E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ÖMER FARUK

KAPAK;

Müslüman Krasimir  

Yine başı ağrıyordu. Ancak o baş ağrısını umursamıyordu. Asıl onu kalbinin daralması, sıkışması ilgilendiriyordu.

Kaç gündür kalbi sıkılıyor, köyü ona dar geliyordu. Hatta tüm dünyanın kendisine dar geldiğini düşünüyordu.

Bugün gece yine diskoteğe gitmiş biraz tepinmişti ama eski tadı bulamıyordu. Yatağına uzandı. Canını sıkan şeyi düşünmeye başladı. Birer birer geriye giderek günleri zihninden geçirmeye başladı. Zihni bir hafta önce yaptığı bir konuşmaya takıldı. Konuşmayı çok net hatırlıyordu.

- Ya Krasimir sen Müslüman mısın, hristiyan mı?

... Hayda bu soru da nerden çıktı?

- Ben, ee… ben galiba müslümanım be Mitko.

- Galiba Müslüman nasıl oluyor Krasimir?

- Yani, ee.. ne bilim, babam, annem falan öyle diyorlar.

- Ya Krasimir madem Müslümansın neden adın hristiyan adı?

Bir de Müslümanlarla hristiyanlar arasındaki fark ne? Haa, söylesene…

Bu sorular onu çok sarsmıştı. Epey durduktan sonra kekeleyerek

- Benim adım… benim asıl adım Mehmet.

- Yapma yahu. Şimdiye kadar niye söylemedin! Peki aramızdaki fark ne?

- Ben müslümanım sen de hristiyansın.

- Eee…

- İşte öyle.

- Ne demek, işte öyle.

- Ya gelme üstüme ne bilim. İşte öyle.

Kızdığını görünce Bulgar arkadaşı üstüne gelmemişti ama o günden beri kafasına takılıyordu acaba müslümanla hristiyan arasındaki fark neydi. Anne babasını ve kendini düşündü. Komşuları Radev ailesiyle karşılaştırdı. Doğru düzgün bir fark bulamadı. Kendini arkadaşları ile kendisine bu soruları soran Mitko yani Dimitır’la karşılaştırdı. Yine fark bulamadı. Ancak sünneti hatırladı. Tamam kendisi sünnetliydi ama arkadaşı değildi. Bir de ismim var diyecekti ama aklına liçna kartasındaki(kimlik kartı) ismi Krasimir geldi. Bulgarlar arasında isminin Mehmet olduğunu da hiç söylemiyordu. Kendini hep Krasimir diye tanıtıyordu.

Yoksa dedi kendi kendine, kendilerine “inan” diyen şu hristiyan grubun dedikleri doğru mu?

Kendileri için Türkler arasında “inan” Bulgarlar arasında Evangelik diyen bu grup demokrasinin gelişinden kısa bir süre sonra köylerine gelmişlerdi. Hristiyanlık propagandası yapıyorlar Müslümanları hristiyanlaştırmaya çalışıyorlardı.

Ne diyordu bu adamlar diye düşündü. Müslümanlıkla hristiyanlığın bir farkı yok.

Kur’an’la İncil aynı kaynaktan geliyorlar.

İkimizde aynı İsa’ya inanıyoruz.

Bu sözlere kapılan epey Müslüman olmuştu. Gerçi köyde doğru düzgün Müslümanlığı bilenler yoktu ya.

Kendine de gelmiş kardeşlikten anlatmışlar, Hz. İsa’nın herkesi kurtaracağını söylemişler, kiliselerine gelirse yardım yapacaklarını da vaat etmişlerdi. Amma nedense içi hiç istememişti. Kendisini onlara yakın hissetmiyordu.

Şu Müslümanlıkla hristiyanlığın aynı olduğu lafını da hiç kafası almıyordu. Madem aynı diyordu kendi kendine, neden Müslümanları kiliseye çağırıyorlar da kendileri camilere gidip hocayı dinlemiyorlar. Neden Müslümanlara hristiyan olun diyorlar da kendileri Müslüman olmuyorlardı? Sonra kendilerine, 1989’da ana babalarına, dedelerine daha önceleri neden zulmetmişlerdi? Sonra da orta okulda okuduğu aklında bölük pörçük kalan haçlı seferlerini hatırlıyordu. Madem hristiyanlıkla Müslümanlık aynıydı neden o kadar çok haçlı seferi yapılmıştı?

Yok yok, İslam’la, hristiyanlık kesin olarak birbirinden farklı olmalıydı. Kendisi de müslümandı.

Ama Mitko’nun sorusu yine geldi zihnine oturdu. Aradaki fark ne?

İslam hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordu. Ninesinden bismillahirrahmanirrahim demeyi öğrenmişti. Her başı sıkıştığında onu söylerdi. Bir de Allah’ım yardım et, derdi. Başı dertteyken Allah’ı hatırlıyordu. Nasıl olduğunu bilmiyordu ama kendisini yarattığını ve gördüğünü düşünüyordu.

Köylerinde cami, imam olarak da yaşlı bir hoca vardı. Ama daha hiç camiye gitmemişti. Arkadaşlarından bazıları bayram namazlarına giderler, kendini de çağırırlardı.

Gitmek isterdi ama orada ne yapacağını nasıl namaz kılacağını bilmiyordu. Herkesin kendisine güleceğini düşünüyordu. Babası da gitmezdi. Babası sık sık kafayı çeker eve gelince ortalığı birbirine katardı.

Annesinin de bilgisi yoktu. İslam hakkında sorduğunda komünizmden yakınır, öğrenemediğini söyler ama ardından annem Kur’an okurdu, babam da hocalığı bilirdi derdi. Ninesi ile dedesi ise kendisi daha 4 yaşındayken vefat etmişlerdi.

Düşündükçe Müslümanlıkla hristiyanlık arasında kendine göre birkaç fark buldu. Mesela, Müslümanlar bayram namazına gidiyorlar ama hristiyanlar gitmiyorlardı. Hristiyanların kilisesi vardı Müslümanları camisi. Hristiyanlar çan çalıyorlar Müslümanlar ezan okuyorlardı.

Biraz daha düşününce önemli diye düşündüğü bu farkların pek de önemli olmadığını fark etti. Asıl fark başka olmalıydı ama ne…?

 Kendisine hristiyanlığı anlatan pastör bir kitap çıkarmış oradan okumuştu. Kitapta Bibliya’nın insanlar tarafından değiştirilmediğini filan yazıyordu Kur’an’dan çeşitli ayetler delil getiriliyordu. Bibliya’nın değiştirilmediğini de bunun yanlış olduğunu da ilk defa duyuyordu. Kur’an’ın müslümanların yani kendi kitapları olduğunu biliyordu. Ama ayet ne demekti onu bilmiyordu. Kendisine pastörün okuduğu şeyler Kur’an’dan mıydı onu da bilmiyordu.

Pastör’ün sözleri de, kitap da hiç inandırıcı gelmemişti. Bir kere Bibliya’yı insanların değiştirmiş olduğu sözünü ilk defa duymuştu. Ama neden Bibliya’nın kendine güvenemiyorlar da onun bozulmamış olduğu ispat etmek için Müslümanların kitabından delil getiriyorlardı?

Sonra madem Kur’an’dan delil getiriyorlar demek ki Kur’an’ın tamamen doğru olduğunu Allah’tan geldiğini kabul ediyorlardı. Peki neden Müslüman olmuyorlar veya Kur’ana göre yaşamıyorlardı?

Belki de yaşıyorlardır, diye düşündü. Kur’an’da ne yazdığını bilmiyordu ki. Belki de onların yaşantısı Kur’an’a göreydi. Belki de Müslümanlık hristiyanlığın benzeriydi. Böyle düşününce yine içi sıkıldı. İçi bu düşünceyi hiç kabullenemiyordu.

Her başı sıkıştığında yaptığı gibi yaptı. 7 kere besmele çekti ve “Allah’ım eğer beni duyuyorsan nolur bana yardım et. Bana yol göster” diyerek uykuya kaldı.

Sabah kalktığında kendini çok hafiflemiş hissediyordu. Bunda gece gördüğü rüyanın etkisinin çok olduğu düşündü.

Rüyasında bir sınıf odasında idi. Yanında başkaları da vardı. Sınıf arkadaşları ile toplu olarak Kur’an okuyorlardı. Ne okuduklarını hatırlamaya çalıştı ama hatırlayamadı.

O gün biraz daha neşeli olarak kahvaltısını yaptı ve arkadaşları ile buluşmak üzere evden çıktı. Her gün arkadaşları ile köyün merkezinde buluşurlar konuşur gezerlerdi. O gün merkeze her gün gittiği sokaktan değil de bir alt sokaktan gitmek istedi. Sokağa girdikten hemen sonra camiyi fark etti. Ayakları aldı onu camiye götürdü. Bir an neden buraya geldiğini düşündü. Bir cevap bulamadı. Şimdiye kadar bir kere kiliseye gitmişti ama hiç camiye girmemişti. Birden kendisini merak sardı. Acaba caminin içi nasıldı? Caminin içinde de kris(haç) var mıydı ki? Acaba kimlerin resimi asılıydı ki? Bahçe kapısını açtı. Ürkek adımlarla camiye yaklaştı. Caminin kapısını açmak isteyince kapının üstündeki asma kilidi fark etti.

- Tüh be… Ömrümüzde bir cami görecektik, dedi.

Caminin içini çok merak ettiğinden bir pencereden dikkatlice içeri baktı. Hayret içeride ne resim ne de kris görülüyordu. Hani hristiyanlık Müslümanlıkla aynı idi. Camide neden kilisede olan resimler yoktu? Müslümanlıkla hristiyanlığın ayrı olduğu fikrinin doğru olduğunu daha kuvvetli olarak hissetti.

Tam caminin önünden ayrılacakken gözü ilan tahtasına ilişti. Bazı listeler ve kağıtlar asılıydı. Merak etti, tahtaya yaklaştı.

Önce listeler baktı. İsimler vardı. Öyle ki Müslüman ailelerin neredeyse hepsinin ismi vardı. İsimlerin kimisinin karşısında 10 leva, kimisinde 5 leva yazıyor kimisinin ise boştu.

Cami ve imam için her yıl para toplandığını duymuştu. Bu listeler herhalde onun içindi.

Sonra diğer kağıtlara göz gezdirmeye başladı.

İlan yazan bir kağıt vardı. İlanın hemen altında Müslüman mektebi yazısını görünce birden heyecanlandı. Müslümanlığı merak ediyordu, öğrenmek istiyordu. Mektebin okul manasına geldiğini birkaç kere ihtiyarlardan duymuştu. Müslüman mektebi olduğuna göre herhalde burada Müslümanlık öğretiliyordu.

Bir çırpıda ilanı okudu. Müslüman mektebine öğrenci alacaklarını, okulda Kur’an ve İslamla alakalı derslerin öğretildiği buna karşılık da hiçbir ücret alınmadığı gibi pek çok masrafın oradan karşılandığı yazıyordu.

Hemen rüyasını hatırladı. İlanı birkaç kez okudu. Adresi ezberleyene kadar tekrar etti. Kayıt tarihlerine baktı. Kayıtlar bitmek üzereydi. Daha orada bu okula gitmeye karar verdi. Annesi-babası dünden razı olurlardı. Köyde boş gezeceğine hiç olmazsa oku derlerdi. Arkadaşları belki dalga geçecekti ama olsun. Onlara da şimdilik söylemezdi.

Bu kararı üzerine köyün merkezine gitmekten vazgeçti. Heyecanla eve döndü ve çabuk çabuk annesine okuduğu ilanı, verdiği kararı anlattı. Annesi verdiği karara tahmin ettiğinden de çok sevinmişti.

- Biz öğrenemedik, sen bari öğren yavrum, dedi.

- Akşam babasına da durumu anlattılar. Babası da olur deyince hemen ertesi günü hazırlanıp bir gün sonra da kayıt olmak için babasıyla yola çıktılar.

Okulun bulunduğu köye gelince okulu sordular. Ordan birisi aldı onları okula kadar götürdü. Okul dışarıdan bembeyaz çok güzel görünüyordu.

Onları güleryüzle müdür karşıladı. Okulu anlattı ve okulu Mehmet’e ve babasına gezdirdi.

Mehmet okulu çok sevmişti. Dışarıdan da güzeldi.

Müdür kayıtlarını yaptıktan sonra Mehmet’in babasına dönerek:

- Okulun açılmasına 2 gün kaldı. Mehmet burada kalsın, bir daha gidip dönme masrafı olmaz, dedi.

Babası Mehmet’e ne dersin? diye sordu. Mehmet dünden razı idi. Zaten başka öğrenciler de vardı. 

Okul açılıp dersler başlayınca Mehmet hemen Kur’an hocasına Müslümanlık ne demek? Hristiyanlık ne demek? Müslümanlıkla hristiyanlık aynı mı gibi sorular sormaya başladı.

Kur’an Kerim hocaları, Hz. İsa aleyhisselamın getirdiği hristiyanlıkla, Müslümanlık arasında fazla bir fark olmadığını, esasında Allah katında bir tek din olduğunu onun adının da İslam olduğunu, tüm Peygamberlerin İslam’ı anlattıklarını ancak Müslümanlar haricindekilerin peygamberlerin anlattıklarını bozduklarını ve değiştirdiklerini uzun uzun anlattı. İslam ne demek, müslüman ne epey açıkladı.

Mehmet anlatılanların bir bölümünü anlamıyordu ama hocası anlattıkça hoşuna gitti.

Kendi kendine ben burada İslam’ı, müslümanlığı iyice öğreneceğim ve Mitko’ya

-Ey Mitko, Müslümanlık budur. Hatta hristiyanlık da şudur diyeceğim, diyordu.

 

Not: Bu hikayede anlatılan olayların benzerleri maalesef Bulgaristan’da sıkça yaşanmaktadır. Ama hristiyanlaştırılmaya çalışan gençlerin çoğunluğu hikayedeki genç kadar şanslı değiller. Çoğu nereye gideceğini bilmediği gibi, kimse de onları İslam’ı ulaştırmamaktadır..


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.