E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

SADIK EMİN

DÜŞÜNCE;

Abant Toplantıları üzerine

“Ey iman edenler! Yahudilerle Hristiyanları dost edinmeyin ! Onlar birbirlerinin dostlarıdırlar. İçinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak o da onlardandır. Allah (c.c.) ise zulmedenleri doğru yola çıkarmaz” (Maide, 51)

Adını yapıldığı yerden alan geleneksel Abant toplantıları bu yıl ABD’ye taşındı. Türkiyeli katılımcılar arasında iki bakanla birlikte Kemal Derviş, Cengiz Çandar ve agnostik tarihçi Mete Tunçay öne çıkan isimlerdi. ABD’nin çeşitli üniversitelerinden katılan konuşmacılar arasında ise “Tarihin Sonu ve Son Adam” adlı meşhur kitabındaki teziyle Amerikan emperyalizminin dünya hakimiyetini seneler önce ilan ederek ABD’nin Ortadoğu başta olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerine demokrasi getirmek adına çöreklenmesinin ideolojik zeminini hazırlayanlar arasında olan Francis Fukuyama vardı.

Bu toplantıda neler konuşulduğunun, Mehmet Aydın ile Kemal Derviş’in ve diğer -en azından görünüşte- zıt kutupların hangi “ortak değerler” ve hangi asgari müşterekler üzerine diyalog geliştirdiklerinin elbette analiz değeri var. Ancak bundan daha önce bakılması gereken şey, toplantıyı kimlerin organize ettiği, kimlerin katıldığı ve toplantının nerede ve hangi konjonktürde yapıldığıdır. Zira Abant toplantıları şimdiye dek -özellikle bu defa- muhtevasından çok bu yönleriyle kamuoyunda makes buldu ve tartışıldı, mesajlar bu hususlara gönderme yapılarak verildi. Toplantıların içeriği bazı gazetelerin arşivlerinde kalırken akıllarda yalnızca bazı müslümanların kendi yaşayış ve ifade ediş biçimlerini “evcil” bulan bir kısım Türk aydını da arkalarına alarak hristiyan ve yahudilerle bir diyalog, uzlaşı ve hoşgörü arayışında oldukları kaldı.

Yukarıda da ifade edildiği gibi konu gerek İslami açıdan, gerekse siyaset bilimi, sosyoloji ve psikoloji disiplinleri açısından analize muhtaç, münbit bir alana dair. Uzlaşma ve taviz kavramlarının ikiz kardeş olmaları, İslam’ın kendisinden taviz verilmesini kabul edip etmeyeceği mutlaka inceleme konusu yapılmalıdır. Ancak burada muhtevaya girilmeden, az önce çizilen çerçeve üzerine bazı tesbitler yapmakla yetineceğim.

Bunlardan birincisi toplantıyı tertip eden çevrelerin Türkiye’deki İslamî hayatı ne ölçüde temsil ettikleridir. Öyle ya, “İslam, Sekülerizm ve Demokrasi-Türk Deneyimi” konulu bir seminere damgasını vuran duruşun Türkiye’deki İslamî hayat deneyiminin ana çizgilerini temsil etme iddiasında olması gerekir. Türkiye’de kendisini tanımlarken müslüman kimliğini diğer kimliklerinin önüne koyan, yani Türkiye’de dindar olarak tanımlanan kesimlerin yaşamında önemli yer tutan toplumsal taleplerle bu toplantıyı tertip eden çevrenin önceliklerinin çakışmadığı bu ülkede günlük gazete takip eden herkesin malumudur. Kendileri dışında İslamcılar diye adlandırılan kitlenin siyasal sistemden ana talepleri insan haklarının önemli bir parçası olan dini alana dair özgürlükler üzerindeki kısıtlamaların kaldırılmasıdır. Türkiye’de yıllardır süregelen ve kangrenleşen başörtüsü sorunu ve dini alana dair bazı kısıtlamalar devletin dini kalıba sokmasına dönüşen yanlış laiklik anlayışı bu talepleri ortaya çıkan somut gerçeklerdir. Malum çevre ise bu sorunları hiçbir zaman sahiplenmediği gibi “başörtüsü için yürüyüş yapanlar zünnar kuşanmış canavarlardır” ifadesinde kendini bulan tavırlarıyla bu sorunları sahiplenenleri yermekten geri durmamıştır.

Bahse konu ortamlarda Türkiye adına konuşma yetkisini kendilerinde görenlerin hatası bundan ibaret olsa idi üzerinde durmaya değmeyebilirdi. Körlerle sağırlar birbirini ağırlar kabilinden görülebilirdi. Fakat ortaya konan yaklaşımın dînî özgürlüklerini aşındırma ve bu özgürlüklere dair talep sahiplerinin bu taleplerini dînî temellerinden kopararak gayr-ı meşrulaştırma gibi son derece menfi bir sonucu da olmaktadır. Vaziyetin can alıcı noktası da budur. Abant toplantısında müslüman kimliğini törpüleyici yorumlar müslümanlar adına yapıldıkça, dini özgürlük alanı daralacak; yeşil kuşak teorileri kapsamında ABD’nin müslüman coğrafyaya yerleşmesine destek sağlayacaktır. Sözkonusu toplantılara batılıların gün geçtikçe artan ilgisi işte bu yüzdendir. ABD Türkiye’yi büyük ortadoğu projesinin önemli bir taşeronu ilan etme aşamasında karşılaşabileceği tepkileri yumuşatmak için böyle uygun bir vasatı istese bulamazdı. Kimbilir belki de istemiştir...


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.