E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

HAMİT HAKSEVER

ZAMANA YOLCULUK;

Şiirin tarihî gelişimi

Şiirin tanımına geçmeden önce şiirin nasıl ortaya çıktığına bir bakalım.

İlk şiirler dini kaynaklıdır. Din adamları halka dini inanışları aktarabilmek, onları heyecana getirebilmek için ses benzerlikleri ile duygulu bir anlatım tarzı geliştirmişlerdir. Nesire yakın olan bu tarz iptidai şiirler, zamanla tekâmül etmiştir. 

Söz sihir gibi tesirlidir. Sözün sihir gücünü artırmak için şiir kullanılmış ve din adamları ile başlayan şiirler günden güne gelişmiştir. Öyle ki cahiliye devri Araplarında şiir zirve noktalara çıkmış, insanlar birbirlerine irticâlen söyledikleri şiirlerle hitap eder olmuştur. Cahiliye döneminde senenin belli mevsimlerinde düzenlenen panayırlarda şiir yarışmaları da yapılır ve birinci gelen şiirler Kabe’nin duvarına asılırdı. İşte şiirin ve sözün bu derece ileri seviyede olduğu bir topluma inen Kur’an ayetleri, bütün şiirleri  ve bütün sözleri aciz bırakan bir mucize oldu.

Kur’an-ı Kerim, alabildiğine başı boş olan şiire de bir ölçü getirdi. Yapmadıkları şeyleri söyleyen, her vadide şaşkın şaşkın dolaşan şairlere ancak sapıkların tabi olabileceğini ifade ederken iman edip, yararlı işler gören, Allah’ı çok anan ve zulmedildikleri zaman bu zulme cevap verenleri bunun dışında tuttu. Böyle bir şairlik makbuldü. Rasulullah (S.A.V.) Efendimiz, Daha önceleri dili ile İslam’a saldıran Kab bin Züheyr’i yazdığı “Banet Suad”isimli kaside vesilesi ile affetmiş ve ona hırkasını hediye etmiştir.

Şanlı ecdadımızın da hayatında şiir çok önemli bir yere sahipti. Öyle ki Osmanlı yaşantısı demek şiir demek, Osmanlı demek de şair demekti. Osmanlı şiirinin kaynağı da dini idi. Kur’an-ı Kerim ayetleri, Hadis-i Şerifler, dini ilimler, İslam tarihi, peygamber kıssaları, mucizeler ve kerametler Osmanlı şiirinin muhtevasını oluşturuyordu. Ayrıca her şairin divanı tevhit (Allah’ın birliğini anlatan kaside) ile başlar, ardından münacaat (dua), ardından da naat (Peygamber Efendimize övgü) yer alırdı. Bu sıra hiçbir şekilde bozulmazdı. Bugün bile bizlerin ulaşamadığı nice kimselere bu şiirler güzel öğütler vermeye devam ediyor. 

Günümüzde ise şiir hem konu hem de şekil itibariyle çok fazla çeşitlilik göstermektedir. Osmanlıdaki gibi din, ahlak ve hakiki aşk konularında yazan şairlerimiz olduğu gibi maalesef pek çok sayıda da insanları saptırmak üzere kalem oynatanlar var. Bu hengamede bizlere düşen vazife kendi şairlerimize ve bizim hayatımızı yansıtan şiirlere sahip çıkmak ve şairlerimizin sayısını artırmaktır. Şiire ve sanata karşı maalesef çok duyarsızız. Şiir ve sanatla ekseriyetle dini hayat tarzını benimsemeyen kimseler uğraşmakta ve bu kimseler şiiri ve sanatı kullanarak insanlara düşüncelerini empoze etmektedirler. Şiir ve musikinin insanlara tesir bakımından hiç yabana atılmayacak büyük bir tebliğ vasıtası olduğunu unutmayalım.      

 

ŞİİRİN TANIMI

Şiir, kelime anlamı olarak "bilme, tanıma, anlama" manasındadır. Bizim için asıl önemli olan ıstılah (terim) manasıdır. Fakat eski zamanlardan günümüze kadar binlerce şiir tanımı yapılmıştır. Her yazarın veya her şairin kendisine göre bir şiir tanımı vardır:                              

Mehmet Doğan: "Vezne veya vezin tesiri oluşturan ahenge sahip, kafiyeli veya kafiye tesiri uyandıran ses uyuşumu oluşturan edebi eser" olarak tanımlar. TDK sözlüğü ise: "Zengin sembollerle, ritimli sözlerle ve seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimidir" şeklinde tarif eder. Osmanlı döneminde genel olarak “mevzun ve mukaffa söz” yani “vezinli ve kafiyeli söz” tanımı kabul görmüştür.

Yahya Kemâl'e göre şiir musikidir, fakat bildiğimiz musikiden farklı bir musikidir.

Cahit Sıtkı'ya göre, "Kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır."

Ahmet Haşim şiiri: "Söz ile musiki arasında olan fakat sözden ziyade musikiye yakın olan bir lisan" olarak tanımlar.

Necip Fazıl'a göre şiir: "Mutlak hakikati arama işidir."

Bu örnekleri çoğaltmak mümkün... Bu kadar fazla şiir tanımının olmasını Ahmet Kabaklı şöyle izah etmekte: "Nesirde nasıl yazarın bir üslubu olursa, şiirin içinde de şairin bir sırrı olur. Ve şair adedince sır (üslub) vardır ki bu da şair adedince şiir tanımının olduğunu gösterir."

Bizler şiiri nasıl tanımlarsak tanımlayalım bunun pek önemli olmadığı kanaatindeyim. Önemli olan, şiiri ve sanatı kullanarak bu ümmete hizmet etmektir...

 

 

ÖNEMLİ GÜN VE OLAYLAR

4 Nisan

Nato’nun kuruluşu (1949)

 

5 Nisan

Gazi Osman Paşa’nın vefatı (1900)

 

6 Nisan

Bursa’nın fethi (1326)

 

7 Nisan

Ahmed Davudoğlu’nun vefatı (1983)

 

9 Nisan

Mimar Sinan’ın vefatı (1588)

 

10 Nisan

Emniyet Teşkilatı’nın kuruluşu (1845)

 

12 Nisan

Uzaya insanın ilk ayak basması (1961)

 

13 Nisan

31 Mart Vakası (1909)

 

15 Nisan

İlkadım’ın yayına başlaması (1992)

 

17 Nisan

8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın vefatı (1993)

Ali Fuat Başgil’in vefatı (1967)

 

18 Nisan

Uhud Gazvesi ve Hz. Hamza’nın şehadeti (625)

 

21 Nisan

Muhammed İkbal’in vefatı (1938)

Dünya Şiir Günü

Cevher Dudayev’in şehadeti (1996)

 

23 Nisan

TBMM’nin Açılışı ve Milli Egemenlik Çocuk Bayramı

 

26 Nisan

Hudeybiye Gazvesi (628)

Çernobil Nükleer Faciası (1986)

 

27 Nisan

II. Abdülhamit’in tahttan indirilişi (1909)

 

30 Nisan

Gazneli Mahmut’un vefatı (1030)

Hitler’in ölümü (1945)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.