E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A.HAMİT ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;

Kalem Aklın Cevheridir

Kur’an dilini oluşturan hece harflerinin yirmi beşincisi NÛN’dur. Kur’anda en çok kullanılan bir harf olarak Nûn, balık ve su buharı gibi gaz kütlesi anlamına gelen bir cevherdir. Şekil ve mânâ itibariyle mürekkep hokkası anlamına  da gelen NÛN, ğunne sıfatına haiz iki harften birisidir. Ğunne, güvercin uğultusu ve kumru sesini andıran bir nağmedir ki mahalli, ağız ve burun boşluğudur. Dil gibi dudak ve burunun Kur’an tilavetinde önemi büyüktür. Çünkü ağız/dil ve burun dimağa ulaşan yollardır. Dudağının vav’ı bozulmuş, burnu koku almayan(!) bir okuyucunun dili kulağa hoş gelmez. Zira, hançeresi/çene yapısı havsala/beyin kapasitesi kadar mühimdir. Kelam kaleme bağlıdır. Kalem dilin kardeşidir. Dil gönlün aynasıdır. Dilin aslı kalptir. Allah cc. Kişinin kalıbına değil kalbine bakar.

Arş, akıl ve cevher gibi Allahu Teala’nın ilk önce yarattığı şeylerden birisi de kalemdir. Arapça KA-LE-ME fiilinden masdar bir isim olarak Türkçe’ye aynen intikal eden kalem kelimesi “yontularak ve bir miktar kesilmek suretiyle yazı yazmaya elverişli hale getirilen araç/alet” demektir. Anadolu’da eğitim ve kültürü zayıf insanlara yontulmadık ifadesi bunun için kullanılmıştır. Varaka/kağıt dişil, kalem ise eril bir kelimedir. Yani kağıt/sahife kalemin tarlasıdır. Bu yüzden kalemsiz öğretim olmaz. Bir tablet, bir kitabe, bir hece taşı, bir levha ve bir çivi yazısı da olsa yazmak; okumak ve konuşmaktan zordur. Bu yüzden olsa ki âlimin mürekkebi şehidin kanından üstündür. Eğer âlim; “okur âlim, tutmaz zâlim” değilse.

 

68 KUŞAĞI

Kalem belirsiz bir isim iken el-kalemü belirli bir isimdir. Bu kalem başka kalemdir. Bu kalem ilahî takdir kalemidir ki kılıçtan keskindir. Kâinatın başlangıcından kıyamete kadar meydana gelecek bütün nesne ve olayları ilahî bir programla levh-i mahfuza kudret kalemiyle nakşeden Cenab-ı Hak hokka ile kaleme ve erbab-ı kalemin, kiramen katibinin yazmakta olduğu şeylere değer atfederek yemin etmiştir (Kalem, 1). Cismi Nur-i Muhammedî’den oluşan ve levhi mahfuzu yazan kudret kalemi kurumuştur. Ancak meleklerin ve insanların kullandığı kalemler mecazdan hakikate uzanan satırlar üzerine yazmaya devam etmektedir. Yazıcı meleklerin basın odası el’an görevdedir. Amel defterlerini, kendi kişisel dosyasını ve klasörünü Rakibûn Atîd ile birlikte tanzim edenlere ne mutlu!..

Fatiha sûresinden hemen sonra Mekke’de indirilen, 52 ayetten oluşan ve 68. sıraya yerleştirilen Kalem Sûresi’nin hükümranlık anlamına gelen Mülk Sûresi’nden sonra ve kıyamet anlamındaki Hâkka Sûresi’nden önce yer alması ilgi çekicidir. Mekke’nin 68 kuşağına (!) hükümranlığını kalem ile koruyamayan iktidar sahiplerinin akıbet ve kıyametinin feci olacağı ima edilmiştir. Öyleyse temelli korku ve zulüm üzerine kurulmuş sistemler karşısında İslam medeniyetini inşa etmek için Taşgetirenler kadar Taşı gediğine koyanlar da olmadığı sürece Yeni bir şafak doğmayacak ve kara bulutlar dağılmayacaktır.

KADI BEYDAVî

Temeli Kur’an ve sünnet üzerine bina edilen Osmanlı devleti bu yüzden basın ve kalem odasına çok önem vermiş, ilmiye sınıfı, mülkiye ve seyfiye sınıfının başında yer almıştır. Lâkin sonunda Osmanlı’nın çınarını testere uçlu genç kalemler devirmiştir. Öyleyse vatan ve milletin selameti için süngü uçlu genç kalemler yetiştirilmelidir ki milleti devletine düşman edenlerin boyu devrilsin inşaallah. 7 Mayıs 1920’deki gibi Bakanlar Kurulu on bire indirilmeli ve bunlardan birisi de Diyanet İşleri Bakanlığı olmalıdır. Diyanet’e verilen kırmızı plaka mavi boncuk olmamalıdır. Hatta YÖK, DİB’na bağlanmalıdır. Nasıl olsa profesörler de cübbe ve kep giymiyorlar mı? Bir mihraba iki imam olur mu? Olmazsa bırakın Kadı Beydavi(!) YÖK’ü YEK çapsın KEK yapsın. Böylelikle Ankara fetvası kilise dogmasını hükümsüz kılsın. Milli birlik ve beraberlik yeniden tesis edilsin. Değilse devlet ile millet arasında kıyılan nikahın akide şekerini ve yaş pastasını yiyip, gelin ve damadın ayağına dolaşanlar, AB treni raylarına yatıp şehit evlatlarını irtica töhmetiyle tehdit edip, öz vatanında parya olarak görmeye devam edeceklerdir. Evet... Sarayın yolu mutfaktan geçer... Sarayın mutfağı ise kalem odasıdır, bürokrasidir. Kalem ağası, Elmas Mehmed Paşa olacağına Sopasalan Kâmil Paşa olur. Havaya attığı değnek yere ininceye kadar sadaret mührünü kepeneğinde taşıyıp da “Tuzla arazisi vakıftır” diyen Çoban Sülo(!) kadar olamadık.

 

FİNO FİNO

AB’ye engel teşkil ediyor diye DEP davasından yargılananlar tahliye oluyor da, 312’den yargılananlar neden cezaya müstehak oluyor. Devletine iyi bir vatandaş olmak için hayırsız evlat mı olmak gerekiyor? Arapça LENA kelimesinin ikinci harfi nûn düşerse LÂ/Hayır, yok olur. Din, devlet ebed müddet olmazsa vatan millet sakarya olacaktır. İyi de böyle giderse ne Sakarya Türküsü yazacak Necip Fazıl, ne milletin İstiklâl Marşını yazacak Mehmed Akif, ne 30 Ağustos 1922 zaferini kaleme alacak Yahya Kemal, ne de Bayrak hasretiyle yanıp tutuşan Arif Nihat Asya kalacaktır. Ve ne de vatan müdafaası için kundağındaki çocuğunun battaniyesini çat ayazda top mermisine saracak AK Fatmalar yetişecektir. Yeni nesil üzerine giyecek bir şey bulamıyor ki defilelerde... Nerde o top mermisine sarılacak battaniye? Bebek mi, o da ne? Çarli, Yumoş, Fino Fino...

Yine daldık gidiyoruz çala kalem değerli dostlar. Delinin kalemi olmaz derler ya gerçekten doğru... İçimde kabaran “Sen mi kurtaracaksın be Selami?” homurtusuna karşı daha dün nazil olmuş gibi tazeliğini koruyan Kalem Sûresi’nin 5 ve 6. ayetleri karşıma çıkıyor: “Yakında göreceksin; onlar da görecekler. Delilik hanginizde imiş?” Ayette hitap hususi ancak hüküm umumidir. Kalem kelama devam ediyor: “Habibim sana mecnun diyen o meftunlar (şeytan çarpmış deliler) arzu ettiler ki sen yağcılık yapsan (onları yağlasan, alçak emellerine ses çıkarmayıp olur desen, yalanlarına yağ sürsen) o vakit yaltaklanacaklardı. (Onlar da sana yağ çekecekler, ne büyük ve ne akıllı adam(!) diyeceklerdi.) (Kalem, 9)

 

VARA VARA HELE NERE?

Demek ki dil ve kalem kendilerine yemin edilmeye değer varlıklar olmakla birlikte doğruyu söylemek için çalışmayan yağcı diller ve yağcı kalemler, her türlü yağdanlık ve çaydanlık takımları(!) yüce ahlaktan ve akıldan uzak, itaat edilmeye layık olmayan zavallılardır. “(Rasûlüm) Şunların hiçbirine ve genel kurallarına(!) itaat etme:

1- Çok yemin edici

2- Alçak/adi

3- Daima kusur arayıp çekiştiren

4- Durmadan laf getirip götüren/ koğucu

5- İyiliği hep engelleyen

6- Sınır tanımaz (hak-hukuk bilmez, haddini aşar ve hakkına razı olmaz)

7- Günahtan ve vebalden çekinmez (ahirete inanmaz)

8- Kaba-saba

9- Haşin (zorbanın teki, saygısız, obur, despot...)

10- Bütün bunlardan başka damgalı soysuz (kulağı kesik, nesebi belirsiz ve dalkavuk)

Mal sahibi ve oğulları var diye (servet ve kuvveti var belki bir faydası dokunur(!) veya kötülüğünden sakınılır) diye itaat etme. Ona ayetlerimiz okunduğu zaman karşısına geçip “Evvelkilerin masalıdır” demiştir. Onun burnuna biz yakında bir damga vuracağız. (O hainin defterini dürüp ipliğini pazara çıkaracağız.)” (Kalem 10-16) Ayetin inişine sebep olan Velid b. Muğire’ye, Peygamberimize mecnun demesine karşılık on sıfat sayılmış ve sonra Bedir Savaşında hendek mekan olmuştur. Demek ki her şey vara vara here here bir KÖK’e dayanıyor.

 

TÜKENMEZ KALEM

Kalem kelimesi Kur’an’da iki yerde tekil iki yerde de çoğul şekliyle yer almıştır. Kalem ve Alak Sûrelerinde tekil, Lokman ve Âl-i İmran sûrelerinde çoğul olarak geçmiştir. İnsan(lığa) bilmediğini kalemle öğreten Rabbinin adıyla okuması (Alak 1-5) emri hâlâ değerini korumaktadır. Ayrıca ilmin sonsuzluğu anlatılırken yeryüzündeki ağaçların tamamı kalem, denizlerin de yedi katı daha artırılarak mürekkep olması halinde bile ilahî kelamın tükenmeyeceği ifade edilmiştir. (Lokman, 27)

İsrailoğullarından hangisinin Hz. Meryem’i himayesi altına alacağını belirlemek için çekilen kura okları da kalemle dile getirilmiştir. (Al-i İmran, 44)

Naslardan anlaşıldığına göre iki çeşit kalem vardır. Birisi insanların öğrenim ve öğretim vasıtası olarak kullandıkları maddî/dolma kalem... Diğeri ise ilahî ve manevî, Mutlak tükenmez kalemdir. Bu kalem Allah’ın sonsuz akıl ve ilim hazinesidir. Bu tükenmez kalem yöneltilen hitapları vasıtasız olarak anlayan akıldır ki buna akl-ı evvel denir. Akl-ı selim işte bu akla râm olmalıdır. Arabasını yokuşa sürenlere ne demişti Ziya Paşa’mız:

“İdrak-i meali bu küçük akla gerekmez

Zira bu terazi bu kadar sıkleti çekmez.”

 

Allah’ım, kalemimizi kelamına aykırı yazdırma. Akıllanıncaya kadar deliden ve bunaktan kalemini kaldırmış olsan da günah sarhoşluğu ve nimet azgınlığı içinde cinnet geçirmekte olan nefsimizi ve neslimizi affeyle. Yoksa Veyl çok derin Allah’ım.

 

ALO 177!..

Biz müslümanları, o günahkarlar gibi yapar mıyız hiç, diyorsun amma biz Balık Sahibi Yunus gibi olduk. Ne Ninova kaldı elimizde, ne Musul ve Kerkük. Ne de Fırat ve Dicle’ye kaside yazan Fuzûlî kaldı meydanda... Bizi ham edip yutacak köpek balıkların da çok acımasız. Allah’ım ümmeti Muhammede yardım et.

Alo 153 dedim zabıta dediler. 154’ü çevirdim Alo trafik dediler. 155’de polis imdat çıktı karşıma, 156’da jandarma var dediler. Haçlı seferleri hortladı Artin Peter   (Hortlak) Anadolu’ya, analarımıza ve kızlarımıza kadar uzatıyor ellerini, durdurun bu yayınları dedim 178’den RTÜK çıktı karşıma. Alo 177’ye az Irak’ta(!) bir orman yangını var. Sedir çamları yanıyor diyecektim. 188 cenaze imamı çıktı karşıma. 110, 112 derken hepsini aradım... Nafile... Hepsi 99’dan küçük geldi. Aklın yolu birdir ve O bir Sensin dedim Ya Vedûd!.. Bizimle, akıl ve hevasını tanrı edinenlerin arasını aç. Tatmin olmuş bir nefis gibi iyi kullarının arasına kat. Bize şehadeti nasip eyle ki cennetine girmeye yüzümüz olsun. Zira:

“Mezarda kan terliyor dedemin iskeleti

Ne yaptık ne yaptılar mukaddes emaneti”

El-aman Ya Rabbi...

KAYNAK:

1. T.D.V. İslam Ansiklopedisi, c.24, Kalem mad. İstanbul 2001

2. Hak Dini Kur’an Dili, M. Hamdi YAZIR (Zaman) İstanbul

3. Safvetüt Tefasir, M. Ali Sabuni (Yeni Şafak) İstanbul

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.