E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDULLAH BELADA

KAPAK;

Türkiye’de misyonerlik faaliyetleri

17-18 Nisan 2004 tarihinde İSAV’ın düzenlemiş olduğu misyonerlikle ilgili programda Türkiye’nin sahasında uzman öğretim üyeleri konuşma yaptılar. İki gün boyunca misyonerliğin dünü, bugünü, çeşitleri ve faaliyet şekilleri hakkında ayrıntılı bilgi verildi. Konuşmacılar Türkiye’de misyonerlik faaliyetlerinin neden böyle hızla yayıldığı ve gençler arasında etkili olması sebebi hakkında da bilgi verdiler.

 

Doç. Dr. Hikmet Eroğlu

Ortadoks misyonerliğinin etkinli olabilme şekillerini şu şekilde sınıflandırdı:

1- Türkiye’de özellikle Fener Rum Patrikhanesi’nin yapmış olduğu faaliyetler:

Fener Rum Patrikhanesinin tarihsel gelişimini incelediğimizde din adamlığı çerçevesinde siyasi faaliyet yapıyorlar.

Atatürk, Fener Rum Patrikhanesine özellikle karşıydı.. Hatta memleketten sürülmesi gerektiğini söylüyordu ama Lozan’da sadece dini faaliyet yapacağına dair sözlü senet alınarak memlekette kalmasına izin verildi.

2- Pontuscu kurumların yapmış olduğu faaliyetler:

Özellikle Karadeniz’de halkın aslının hristiyan olduğu ve aslında hala hristiyanlık içlerinde gizli olduğu söyleniyor. Bu manada gençler aşılanmaya çalışılıyor. Ayrıca bu bölgedeki gençler Yunanistan’daki kamplara götürülüyor. Bu insanların dini ve milli davaları iç içedir. Amaçları hem insan kazanmak hem de toprak kazanmaktır.

3- 1980 sonrası İslamî anlayış:

Türkiye’de 1980’den sonra din olgusunun tam anlaşılmadan yorumlanması yüzünden inancı tam olmayan kişiler patrikhanelere doğru kayıyor. (özellikle gençler)

Ör: Mevlid dinde yoktur, Kuran’ı anlamadan okumanın manası yoktur...vb gibi söylemler yüzünden din yaşanır olmaktan çıkartıldı ve manevi açlığa düşen insanlar bu açlığını doyurmak için patrikhanelere meyletti.

Yine İzmir’de vahiy ve çevre adıyla yapılan faaliyet ve sempozyumlar hristiyanlık dinine göre düzenlenip orada konuşan papazın insanlara tamamen hristiyanlık öğretilerinden bahsettiği bunun üzerine toplantıya ön ayak olan kişilerin müslüman olduğunu söylemek gibi bir ihtiyaç hissettikleri söylendi. Buradaki bildiriye papaz ekümenik (...) katolik imzası atmıştır.

 

Prof. Dr. Ziya Kazıcı

Prof. Dr. Ziya Kazıcı’nın vermiş olduğu örnek de ilginçti.

Eskiden Adıyaman büyük ölçüde tütünle geçinirdi.Tütün yasaklanınca buraya gelen misyonerler işsiz gençlere İncil arasında 50-100 dolar veriyorlardı. Sayın Kazıcı Osmanlı’daki misyonerlere karşı tutumdan bahsetti: Osmanlı’da o zamanki kültürel ve ahlakî yapının sağlamlığından dolayı halkın hristiyanlaşması gibi bir tehlike olmadığı halde Osmanlı ülkeye giren misyonerlerin sayısını, kimler olduğunu bilecek kadar önemsiyordu ve tedbirini alıyordu.

 

Prof. Dr. Mustafa Erdem

Misyonerlerin ekmeğine yağ süren şeylerden biri de kültürel ve dini erezyonlardır. Bu da gençler arasında misyonerlik faaliyetlerinin hızlanmasına ve etkili olmasına sebep oluyor.

Yine bizde özellikle son zamanlarda Kur’an müslümanlığı gibi radikal söylemlerin ön plana çıkması dinin yaşanma olanağını ortadan kaldırıyor ve kiliselere gitme oranını artırıyor.

Misyonerliğin amacı insan kazanmadan öte herkesin İsa’yı tanıması amacını taşımaktadır.

 

Numan Malkoç

Protestanlık önceden ermeniler üzerinde yoğunlaşmışken şimdi müslümanlar üzerinde yoğunlaşmıştır ve önemli sayıda genç protestanlığı kabul etmiştir. Protestan olan gençlerin en önemli özelliği ise İslamî bilgi eksikliği nedeniyle protestanlığı kabul etmiş olmalarıdır.

 

Doç. Dr. Ali İhsan Yitik

Hint menşeeli inanışlar, yoga gibi insanın rahatlaması amacıyla yapılan şeyler aslında çokta masum amaçlar taşımıyor. Bu tür şeylerin yaygınlaşmasının sebebi de dinimizi emekli dini haline getirmemizdir. Bu yüzden gençler için kilise daha tatminkar hale gelmiştir.

 

Yrd. Doç. Dr. Mustafa Alıcı

Üst tabaka için din anlayışı açık büfe din anlayışı olmuştur. Üst tabakaya göre din kültürel bir olgudur ve alt kesimleri ilgilendiren dogmalar bütünüdür. Ayrıca üst tabaka tarafından din istediği alınan istediği alınmayan ihtiyaç giderici bir kavram olarak düşünülmektedir.

Kendi kültürümüzün manevi boyutunu atlayıp Hint kültürünün o halini alıp kullanmaya çalışmak bizim için bir eksikliktir. Bu tür şeyler başlangıçta misyonerlik değilmiş gibi gözüküyor ama öyle değil ve bu durum biz müslümanları çok rahatsız ediyor. Burada islamın üst katmandaki insanlara ulaştırılması gibi bir problem ortaya çıkıyor.

 

Prof. Dr. Şinasi Gündüz

Prof. Dr. Şinasi Gündüz misyonerlerin çalişma tekniği hakkında bilgi verdi:

Misyonerlik faaliyetlerinde bir temel taş olan Pavlos’un iki temel metodolojisi vardır:

1-Hristiyan mesajlarının kültürlere uygun şekilde sunulması ve kültürel ortamlara uyarlanmasıdır.

2-Takiyyecilik , “Herkese karşı herşey olmak.” Ör: Bir yahudinin yanında yahudi gibi olmak

-Tek hedefleri vardır. O da insanların vaftiz olmasıdır. Misyonerliğin tebliğden farkı da budur. Tebliğde insanlara hakkı anlatma vardır. İnsanlar inanıp inanmamakta hürdür ama misyonerlikte tüm insanlar vaftiz olmalıdır ve bu uğurda her yol serbesttir.

-Batıda misyonerlikle ilgili okullar açılmaktadır.

-ABD ‘de müslümanları hristiyanlaştırmak için müslüman evangelizmine giriş adlı ders konulmuştur. Bu derste Kur’an zorunlu ders kitabı. Öğrencilerin bir milyar müslümanın sorumluluğunu hissetmesi dersin hedefleri arasında. Öğrenciler müslüman arkadaşlarına İsa filmi seyrettiriyorlar ve arkadaşlarına filmle ilgili izlenimlerini sorup rapor şeklinde sunuyorlar. Cami ziyareti zorunlu. Namaz vakitlerinde ve özellikle Cuma vakti kalabalık zamanlarda ziyaret edilmesi puanlamayı olumlu etkiliyor.

-Hristiyanlara göre misyonerlik Tanrı’nın eylem planıdır.Tanrı insanların hristiyan olması için gerekli ortamı hazırlamıştır. Misyonerlere gidip hristiyanlaştırmak düşmektedir.

-Dolaylı olarak her hristiyan misyonerdir. Diyalog toplantılarına katılmak, posta kutularına ilanlar dağıtmak, radyo ve televizyon programlarına katılmak gibi faaliyetleri vardır. Doğrudan misyoner olmak için ise misyonerlik eğitimi almak gerekmektedir.

-Yerel halka misyonerlik yapılırken din terimlerine özellikle dikkat ediliyor. Ör: Ayet, maşaallah, inşaallah, Allah, besmele ...vb gibi kavramlar insanlara daha sempatik gözükebilmek  için kullanılıyor.

-Kurumları yerel uygulamalara adapte ediyorlar. Ör: Fatiha suresini okuyarak açılış yapıyorlar (çünkü Fatiha suresi hristiyanlık öğretisine ters değildir.Hristiyanlığa ters düşmeyen ayetlerle açılış yapmaktadırlar.). Oruca sınırlı izin veriyorlar. İslamî duaları okuyabiliyorlar. Hatta şu anda kendi aralarında tartıştıkları konu, vaftiz yerine abdest olur mu? Bunu kabul edip uygulayanlar bile var. Papaz gibi kavramların yerine İslamî literatürde geçen imam gibi kelimeleri kullanmaları isteniyor.

Malezya’da hristiyanların rahlede incil okumaları üzerine Malezya hükümeti bunun İslamî bir eğitim şekli olduğu gerekçesiyle yasakladı.

-Hristiyan yaşam tarzı misyonerlik yapılan bölgenin kültürüne göre uyarlanıyor. Ör: Kilise müziği Itri’nin müziği. Halkın düğün ve bayramlarına katılıyorlar. Cenaze evlerine gidiyorlar. Yerli isim kullanmaya çalışıyorlar. Mesela, Jozef yerine Yusuf; Jakop yerine Yakup gibi..

Hindistan’da hristiyan olan müslümanların, hristiyan ibadetlerine camide devam etmeleri söyleniyor ve kendilerine hoş görünmesi için müslüman iseviler ismi veriliyor. Bu uygulamadan birkaçının müslüman olması üzerine vazgeçiliyor.

-Sosyal etkinlikler bağlamında misyonerlik yapıyorlar. Ör: Yaşlılar ziyaret ediliyor. Afet ve kaos ortamlarından yararlanarak insanlarla iletişim yollarını kullanıp hristiyanlaştırılma yapılıyor (17 Ağustos depreminde olduğu gibi). Gençlik kampları düzenliyorlar. Bu yurt dışı kamplarının bedava olması talebi artırıyor.

-Tartışma ve dostluk şeklinde taktiklerle yaklaşıyorlar. Ör: Hristiyan olduğunu söyleyip eve misafir olarak gidiyor. Tartışarak ilk önce değer sistemini yıkmaya çalışıyorlar. Sonra hristiyanlığı anlatarak hristiyanlaştırmaya çalışıyorlar.Ya da dost olup karşıdakine inancını sezdirmeden yavaş yavaş empoze etmeye çalışıyorlar.

-Diyaloga özellikle önem veriyorlar ve hedefleri insanları anlama değil, hristiyanlığı anlatmak ve hristiyanlaştırmak. Bu konuda çok katılar ve amaçtan kesinlikle sapma yapmıyorlar.

-Kiliseleri yerelleştiriyorlar. O bölgedeki birisi hristiyan olmuşsa onu hemen kilisenin başına geçiriyorlar.

 

Prof. Dr. Zeki Aslantürk

Bugün maddî ve manevî reflekslerimizi kaybettik. Hastalık vücuda nasıl en zayıf anda girerse bu tür faaliyetlerde en zayıf anımızda yaygınlaşıyor. Sayın Aslantürk Atilla İhan’ın bir makalesinden alıntı yaptı. Makale dinler arası diyalog fikrini ortaya atan kişi tarafından Vatikan’da yapılan bir konuşmasından alıntı: “Müslümanların herşeylerini mahvettik. Onları batı potasında erittik. Namazı, Kuran’ı suç ve gericilik olarak gösterdik. Ondört asırlık itikatlarını tartışır hale geldiler. Neye inandıklarını bilmiyorlar. Artık hiçbir şeyden emin değiller. Şimdi sizler(misyonerler) gidin ve onları hristiyan yapın.”      

 

Prof. Dr. Hayati Hökelekli

Gençlerimiz sevgisizlikten yakınıyor. İHL’ni birincilikle bitirmiş bir genç kız hristiyan olmuştur. Babası ilahiyat hocasına getirdiğinde ise kız  “aradığı sevgiyi hristiyanlıkta bulduğunu” söylemiştir.

 

Prof. Dr. Mahmut Çamdibi

Gençlerimizi sevgisiz büyütüyoruz. İslamiyet sevgi dinidir. Maalesef bizde sevgiyi göstermek ayıp birşeymiş gibi saklanıyor. Çocukları açıktan sevmek ayıp olarak görülüyor. Bunun sonucu olarak gençler sevgi açlığıyla büyüyor. Oysa Peygamber Efendimiz (sav) sevgimizi sevdiğimiz kişiye söylememizi istiyor.

Özetle toplantıda misyonerlik faaliyetlerinin dünü ve bugünü üzerinde duruldu. Misyonerliğin yaygınlaşma sebebinin bizim dini bilgi eksikliğimizden ve dini yanlış anlayışımızdan kaynaklandığı söylendi. Sonuç olarak;

-İslamî bilgi eksikliği kapatılmalı. Bu da din eğitiminin daha serbest hale gelmesiyle ve din eğitimi almış kişilerce verilmesi ile olur. Türkiye’de din eğitimi kısıtlıdır. Yabancılar bize göre daha serbestler. Bu manada gençlerin dinî eğitimine özellikle önem verilmeli. Bu tür konferanslar yurt çapında ve sürekli yapılmalı. Misyonerliğe yasal düzenlemeler getirilmeli.

-Çocuklarımızı sevgiyle büyütmeliyiz. Arkadaş çevresine dikkat etmeliyiz. Özellikle çocuğumuzun dini eğitimine dikkat etmeliyiz. Çünkü çocukluk ve gençlik yıllarında sağlam temele oturmamış dini eğitim eksikliği ilerde telafisi mümkün olmayan inanç sapmalarına sebep olmaktadır.

Konferansın sonunda anlatılan bir fıkra da dikkate değerdi:

Nasreddin Hoca, köyün birine giderken köyün köpekleri saldırmaya başlamış. Hoca taşa sarılmış sökememiş. Dala sarılmış koparamamış. Köpekler iyice yaklaşınca ellerini kaldırmış: 

“Yarabbi bu ne biçim köy?! Taşları, sopaları bağlı, köpekleri serbest!”


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.