E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AKİF DURSUN (adursun@ilkadimdergisi.com)

KAPAK;

Misyonerlik karşısında ne yapabiliriz?

Şeyh Sadi Şirazi, Gülistan adlı eserinde şöyle bir hikaye anlatır:

Akrebin bir tanesi bir nehrin öbür tarafına geçmek istiyordu. Ancak suyun alıp onu götüreceği ve boğulacağını bildiği için suyun kenarında aşağı yukarı gezinip duruyordu. Bunu bir su kaplumbağası gördü ve akrebe niçin bu şekilde gezdiğini sordu. Akrep, karşı tarafa geçmek istediğini söyleyerek su kaplumbağasından kendisini karşıya geçirmesini rica etti. Kaplumbağa bu ricayı kabul etti ve kıyıya yanaşarak akrebi sırtına aldı. Yüzerek nehirde ilerlemeye başladı. Nehrin ortalarına geldiğinde kaplumbağa tık tık bir ses duydu. Baktı ki akrep zehirli iğnesi ile kaplumbağaya vurup duruyor. Kaplumbağa sordu:

- “Ne oldu akrep kardeş? Ne yapıyorsun?” Akrep:

- “Ne yapayım, fıtratımın gereğini yapıyorum. Biliyorum her ne kadar sen bana büyük bir iyilik yapıyorsun ama ben benim fıtratımda olan sokma isteğine dayanamadım. Sana bir zarar da veremeyeceğimi biliyorum ama ben bana yakışanı yapmak zorundayım”dedi. Bunun üzerine kaplumbağa:

- “Öyleyse senin şerrinden başkalarını kurtarmak gerekir” dedi ve suya daldı. Akrep de suya kapıldı ve boğulup gitti.

Yılan sokar, akrep zehirler, kurt parçalar. Her canlı fıtratının gereğini yapar. Kurda niçin koyunları parçalıyorsun, tilkiye niçin tavukları çalıyorsun diye kızılmaz. Çünkü her ikisi de yaratılışlarının gereğini yapmaktadır. Ama çobana niçin koyunları korumadın; tavuk sahibine niçin gerekli tedbirleri almadın diye kızılır, çünkü onlar üzerlerine düşeni yapmamışlardır.

Şu anda dünyanın büyük bir bölümünde misyonerlik faaliyetleri devam etmektedir. Uzunca bir süredir misyonerler İslam dünyası üzerinde yoğunlaşmış durumdalar. Çünkü Papa II. Paul 2000 yılı mesajında: “Birinci bin yılda Avrupa hristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika hristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı hristiyanlaştıralım.” buyurdular. Malum olduğu üzere Asya’nın önemli bölümü müslümanlardan oluşuyor. Ya da diğer bir ifadeyle İslam ülkelerinin büyük kısmı Asya’da bulunuyor.

Misyonerlerin hedefe ulaşmak için her aracı meşru gördükleri de biliniyor. Parayla satın almaktan katliama, diyalogdan müslüman görünmeye kadar her yolu kullanıyorlar. Tehditle yapabileceklerini tehditle, parayla yapabileceklerini parayla, ilgi ve sevgiyle yapabileceklerine ilgi ve sevgi göstererek hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar.

Biz müslümanlar bunlara kızmak, “vay melunlar” demek yerine tedbir almak, gerekeni yapmak zorundayız.

Kafire neden kafirliğin gereğini yapıyorsun diye sormamız abestir ama müslümana neden müslümanlığın gereğini yapmıyorsun diye sorabiliriz ve sormak hakkımızdır. Eğer müslümanlar üzerlerine düşeni hakkıyla yerine getirirlerse misyonerler hiçbir başarı elde edemeyeceklerdir. Çünkü İslam dini ana kaynakları hiçbir tahrife uğramamış, ilk günkü tazeliğini korumaktadır. Hiçbir din, hiçbir ideoloji ve fikir akımı İslam’la boy ölçüşemez. Ama eğer müslümanlar (ben müslümanım diyenler) dinlerine yeterince sahip çıkmazlarsa kendilerine yönelen faaliyet ve saldırılara yeterince cevap üretemezler. Müslümanların bu yetersizliği çok kere –haşa- İslam’ın yetersizliği gibi anlaşılır.

Bu uzun girişten sonra misyonerlik çalışmalarına karşı neler yapılabilir sorusunun cevabını arayalım.

Misyonerlik çalışmalarına karşı yapılacak faaliyetleri üç ana grupta toplayabiliriz:

1- Fertlerin yapması gerekenler.

2- Sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun yapması gerekenler.

3- Devletin yapması gerekenler.

 

Fertlerin yapması gerekenler

1- Fertler olarak öncelikle dinimizi asgaride farz-ı ayn ilimler olarak öğrenmeliyiz. Her müslüman, İslam’ın inanç esaslarını, Allahu Teala’nın sıfatlarını, peygamberlerin hususiyetlerini ana hatlarıyla da olsa bilmek zorundadır. Namazın kılınışını, orucu, zekatı, haccı, haramları-helalleri öğrenmek zorundadır.

Misyonerlerin en çok istifade ettiği yol müslümanların cehaletidir. Müslümanların dinî bilgilerinin sıfıra yaklaştığı Kazakistan, Bulgaristan gibi ülkelerde kendi teslis inançlarının Kur’an’da geçtiğini, İncil’den alınan ayetlerin Kur’an ayeti olduğunu söyleyebilmektedirler.

2- Öğrendiğimiz şeyleri hayatımızda tatbik etmeliyiz. İslam sadece inançtan ibaret değildir. Asgaride farzlar yerine getirilmeli, haramlardan kaçınılmalıdır. Bunun daha aşağısı yoktur. Beş vakit namaz, Ramazan orucu, zenginin zekat vermesi, hacca gitmesi farz-ı ayndır. Faiz, zina, alkollü içkiler, kumar, hile, rüşvet, domuz eti... vb. haramdır.

Müslümanlar bunlara dikkat etmeli hatta daha fazlasını yapmaya yani sünnetleri yapmaya mekruhlardan kaçınmaya çalışmalıdırlar.

3- İslam’ın tezahürleri yani toplum içinde görünen yönlerini yapmaktan hiçbir müslüman utanmamalıdır. Maalesef toplumumuzun pek çok kesiminde İslam’ın toplum içinde görünen yönleri utanma sebebi olmaktadır. Ayrıca hiçbir müslüman da başka bir müslümanın İslam’ın emirlerini toplumun bileceği şekilde uygulamasını kınamamalıdır.

Kısacası hiçbir müslüman (ben müslümanım diyen kimse) dindar bir müslüman görünmekten korkmamalı ve dindar müslümanları da kınamamalıdır.

Asıl utanması ve kınanması gerekenler “Ben müslümanım”  deyip de İslam’ın gereklerini yapmayanlar; toplum içinde açıkça İslam’ın yasaklarını çiğneyenlerdir.

4- Her müslümanın güvenilir bir alimi bulup onunla sık sık görüşmesi, istişare etmesi gerekir. Allahu Teala Kur’an-ı Kerim’inde salih ve sadıklarla beraber olmamızı, bilmediğimiz şeyleri bilenlere (zikir ehline) sormamızı emretmektedir. Böyle insanlarla irtibatlı olduğumuzda kafamızı karıştırabilecek her fikir ve düşünceyi hemen sorma imkanımız olacak ve doğrusunu öğreneceğiz. Her müslümanın İslam’ı tam manasıyla öğrenmesinin imkanı yoktur ama her müslümanın İslam hususunda yetişmiş insanlara ulaşma imkanı vardır. Ülkemizde on binlerce din görevlisi vardır. Müftüler, imamlar, toplum içindeki alim insanlar her zaman dini hususlarda yardıma hazırdırlar.

 

Toplumun ve sivil toplum kuruluşlarının yapması gerekenler

1- Misyonerlik meselesi ciddiye alınmalıdır. Misyonerliği iyi bilen insanlar yetiştirilmelidir. Onlara cevaplar üretebilecek, taktiklerini bilen insanlar bulunmalıdır. Misyonerlik hakkında ciddi araştırmalar yapılmalı, bunlar yayınlanmalıdır.

2- İslam’ı iyi bilen alimler yetiştirilmelidir. İslam’ı her şeyiyle temsil edebilen, ölümü âlemin ölümü olacak âlimler yetiştiremeyen İslam toplumları zamanla inkıraza uğrar. Din de âlimlerin birer birer gitmesiyle elden gider. Müslümanlar en azından teknoloji öğrenmeye verdikleri önemi İslam’ı öğrenmeye ve öğretmeye de vermelidirler. Dünyevî ilimlerde uluslararası bilim adamı yetiştirmeye önem verildiği gibi “İslam’ı hakkıyla temsil eden âlim” yetiştirmeye de önem  vermemiz gerekir.

3- Misyonerlikle alakalı ciddi eserler yayınlanmalı, bunlardan insanların istifade etmesi sağlanmalıdır. Ehlinin istifade edeceği bu kitapların yanında halka yönelik kitapçıklar ve broşürler de çok miktarda basılıp dağıtılmalıdır.

Bu kitapçık ve broşürlerde sadece tehlikeye dikkat çekmekle kalmayıp, İslam’ın doğruları da insanların anlayacağı bir şekilde yazılmalıdır.

4- Neslimizin iyi yetişmesi için her tür gayreti göstermelidir. Gençliğimizin, çocuklarımızın imanlı, dini bilen insanlar olarak yetiştirilmesi gerekmektedir. Dinden, imandan uzak nesillerin misyonerlerin tuzağına düşmesi çok kolaydır.

Gençlerin İslam’ı yaşamaları teşvik edilmeli, gerektiğinde ödüllendirilmelidir.

Sivil toplum kuruluşları kurslar, seminerler, paneller, konferanslar yoluyla İslam’ı ve İslamî bir hayatı gündemde tutmalıdırlar.

5- Konferanslar yoluyla halkın misyonerler konusunda bilinçlendirilmesi gerekir. Uzman kişilerin vereceği bu konferansların olabildiğince çok insana ulaşmasına çalışılmalıdır.

Ayrıca televizyonlar, radyolar, gazete ve dergilerde bu konuyla alakalı yayınlar yapılmalı ve toplum bilinçlendirilmelidir.

Televizyonlar gizli - açık hristiyanlık propagandası yapan, müslümanları terörist, imamları, din adamlarını yobaz gösteren filmlerden vazgeçmelidirler. Bunların yerine İslam’ın hakikatini ortaya koyan filmler yapmalı ya da yapılanları yayınlamalıdırlar.

 

Devletin yapması gerekenler

1- Öncelikle devletin dine bakışı değişmelidir. İslam’ın bu milletin dini olduğu, bundan kimsenin vazgeçmeyeceği iyi bilinmelidir. Bu sebeple dindar insanlara mürteci, dindar insanların aktivitelerine irtica diye bakmaktan vazgeçilmelidir.

Eğer İslam olmazsa ne bu memleketin ne de bu milletin muhafaza edilemeyeceği anlaşılmalıdır.

2- Din öğretim ve eğitiminin İlköğretim ikinci sınıftan başlaması gerekmektedir. Bu eğitimi de sınıf öğretmenlerine bırakmamalı, bu hususta yetişmiş öğretmenler yapmalıdır. En azından şu anda İlköğretim 4. sınıftan itibaren dersleri Din Kültürü Ahlak Bilgisi Öğretmenliği veya İlahiyat Fakültesi mezunları vermelidir.

İlköğretim 4. sınıftan itibaren Kur’an-ı Kerim’in öğretiminin müfredata konulması gerekir. Okullarda Kur’an’ın öğretilmesinin laiklik ilkesini zedeleyeceği fikri bir safsatadır. Ancak gayr-i müslimler bu dersten muaf tutulur. Eğer isterlerse yahudilere Tevrat’ı, hristiyanlara İncil’i öğretecek imkanlar da hazırlanmalıdır.

Ülkenin % 99’u müslüman olduğu için Kur’an-ı Kerim dersinin müfredatta yer alması gariplik olmadığı gibi zaruridir de.

3- Devlet kurumları misyonerlik faaliyetlerinin bu ülkeye ne zararlar verdiğinin farkında olmalıdır. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında misyonerlik faaliyetlerinin çok büyük etkisi olduğu unutulmamalıdır.

Balkanlar’ın Osmanlı’dan kopmasında, Osmanlı’da sadık teba diye anılan Ermenilerin, Rumların ayaklanmasında hatta Araplardaki milliyetçi akımlarda aslan payı misyonerlere aittir.

Cumhuriyeti kuran kadrolar bunun farkında oldukları için Türkiye sınırları içinde kalan misyoner okullarının çok büyük bölümünü kapatmışlardır.

4- İslam’ın temel kaynaklarının halka öğretilmesi için gerekli düzenlemeler yapılmalı, bu hususta Milli Eğitim Bakanlığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı aktif görev almalıdır.

5- Diyanet İşleri Başkanlığı da misyonerlik hususunda özel bir birim kurmalı, ilahiyat fakülteleri ile ortak çalışmalar yapılmalıdır. Başta imamlar olmak üzere Diyanet personeli bu hususlarda yeterince bilgilendirilmeli ve yetiştirilmelidir.

6- Milli Eğitim Bakanlığı, misyonerlerin daha çok etkin olduğu Anadolu Liseleri, yabancı dille eğitim yapan kolejlerin, özellikle İngilizce öğretim müfredatını ve kitaplarını gözden geçirmeli; içinde hristiyanlık propagandası olan kitapları yasaklamalıdır. Aslında yabancı dil eğitimi baştan sona gözden geçirilmelidir. Bu yapılamıyorsa en azından yabancı dil öğretilen kitap ve materyallerin sosyal bünyemize ve değerlerimize uygun bir şekilde hazırlatılması gerekir.

 

Sonuç

Sonuç olarak fert, toplum ve devlet olarak dinimize sahip çıkmak zorundayız. İslam dünyasında çalışma yapan misyonerler çok az müslümanı hristiyan yapabileceklerini biliyorlar ama onlar müslümanların dinlerinden uzaklaşmasını, dinin emirlerine karşı kayıtsız kalmalarını sağlamayı da büyük başarı görmektedirler. Maalesef bu hususta da epey mesafe kat edilmiş durumdadır.

Toplum içinde hristiyanlığın tezahürleri veya gayri İslamî yaşantılar garipsenmezken İslamî tezahürler garipsenmekte hatta bazı kesimlerde kınanmaktadır. Mesela, sahaya çıkan her hristiyan futbolcunun istavroz çıkarması ya da kiliseye gitmesi garip karşılanmazken, 5 vakit namaz kılan ya da oruç tutan müslüman futbolcular garipsenmekte, eğlence yerlerine giden futbolcular ellerinde kadehlerle rahatça medyaya poz verirken Cuma namazına gidenler adeta gizlice gitmektedirler.

Bunun bir sonraki aşaması hristiyanlaşmadır. Nitekim 19. yüzyılda yıllarca uğraşıldığı halde tek tük müslüman hristiyan olmuşken bugün ülkemizde yüzlerce müslümanın hristiyanlaştığı kamuoyuna yansımıştır.

Bizzat Bulgaristan’da müşahede ettiğimiz durum ise çok vahimdir. İslam’ı bilmeyen ve İslam’dan uzaklaşan, başka müslümanların da el atmadığı, ilgilenmediği binlerce müslüman şu anda hristiyan olmuş durumdadır. Evangelistler müslüman mahalle ve köylerinde yüzlerce kilise açtılar.

Ortodoks misyonerler de yakın zamana kadar tek hristiyan’ın bulunmadığı 6 köyde kocaman kiliseler yaptılar ve bu faaliyetler hâlâ bütün hızıyla devam ediyor.

Yıllardır İslam’dan uzak yaşayan bu insanların manevî boşluğunu doldurmaya misyonerler talip olunca bu insanlar da birer ikişer hristiyan olmuşlar. Ama dikkat edilsin, hristiyanlıktan önceki aşama İslam’dan uzak bir hayat.

Ülkemiz için bu olmaz demeyelim, gereken tedbirleri alalım.

Ayrıca Balkanlar’da veya Türk Cumhuriyetlerinde hristiyanlaşan her müslümandan sorumlu olduğumuzu da unutmayalım.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.