E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

PROF. DR. NUSRET ÇAM

KAPAK;


RÖPORTAJ

“Sanatla Allah’a varan insanların imanı estetik bir imandır”

 Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, İslam Tarihi ve Sanatları Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nusret Çam ile İslamda Sanat-Sanatta İslam kitabı üzerine konuştuk. İslamda sanat ve estetik konusu çokça işlenen ve üzerinde durulan bir konu değil. İslam kültür ve medeniyetinde önemli bir yeri olan ancak günümüzde ihmal edilen bu meseleyi İlkadım okuyucularının gündemine getirerek İslam’ın sanatla, güzel olanla yakın ilişkisini irdelemek istedik.

 

• • •

 

- Hocam, İslam’da Sanat-Sanatta İslam kitabını yazmaya neden ihtiyaç duydunuz?

- Türkiye’nin ve İslam dünyasının kanayan yaralarından biri de sanatla İslam’ın, İslam’la sanatın bağdaştırılamamasıdır. Bu son derece ciddi bir olaydır. Çünkü bazıları İslam deyince maalesef kötü şeylerle anlıyor. Veyahutta heykel kırmayla anlıyor. Afganistan’da olduğu gibi tarihî eserlerin tahrip edilmesi bu yanlış anlamalara sebep oluyor. Halbuki sanatın İslam’da önemli bir yeri vardır. Ben lise yıllarından itibaren edebiyat ve şiirle ilgilenmeye başlamıştım. Sanata meylettiğimden ve sanat tarihçisi olduğum yıllardan sonra gerçekten ciddi ciddi sordum kendime: Acaba bu yaptığım iş İslam’la ne kadar bağdaşıyor. Sonra gördüm ki İslam doğrudan doğruya estetikle alakalıdır. Sanat İslam’ın bir parçası temel unsurlarından bir tanesi. Zira “Allah güzeldir ve güzeli sever.” diye bir hadis-i şerif var. Allah’ın güzel isimleri var. Bu güzel isimlerden biri Musavvir’dir. Yani tasvir edici, suret yapandır. Allah insanı güzel bir surette yaratmıştır. Bütün bunlar çerçevesinde baktım ki iş çok ciddi bir boyut kazandı ve bu kitabı yazmaya karar verdim.

 

- Peki tasvir İslam’da yasak mıdır? Bu konuya açıklık getirir misiniz?

- Konuşmak nasıl yasak değilse, yemek nasıl yasak değilse tasvir de yasak değildir. Kur’an-ı Kerim’de resim yapmanın yasak olduğuna dair en ufak bir ifade bulamazsınız. Hatta Kur’an-ı Kerim’de resmin yasak olmayıp tam tersine mübah olduğunu gösteren pek çok ayet vardır. Sebe’ suresinin 13. ayetine göre Süleyman Peygamber’e (a.s.) yakın kimseler O’na heykel yapmışlardır. Sarayda kullanmak (süs) için.

 

- Kendisi müsaade etmiş mi?

- Tabi kendisi yaptırmış. Bu ayete göre mihraplar, saraylar veyahut da mabetler, büyük büyük havuzlar, büyük büyük kazanlar yaparlardı. Ve temasil yaparlardı. Temasil heykel demektir, hatta estetik değeri olan heykel demektir.

 

- İnsan heykelleri mi bunlar?

- Bunu tam bilemiyoruz. Tefsirciler bu konuda anlaşmış değil ama benim kanaatime göre at heykelidir. Çünkü Sa’d suresinin 31. ayet-i kerimesine bakarsanız burada Süleyman Peygamber’in (a.s.) atları sevdiğini anlarsınız. Hatta bu cennet atlarının kendisine özel olarak gönderildiğini görürsünüz. Ve Hz. Peygamberimizin (s.a.s.) Hz. Aişe’yle olan bir şakası sırasında Hz. Peygamber’in bu atların kanatlı atlar olabileceğini belirttiği anlarsınız. Peygamberimiz bir gün Hz. Aişe’nin yanına geliyor. Odasında oturmuş bir şeyle oynadığını görüyor. Peygamberimiz soruyor: Ya Aişe, bu nedir? Oğullarım diyor. Peki ya Aişe şunlar nedir? Kızlarım diyor. Peki ya şu ortadakiler? At diyor. Efendimiz tebessüm ederek gülüyor. Ya Aişe atların kanatları mı olur diyor. Demek ki kanatlı atmış. Hz. Aişe’nin verdiği cevap çok enteresan: “Bilmiyor musun ki Süleyman’ın da kanatlı atları vardı.”

Hz. Süleyman hakkındaki Sebe suresinin 13. ayeti, Sa’d suresinin 31. ayeti ve bu hadisi, üçünü yanyana koyduğunuz zaman tablo meydana çıkıyor.

 

- Hocam Peygambere Efendimiz’den başka bir örnek daha aktarmanız mümkün mü?

- Evet mümkün Peygamber Efendimizin kendi ayak izini yaptırdığını, resmettirdiğini söyleyebiliriz. İspatı İstanbul’dadır. Topkapı Sarayı’nda Kutsal Emanetler Dairesi’nde Hz. Peygamberimizin kendi rızasıyla yaptırdığı ayak izi vardır. Üstelik “Çamura basılmış da ayağının izi çıkmış değil.” Yakından bakarsanız o taşın bazalt olduğunu görürsünüz. Bazalt, işlemesi çok zor mermer taştır. Dolayısıyla çamura basmak suretiyle çıkan bir iz değil bu. Doğrudan doğruya birisi bunu yapmıştır. Peygamber efendimiz yaptırmıştır. Bu kendisinin resim yaptırdığına dair işarettir. Örnekleri çoğaltmak mümkündür.

Mesela bir gün Peygamber Efendimiz, ya Aişe şu perdeyi kaldır diyor. Hz. Aişe mesciddeki bu perdeyi kaldırıyor. Çünkü perdede suret var, resim var. Hz. Aişe bu perdeden yastık yapıyor ve üzerinde resim bulunan bu yastıklar Peygamber Efendimiz tarafından kullanılıyor.

Hâlâ İslam’da resim ve tasvirin haram olduğunu düşünürsek fotoğraf, televizyon (dini yayın yapsanız bile) haram olur. Surettir çünkü. Dolayısıyla resimi günlük hayatımızdan çıkarırsak ne olur? Gazete biter, dergi biter, kitap biter, bilgisayar biter, internet biter.

 

- Bu fıkıhçıların söyledikleriyle çelişmiyor değil mi? Daha doğrusu bu yeni bir yorum mudur zamana göre?

- Tabii ki zamanın fıkha etkisini inkar edemeyiz. Mesela ben bugün değil de 200 sene önce yaşasaydım bu şekilde söyleyebilir miydim?

Bir de ayet ve hadislerin iyi irdelenmesi gerekiyor. Perde hadisi gibi. Peygamber Efendimizin namaz kılarken dikkatini çektiği için kaldırılması, fakat bir yandan da onu yastık olarak kullanmakta beis görmemesi dikkat çekicidir.

 

- Namaza engel olduğu zaman kaldırılması önemli değil mi?

- Evet. Çünkü Peygamberimizin odasının öbür tarafı mescit. Yani avludan, mescidden giriliyor Efendimizin evine. Dolayısıyla orası dînî bir alan. Ama evinin diğer tarafı sivil bir alan. Yani sivil alanlarda resim kullanmakta bir beis yoktur. Ama mescitlerde resim yasaktır.

 

- Hocam İslam dünyasında bir estetik erozyon ve tarihi tahripten bahsediyorsunuz. Bu düşüncelerinizi biraz açar mısınız?

- Camilerimizden başlayalım. Camilerimizin avlusuz, bahçesiz yapıldığını görüyoruz. Hem cennetten bahsedeceksiniz, cennetin bahçeden ibaret olduğunu söyleyeceksiniz, hem de camilerinizi bahçesiz yapacaksınız. Kaldırımdan çıkılan bodrum katlarındaki camiler, veyahut da altı hızar atölyesi, torna atölyesi ve üstü cami. Bu İslam estetiğine, Allah’ın evi imajına hiç uygun değildir.

Güncel bir konuya geleyim. Popstar yarışmalarına bakınız. Bunlar estetik erozyon değil midir? Ne ses var, ne müzik terbiyesi var, ne de adab-ı muaşeret var. Ya da oturduğumuz evlere bakalım. Evlerimizdeki yaşantılarımıza bakalım. Bizi rahatsız edecek şekilde önünden geçilmeyen evler ve sokaklar. Hangi konuda biz büyük eserler meydana getirmişiz? Kaç eserimiz var bu şekilde? Hâlâ Sultan Ahmet’le övünüyoruz, Selimiye ile övünüyoruz. Aradan 500 yıllık bir zaman geçmiş. Bunlara yeni şeyler eklemeyelim mi?

Romancılığımıza bakalım, durum aynı. Şiir bitmiş, mektuplar bitti. Romanı kim okuyor? Hala Çalıkuşu’ndayız. Bir Cengiz Aytmatov yoktur Türkiye’de. Bütün bunlar estetik erozyondur. Estetik kirlenme son derece yüksektir.

 

- Hocam eskiler daha estetik yaşıyordu diyebilir miyiz?

- Tabii ki kaliteli yaşayan insanlar o zaman da vardı bu zaman da vardır. Fakat onlar kendilerine has bir değer oluşturmuşlardı. Kendilerine has bir estetik anlayışları vardı. Belki padişahtan vezire, paşalara kadar herkes aynı estetik seviyede değildi ama estetik bir hassasiyet vardı. Mesela Aşık Veysel, okuma yazması olmayan, Sivas’ın köyünden çıkmış bir adam. O kültüre hitap eden bir adam. Bir onun yaptığı esere bakın; bir de Hacı Arif Bey’in eserine bakınız. İkisi de farklı sahalarda olmakla beraber ne kadar güzel duyguları ifade ediyor. Okumuşluğun da bununla alakası yok. Ama şimdikilere bakıyoruz; estetikten ve kaliteden çok uzak.

 

- Sanat deyince akla güzel olan geliyor. Peki güzelin bir ölçüsü var mıdır? Güzel nedir?

- Bu dünyanın en zor sorularından bir tanesi. Şiiri tarif edebilir misiniz? Ruhu tarif edebilir misiniz? Peki Allah’ı (c.c.) tarif edebilir misiniz? Aşk! Aşkı tarif edemezsiniz ama onun eserini görürsünüz. O bakımdan güzel olan, insanlarda olumlu duygular uyandıran ve fizikî olaylar, görüntülerdir. İnsanlarda pozitif duygular uyandırır. Bu genel bir tanım olabilir ama izafidir. Bir de çok izafi olan, gerçek olan güzellikler de vardır.

 

- Peki sanat da hakikate ulaşmanın bir yolu mudur?

- Ta kendisidir. Ama düşünebilen bir beyin, hissedebilen bir ruh için. Hissedemeyen bir ruh, düşünemeyen bir beyin için binlerce delil serseniz yine de fayda etmez. Ebu Cehil inandı mı, Peygamber Efendimiz’in o güzelliği karşısında? İnanmadı. Birazcık düşünebilen bir insan için sanat hakikatın ta kendisidir. “Çünkü sanatla Allah’a varan insanların imanı estetik bir imandır.” Kendisiyle barışık bir imandır. Ve dolayısıyla bu iman kişisel bir imandır. Baskıyla oluşan veya taklide yönelik bir iman değildir. “Sanatla, ilimle, aşkla elde edilen iman gerçek bir imandır.” Bunda taklit olmaz. Aşk ilim ve estetik. Bu üçlü temele dayanan iman güçlü bir imandır. Böyle bir iman dünyanın en sağlam kalesinden daha sağlamdır, kimse yıkamaz.

Allah Cemil’dir mesela. Sanat da Cemil’dir. Güzelliği hissedebilen bir sanatçı Allah’ın Cemil sıfatını, musavvir sıfatını, bedi sıfatını ötekilerden çok daha iyi kavrar. Benim Allah’ım güzeldir ve güzeli sever. Ben mesela, şiir yazıyorum, fotoğraf çekiyorum. Cenneti çok iyi anlıyorum. Ama estetikle bir alakası olmayan, bir gülü koklamayan, sevdiğine bir çiçek vermeyen, bir ağaç ekmeyen, tebessümle bakmasını bilmeyen bir insan Allah’ı nasıl tanır? Ne kadar iyi tanır? O bakımdan hakikate ulaşmak için sanat şarttır.

 

- Peki eski devirlerde sanatın daha çok tasavvuf çevrelerinde gelişmiş olması bir tesadüf müdür?

- Hayır tesadüf değildir. Tasavvuf saf halde kalp rikkatidir. Bunu tarikat boyutuyla değil, felsefî boyutuyla ele alıyorum. Tasavvuf rikkatli kalp elde etmeyi başarmıştır. “Kalp inceliği” Kur’an’ın bütün mesajı burada toplanıyor: Sorumluluk bilinci, incelikli düşünme. Sevgi ve güzellik duygusu. Tasavvuf dediğimiz de budur zaten. Bu bakımdan sanatın tasavvuf çevrelerinde gelişmesi bir tesadüf değildir. Mesela onların ne çok kullandıkları yazılar “Edeb Ya Hu”, “Ya Vedûd” gibi yazılardır. “Ya Vedûd” seven ve sevilen; aşık ve maşuk demektir. Allah (cc) seven ve sevilen bir varlıktır. Demek Allah da bize aşıktır. Vedûd, Allah’ın isimlerinden biridir. Bunun anlamını en çok bilen de eski mutasavvıflardır. Bu yüzden sanatla uğraşmışlardır. Allah’ın güzel sıfatlarıyla hemhal olmuş sanatçılar bu yüzden ince insanlardır.

 

- İslam sanatlarından soyut sanatların ağırlık kazandığı dikkat çekiyor. Acaba soyuta yönelmenin sebebi nedir?

- Her sanatın arkasında bir felsefe vardır. Bizim İslam sanatlarının da, Batı sanatlarının da arkasında kendi felsefeleri vardır. Bizim klasik sanatlarımızın arkasında soyutluk vardır. İslam’da da soyut inanç vardır. Allah (c.c.) soyut bir varlıktır. Biz soyut bir varlık olan Allah’a inanıyoruz. Yani gözle görülebilen bir Tanrı yok bizim inancımızda.

Budistlere bakıyorsunuz Tanrı bir insan. Eski yunanlılara bakıyorsunuz, insandan ilahları var. İlahlaşmış insanlar, insanîleşmiş ilahlar. Çok şeklî düşünen insanlar.

Hristiyanlara bakıyorsunuz, onlar da Hz. İsa’yı, beşer olan Hz. İsa’yı ilahlaştırmışlar ve Tanrıyı bu şekilde düşünmüşler. Bu bakımdan onların sanatlarının soyut olmaması gayet normal. Figüre yönelmeleri tabiidir.

Bizim tanrı inancımızda böyle bir şey yoktur. Bizim Allah inancımız mücerrettir. Somut değildir. Dolayısıyla biz almışız bir gülü, soyutlaştırmışız. Bunu bir fotoğrafla anlatmamışız. O Allah inancı ruhumuza işlemiş. Hiç farkında değiliz. Sanatkâr onu yaparken benim Allah inancım böyledir diye düşünmemiş belki ama biz her şeyde soyutlaştırmaya gitmişiz. Mesela Selçuklu sanatçıları insan figürlerini soyutlaştırmışlar, üsluplaştırmışlar. Bunları fotoğrafik, natüralist bir anlatımla anlatmamışlar. Bunun yerine stilize ederek kendilerinden bir şey katarak anlatmışlardır.

 

- Günümüzde İslam dünyasında (özellikle Türkiye’de) sanat faaliyetleri ne durumda?

- 30-40 yıl öncesine göre bir kıpırdamanın olduğunu görüyoruz. Tezhibin yeniden canlandığını görüyoruz. Minyatür yeniden doğdu. İstanbul’da güzel örneklerini görüyoruz. Tasavvuf musikisinde beste yapan sanatkarlarımız var. Refet Hatiboğlumuz var. Demek ki eski klasik sanatlarımızda faaliyetler başladı. Yeter ki devlet desteklesin, bizi arabeske boğmasın. Yine bir takım cemaatler klasik sanatlarımızı alıcı olarak desteklesin. Mesela beni düğünlere davet edenlere ben altın hediye etmiyorum. Tencere, kap kacak vs. hediye etmiyorum. Ebru hediye ederim. Bir sanat eseridir. Onu anlayacak seviyedeyse tabi. Odama bakın tablolarla dolu. Evim de böyledir. Tablolar, eski yazılar, tezhipler, fotoğraflar vardır. Mesele insanın estetik zevkini yükseltmektir.

 

- Hocam son olarak Batı sanatlarıyla Doğu sanatları arasındaki temel fark nedir sizce?

- Batı sanatlarının arkasında felsefe vardır. Darvin vardır, Karl Marks vardır… İnsanların ihtiyaçları, arzuları vardır. Batıda bunları görürsünüz. Arka plana bakmak gerekir. Bizim insanımız para kazanmak için sanatla uğraşmaz, içinden gelir. Biz de sanat, insanın kendisini ifade etmesi için vardır. Sanat gayedir, onlarda ise vasıtadır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.