuz. Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Bir kişi diğer bir kişiye gizli bir söz söylese, bu söz onda emanettir, hiç kimseye söyleyemez.” (Ebu Dâvud)

Maalesef bu konuda diğer hususlarda olduğu gibi yeterli hassasiyet gösterilmemekte ve bir çok huzursuzluklara, sıkıntılara sebep olunmaktadır.

Sır vereceğimiz kişilere dikkat etmemiz gerekmektedir. Sır saklamasını bilmeyen ya da elde ettiği çeşitli bilgileri kendi lehine, dünyevî çıkarlarına kullanmak gibi kötü bir ahlâka sahip olan, şahsiyeti zayıf kişilere asla sır vermemeliyiz. Onunla sırdaş olmamalıyız.

İslâm düşmanları, gayr-i müslimler dost edinilemeyeceği gibi sırdaş da edinilmez. İslâm dini buna asla müsaade etmemiştir. Çünkü onlar asla ve asla müslümanın iyiliğini düşünmez. İslâm ümmetinin ilimde, irfanda, sanayide, ekonomide ve benzeri sahalarda kalkınmasını, yücelmesini istemez.

Nitekim Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten geri kalmazlar. Size sıkıntı verecek şeyleri isteyip dururlar. Gerçekten kin ve düşmanlıkları ağızlarından (sözlerinden) belli olmuştur. İçlerinde sakladıkları (düşmanlık) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız ayetlerimizi size açıklıyoruz.” (Âl-i İmran 118)

Bir kişinin diğer bir kişiye sır olarak söylediği bir sözü ifşa etmemek gerektiği gibi, toplantılarda gizli olarak konuşulan ve gizli kalması istenilen sözler de ifşa edilemez.

Bu hususta Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Meclisler birer emanet yeridir. (orada konuşulanlar gizli kalmak üzere konuşulmuşsa) ifşa edilemez. Ancak üç şey hariçtir. O üç şey:

Haksız yere kan akıtılmışsa,

Irza, namusa, iffete tecavüz edilmişse;

Haksız yere başkasının malı alınmışsa..” (Ebu Dâvud)

Hadis-i şeriften de anlaşıldığı gibi, sır olarak tevdi edilen bir şey, başkalarına zarar vermeyecekse o sır asla ifşa edilemez.

Ancak, size bir sır verilse, ya da siz bir kişinin gizlice yaptığı bir işe muttali olsanız, o sır ya da gizlice yapılan o iş, bir müslümana, bir topluluğa zarar veriyorsa müslümanların oturduğu bir hizmeti, engellemeye, oluşturulmuş bir cemaatin, bir hizmet toplumunun arasına fitne sokmaya, o topluluğu dağıtmaya çeşitli iftiralar ve yalanlarla müslümanların birlik ve beraberliğini, dirlik ve düzenini bozmaya matufsa, o sözü, o işi ilgililere bildirmek gerekir. Bu, sırrı ifşa değil, bilâkis yapılması vacip olan bir vazifedir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.