E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. BAKİ ÖNCEL

GENÇLİK;


Kurt, bulanık havayı sever  

Yıllar var ki, halk olarak eğitilmemiz gereken pek çok konuda eğitim almamız bir devlet politikası olması gerekirken, maalesef bu konuda zamana yayılmış bir yozlaştırılma çalışmasına şahit olduk. Rahmetli Necip Fazıl Kısakürek, bu yozlaştırma politikasından biri olan “dilde yozlaşmayı” bir dörtlüğünde ne güzel anlatmış:

“Mecburiyet zorun,

Mesele sorun.

Dedenin dilinden

Anlamaz torun...”

Bir milleti topyekün yok etmek mi istiyorsunuz? Diline müdahale edeceksiniz ki, kuşaklar arası anlaşılmada, anlaşmada zorluk çeksinler. Köklerinden uzaklaşsınlar. Aralarında birbirini anlamak için kullanacakları kelimeler, bilmece gibi olsun. Rahmetli Necip Fazıl’ın bu dörtlüğü yazdığı zamanlarda, dedenin dilinin, torunun anlamadığı zamanlarmış. Şimdi de baba evladın dilini anlamaz konuma gelmiştir. Bu ne menem bir emperyalist uzantı ki, bir asır geçmeden ne büyük başarılar elde etmişler.

Evladımıza önce ecdada küfrettirdiler,

Sonra dine, imana geldi sıra.

Ahlak yozlaşmasıyla çağdaş olunacağı sanıldı.

Özgürlük adına namuslar çiğnendi,

Mukaddesat hiçe sayıldı.

Öyle bencilleştik ki, bizi biz yapan değerler bize bir şey ifade etmez oldu.

Sokaklar, caddeler, okullar, camiler, kışlalar birbirine gülümsemesi gerekirken bizi biz yapan değerlerimize karşı çıkarak birilerinin ekmeğine yağ sürmüşüz her zaman.

Açılmış aramız, anlayamaz olmuşuz birbirimizi, selamlarımızı bile sövgü zannetmişiz. Puslu bir ortamın, sisli bir havanın oluşmasını özdeğerlerimizden uzaklaşarak hızlandırmışız.

Hani, “Kurt, bulanık havayı sever.” derler ya tam o havalar oluştuğu için her köşebaşında bu milletin canına kastedenlerin açıkça planlarını uyguladıklarını görmek mümkün oluyor. “Kaplumbağa, kabuğundan çıkmış da kabuğunu beğenmemiş” ya bu milletin imanına kastedenler, bağımsızlığına kastedenler, milleti millet yapan değerlerine kastedenlerin iğrenç hezeyanlarına şahit olmak kahrediyor insanı. Bu millet, nicelerini gördü ama kanser gibi içten çökertenleri hiç farkedemedi. Milletimizin bu özelliğini bilen dış güçler, aceleye gerek yok, diyerek milletimizi içten çökertmek için bir kaç asır ayırdılar. Kullandıkları metotlar eskidikçe yeni metotlar buldular ve çabalarını, çalışmalarını kesintisiz devam ettirdiler.

Ortaçağda misyonerlik, haçlı seferi olarak tarihe geçti. Doyamayan açlar gibi. Kolonicilik hareketleri başlattılar. Ekonomileri çökerttiler, askeri hareketlerle, zaman zaman kültürel hareketleri birleştirdiler. Sadece batıyı gösteren atgözlükleri taktılar.

Tarih okuttuk okullarımızda, batı gözlüğüyle,

Edebiyat okuttuk batı gözlüğüyle,

Sanat dedik, müzik dedik hep batı gözlüğüyle bakarak.

Hatta okullarda din okuttuk sözde...

Hep batıyı işaret eden, batıya bakan gözlüklerle.

Bunların hepsi de batı hegomanyası, dolayısıyla misyonerlik emellerine yol hazırlamak içindi...

Sanki kendi kültürümüzün suyu mu çıktı da yıllarca batı kültürü diyerek nesillerin beyinlerine kendi kültürümüze güvensizlik aşıladık?

Geleneklerimize bağlılığımız her yönden saldırılara tahammül edemediğinden birer birer yok olup gidiyor. Dini kurumlarımız farlı mı sanki? Bu kokuşmuşluk, geleneklerimizden kopuşumuz, misyonerlerin verimli çalışma yapabilmesi için hazırlanan zemin değil mi?

Ahlakî değerlerimize bakın, ne kadar zayıflamış. İşte baharın gelişiyle birlikte caddeler, sokaklar kabak çiçeği gibi açılan nisa taifesiyle dolup taşıyor. Hele bir de başörtüsünün altında daracık bulüzle her tarafını sıktıran daracık pantolonlarla gezen bayanlar güya başörtüsü takıp da tesettüre uyuyorlar öyle mi? Sevsinler sizin tesettür anlayışınızı. Erkeklerin bile küfürlü konuşmasına gönlümüz razı olmazken erkekler gibi küfreden bayanların küfretmesine ne demeli? Ahlaki değerlerimiz zayıflıyor, dini duygularımız gevşiyor.

Türk halkının ahlaki ve dini duygularının gevşemesi için bugün kullandıkları en etkili silah cinselliktir. Bunu müstehcen film ve dizi ve yayınlarla insanların adeta gözüne  sokuyorlar. Bu yayınlar sayesinde insanımızı hem dini hem ahlaki yönden bozmak ve aile müessesesini çökertmek istiyorlar. Yani Türk insanının benliğini bozmak için zamanı çabuklaştırma çalışmaları yapıyorlar.

Çok yoğun kültürel yatırımlar yapılıyor. Ülkemiz gençleri sanki Holywood’un bombardımanı altında. Her köşebaşında bir CD market ve hepsi de kültür emperyalizmine katkıda bulunmanın zevkinde dört köşe olma durumunda. Bazı iri gazetelerin indirimli ve küçücük çocukların bile harçlıklarıyla alabilecekleri CD’lerle her evde misyoner faaliyetleri serbestçe yapılmakta ve hedef belli.... Türk halkının yarınlarını emanet edeceği yeni nesli... İşte bu nesil, ne kadar İslam’ı tanımazsa, manevi değerlerinden ne kadar uzak yaşarsa, hristiyan misyoneri için o kadar kolay etkilenebilir bir materyal olacaktır.

Türk insanı, hızla hristiyanlaştırılmak isteniyor. Hristiyanlara boyun eğdirilmek isteniyor ve Türk insanının karakterinde var olan mertlik duygusunun  aile bağlılığının İslam’la bütünleşmesini durdurmak için akla gelebilecek her türlü metodu kullanmaktan geri durmadılar ve durmayacaklar da. Çünkü Anadolu, Türk insanı için Ortadoğu halkları için ve bütün dünya halkları için çok önemli ve stratejik bir konumdadır. Haç için de İstanbul’un stratejik bir önemi var. Tarsus’un da... Çünkü Pavlus’un doğum yeridir Tarsus. Bırakın Türkiye’nin yeraltı ve yerüstü zenginliklerini, sırf bu iki şehir bile asırlarca misyonerlik faaliyeti yapmalarına bir sebep...

Sahi hala neden Avrupa Birliği’ne alınamadık? Çünkü yıllardan beri Avrupalılar hilale karşı kin, nefret ve intikam duygularıyla doldurulmuş, bugün bir müslümanın bir hristiyanla aynı haklara sahip olmasına tahammülleri bile yok. Hep müslüman Türk’e karşı tahrikle ve kinle doldurulan batılı insanlar bilmektedirler ki, silah gücüyle müslüman Türk’ü yönetmeleri mümkün değil. O halde İslam’ın gelişmesini engellemek için misyonerlik faaliyetleriyle hristiyanlığı yaymak, hristiyan adetlerini, hristiyon sembollerini, hristiyan ahlakını ve kültürünü kabul ettirmeye çalışarak hristiyan kültürüne hizmette bulunan insan yetiştirmek istemektedirler.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.