E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDURRAHİM KARAKOÇ

RÖPORTAJ;

RÖPORTAJI YAPANLAR: SERHAT OĞUZ A. ZİYA YILDIZ

Hicvi yeniden canlandıran şair Abdurrahim Karakoç:

“İSLAMCI BİR ŞAİR DEĞİLİM. İSLAMİYET BENİ BEN YAPAN YEGANE UNSURDUR.”

 

“Ben çok okuyan bir insanım. Karl Marks’ın Daskapital’ini gençliğimde bitirdim.”

 

• Aile ortamınızda şiir sevgisi olmasaydı şiiri yine bu kadar sever miydiniz?

• Zannetmiyorum. Bir çocuğun evinde içki içiliyorsa, o çocuk içki mübtelası olur. Bir evde saz çalınıyorsa sazı sever, saza meyleder  o da saz çalar.

Bir  evde güreşçi varsa çocuklar güreşçi olur. Bunlar bilinen gerçeklerdir. Edebiyat da öyle. Ama bu bir başarı meselesidir. Ben çok okuyan bir insanım. Daha bekarken, gençken  geceleri çok kitap okurdum. Babam gelir, yeter oğlum, şimdi gözlerin bozulacak derdi. O zaman elektrik de yoktu, gaz lambası... Peki baba, lambayı şimdi söndürüyorum derdim. O gidince pencereye varır, ayın ışığında okurdum.

 

• Hangi tür kitapları okurdunuz?

• Her çeşit. Edebiyat, din, siyaset, sosyoloji...  Hepsini okurdum. 16  yaşındaydım. Karl  Marks’ın  Daskapital’ini bitirdim. Benim bir fikrim vardı, onun karşısında da fikirler vardı. Onları da bilmem lazımdı. Yoksa ben savunmayı bilmezdim. Gerçek nedir, yalan nedir, onu bilmezdim. Eski yazı kitapları da okudum.

 

“İddiası olmayanın ne işi var şiirle?”

 

• Osmanlıcayı biliyor muydunuz?

• Bilirim. İlkokuldayken babam, ağabeyimle bana öğretti. Eski cönkler, üstünsüz, esresiz  hepsini öğretti. Bunları okuyunca tabii kültürüm gelişti. Bana soruyorlar bazen: Biz de şiir yazıyoruz ama iddialı değiliz diyorlar. Ya öyleyse bırakın. İddiası olmayanın ne işi var burada. Bir insan bir mesleğe atılırken iddialı olmak mecburiyetinde. İddialı olmazsa başarılı olamaz. Hatta en iyi ben olacağım demeli. Bu bir ukalalık değildir. Mademki şiir bir sanattır, onu icra ediyorsun, en iyisi niye sen olmayasın. Ben öyle dedim. Köy yeriydi, edebiyatçı Ankara, İstanbul gibi yerlerde yetişir. Sen buralarda, köyde nereye duyuracaksın sesini, dediler. Ben Türkiye’nin dışında da duyuracağım dedim. Çünkü azmim vardı.

En iyisini yapmaya gayret ettim. En iyisini verirseniz bu her yerde duyulur.

 

“Gölgede duranın gölgesi olmaz!”

 

• Siz usta bir şairsiniz, genç şairler sizi örnek alıyorlar. Şiire başladığınız yıllarda örnek aldığınız şairler var mıydı?

• Hiç kimseyi kendime örnek almadım. Ama çok sevdiğim, takdir ettiğim şairler vardır. Benim kitabıma aldığım bir söz var, kendi deyimimdir: “Gölgede duranın gölgesi olmaz.” Bir başkasının gölgesinde durmak onu gün ışığına çıkartmaz. Dolayısıyla sevin, takdir edin, faydalanın o eserlerden; ama ona benzemeye çalışmayın. Biliyorsunuz nazireler vardır. Güzel bir söze nazire yapılır. Öyle zamanlar olmuş ki o çok güzel şiire nazire yapan adamın şiiri o şiiri çok geçmiştir. Ama gölgede kalmıştır. Çünkü naziredir. Dolayısıyla kimseye benzemeye gerek yok. Sen sen ol. Kendi zirvene bak. Bir başkasının zirvesine çıkayım da onunla beraber olayım deme. Hâlâ da, çok güzel şiirler var, keşke bu şiiri ben yazsaydım dediğim şiirler oluyor.

 

• Tam da, keşke ben yazsaydım dediğiniz, kıskançlık duyduğunuz şiirler var mıdır, diye soracaktık...

• Kıskançlık değil, imrenme! Allah daha çok yazdırsın. Fakat imrendiğim şiirler olmuştur. Belki bunlar tanınmamış şairlerin de şiirleri olmuştur.

 

“Mihriban yaşanmış bir aşktır, hayali değil. “Mihriban yaşıyor da, bu şiirleri dinliyorsa, Allah ona yardım etsin.”

 

• Toplumsal, bireysel şiirlerinizin yanında, bir de hikâyesi olan şiirleriniz var, Mihriban gibi. Bunun hikayesini anlatır mısınız?

• Anlatamam.

 

• Başka  yerlerden bunun hikâyesini duyduk...

• Yanlış  duymuşsunuzdur muhakkak. Çünkü kimseye anlatmadım. Mihriban yaşanmış bir aşktır, hayali değil. Ama isim Mihriban değil, bu sembol bir isimdir. Sonunda ne olur, ne olmazı da düşünerek ismini söylememişimdir.

Aşk  dahi  edebli bir olaydır. Allah’ın takdiriymiş, olmadı. Birisi sordu televizyonda, hanımdı: Mihriban yaşıyor mu?  Bilmiyorum dedim. Vallahi bilmiyorum. Kendisinin de haberi olmuş mudur, diye sordu. Biliyordu tabii.

Ama artık ayrılmışız, o evlenmiş, ben evlenmişim, onun peşine mi düşeyim dedim. Bunun üzerine televizyoncu hanım da : “Ah  abi  ah, eğer yaşıyor da bu şiirleri dinliyorsa Allah ona yardım etsin.” dedi.

Eh  şimdi  kalkıp da ben onu deşifre edersem ayıp olur. Bu  benimle kalsın diyorum. Bu bir şiirdir. Çok soruyorlar. Her gittiğim yerde soruyorlar.

 

“Şiirlerimi bestelensin diye yazmam.”

 

• Mihriban şiirinizin  bestecisi Musa Eroğlu,  bir televizyon programında  sizin  şiirleriniz için “bestesi içinde şiirler” ifadesini kullanmıştı.

• Bunu bana da  söyledi.

 

• Bunu söyleyen, notaların dilinden anlayan bir usta. Şiirlerinizdeki bu musiki  ve ahengi nasıl sağlıyorsunuz?

• Onu hiç düşünmedim. Ben hayatımda hece saymadım. Kendiliğinden gelir.

Söylerken  hesaplı kitaplı gelir. Bestelensin diye de yazmıyorum. Ben şarkı türkü yazarı değilim. Ama  hoşlarına gitti. Yüzün üzerinde oldu.

 

• Bestesini beğenmediğiniz oldu mu?

• Oldu. Benim bir şiirim var. En çok sevdiğim şiirlerimden, “İsyanlı Sükut”.

Bunu çok kişi besteledi. Musa Eroğlu, Uğur Işılak, Hasan Sağındık...

Hiçbirisi de tutmadı, oturmadı, o şiirle örtüşmedi. O şiire güzel bir beste bulunmadı. Ha Mihribanın bestesi güzel. Besteyle  güfte örtüştüğü zaman eser çıkıyor.

 

“Uydurma kelimeleri şiirlerimde, yazılarımda hiç kullanmadım.”

 

• Bir şiirinizde

 “Özveri, koşul olanak,

Süreç, eşgüdüm, soyut, halk,

Dama çıkmış maymuna bak,

Dil üstünde türkü söyler”               

diyerek türetilen yeni kelimelere karşı tavır alıyorsunuz. Bu kelimelere neden karşısınız?

 

• Şimdi bunların hiçbirisi dil üzerine çalışanlara ait değil. Bunlar siyasetçilerin piyasaya sürdüğü kelimeler. Kökü yok. Türkçe olduğu şüpheli, Türkçe de değil,  uydurma! Mesela  -sal -sel  eki. Hiç kullanmadım. Türk ırkçılığını dil ırkçılığına çevirmek yanlıştır. Dilin de bir ömrü var. Her dil yaşar, büyür, zamanı gelince ölür. Yaşam, hayatın yerini tutmaz. İnsanlarımız sorunla her şeyi hallediyor. O benim sorunum değil senin sorunun.  Böyle  şeyler var. Türkçeyi bilmeyen yeni kelime üretemez. Bunların birçoğunu Ecevit üretmiştir. Olanaksız, olanak ve diğerleri Ecevit’in ürettikleridir. Modaya benziyor. Ne kadar çabuk yayılırsa, çabuk da bitiyor. Uydurma kelimeleri şiirlerimde, yazılarımda hiç kullanmadım. Zorluk mu çektim! Türkçe  gayet geniş bir dildir  bilen için. Bilmeyen de olursa şehadet diyeceğine şahadet der. Şehadet şehitlikten gelir, “e” ile  başlar. Şahadet ise  şahitlikten, tanıklıktan gelir.

 

• Şiirlerinizi yazmaya başladığınızda hemen bitirebiliyor musunuz; yoksa bir şiir üzerinde günlerce uğraştığınız oluyor mu?

• Genellikle bir oturuşta bitiririm. Bitiremediğimi tamamlayamıyorum.

 

• Yarım kalan şiirleriniz var mı?

Var. Onları da öyle kabul ediyorum. Şiirler yazarken müsvedde hiç kullanmam. Şiirlerimin hemen hemen hepsini daktilo ile yazmışımdır. “Haydi ne duruyorsun” der gibi bir hava olur. Başlarım daktiloda yazmaya, biter gider kendiliğinden.

 

• “Şiirin özü mesajdır” diyorsunuz. Mesaj vermek için neden şiiri seçtiniz?

• Ben bunu seçebildim. Şiir çok güzel bir sanat, bununla veriyorum mesajımı, unutulmuyor. Öz oluyor, kısa oluyor, çarpıcı oluyor. Gazete yazısı bir gün sonra eskir. Ama şiir hiç eskimez.

 

“Tarihe not düşüyorum. Bazı kişileri anlatmam lazım.”

 

• Bazı şiirlerinizde siyasi şahsiyetlerden de bahsediyorsunuz. Bu, şiirlerinizin kalıcılığı açısından bir tehlike değil mi?

•Değil. Beğenmeyenler de öbür şiirlerimi okusunlar. Ben tarihe not düşüyorum. Bazı kişileri anlatmam lâzım.

Zamanında Padişahları da eleştirmişler. Nef’i, Şair Eşref, Neyzen Tevfik. Hatta Neyzen, devletluların bulunduğu bir mecliste : “Sanmayın ciddiyetle satarım san’atımı / Ney elimde sudur, uçkuru musluk gibidir / Bezm-i meyde süfehanın saza meftun oluşu / Nazarımda su içen eşşeğe ıslık gibidir.”  demiş ve çekip gitmiştir. Ben kişileri pek hırpalamam, fikirlerdir önemli olan.

 

“Hiciv, ustura ağzında yürümektir. Günümüz halk şiirinde hicve ben canlandırdım.”

 

• Türk Edebiyatında en güzel hiciv şiirleri yazan şairlerimizden birisiniz. Şairlerin hiciv türünde şiirler yazamadığı bir dönemde, sizin sanatınız bu türü yeniden ayağa kaldırdı diyebiliriz. Türkiye’de hiciv yazmanın bedeli nedir?

• Bedeli ağırdır. Düz yerde yürümek kolaydır, yürür gidersin. Tel üstünde yürüsen düşme ihtimali çoktur. Hiciv de budur, ustura ağzında yürümektir.

 

• Hicivde kimler muhatap alınır?

• Devlet büyükleri. Öyle küçük, basit şeyler için hiciv yazılmaz. Devlet büyüklerini de hicvetmek usta bir kalem olmazsan başının belasıdır. Ben kişileri değil fikirleri, görüşleri hicvettim. İşte onun için de üzerime herhangi bir ceza tahakkuk etmedi.

Ben her devirde hiciv yazdım. “Hürriyeti gelin ettik, dul çıktı” diye başlayan şiiri, “Bulanan dirlik pınarı / Ha duruldu durulacak / Dayan esaret yuları /  Ha kırıldı kırılacak.” şiirini 27 Mayıs’ta söyledim ben. Kimsenin ağzını açamadığı bir dönemde. Daha sonraları, “Ölürsen de hak yedirme, hak yeme /  Aka kara, karaya da ak deme /  Adaletten ayrılırsa mahkeme / Bir hakime, bir de kanuna tükür.” dedim. Bunu kim diyebiliyordu?  Bu hicivlerin içinde birtakım mesajlar var. Adalet mefhumu. Hâkimin bir suçu yok; ama adaletten ayrılırsa tükürün yüzüne. Bunları şiirin kalıpları içinde verebilmek güzeldir.

Hiciv, kurutulmuştu halk şiirinde. Geçmişte Seyrani gibi şairler biraz yazmışlar. Fakat günümüz halk şiirinde, maalesef hiciv diye bir şey kalmamıştı. Bunu ben yeniden canlandırdım. Buna da ihtiyaç vardı. Hicvin, esprinin, nüktenin  olmadığı bir yerde hayat monotonluk arz eder.

 

• Sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmadığı halde, sanatını beğendiğiniz şairler var mı?

• Çok.

• Pek isim vermek istemiyorsunuz; ama birkaç isim söyleyebilir misiniz?

• Bakın, ben çok kişi bilirim. Benimle aynı dünya görüşünü paylaşşın, paylaşmasın. Gerek müzikte gerek şiirde birçok insan vardır bunlar inkar edilemez. İlla benim tarafımda olanlar iyi demedim. Benim tarafımda da var yoz insanlar, öbür tarafta da. Nazım Hikmet şöyle büyük şairdir, böyle büyük şairdir derler. Ben hiç kabul etmem bunu. Hapisteyken güzel şiirler yazmış, sonrası fasarya benim için. Ben Sabahattin Ali’yi, Nazım Hikmet’ten daha sanatkar, daha samimi bulurum. O da komünistti, benim görüşümde değildi.

Âşık Mahzuni Şerif,  severim. Görüşlerimiz aynı değildi. Ama dostluğumuz bâki idi. O, bana hocam derdi. Ben onu severdim, o da beni severdi. Ölene kadar da sürdü bu dostluğumuz.

Çok sevdiğim şairlerden birini söyleyim size, Cahit Sıtkı Tarancı.

 

“Serbest şiiri reddedenlerden değilim.”

 

• Ama verdiğiniz isimler de hep heceyi kullanan şairler...

• Heceyi kullananlar da vardır, hecenin dışında olanlar da... Hecenin dışında yazılanları da okuyorum, bazılarını güzel de buluyorum; ama hafızamda tutamadığım için fazla bahsedemem. Hele şimdi serbest şiiri iyice yozlaştırdılar. Aklına geleni söyle, bunun adı şiir olsun diyorlar.

Ben serbest şiiri reddedenlerden değilim. O da şiirdir; ama serbest şiirin içinde bir takım kafiyeleri yoksa  yavan pilava benzer. Serbest olsun ama kafiye grubu olsun.  

 

“Kafiye, şiirin güzelliğini getirir.”

 

• Mısraları şiire dönüştüren en önemli şey nedir?

• Kafiye şiirin güzelliğini getirir. Orhan Veli’nin de  böyle şiirleri vardır biliyorsunuz. Ama iç kafiyeyi kullanırdı. Bunlar güzelleştirirdi şiiri. Eski serbestçiler böyleydi. Şimdikiler gibi değildi. Şimdikiler iyice zıvanadan çıktılar. Muhteva yok, kafiye yok, zenginlik yok. “Gitmişti makama arz-ı hal için / Bey dedi yutkundu eydi başını / Bir azar yedi ki oldu o biçim / Şey dedi yutkundu eydi başını.” Şiir budur.  Nazım Hikmet’in şiirlerinde de kafiye vardır, vurgu vardır. Kafiyeyi de çok güzel kullanmıştır. Şiirlerinden birisi size: “Kalbimin yarısı buradaysa /  Öbür yarısı Çin’dedir / Sarı nehre  doğru / Bir sel gibi giden orduların içindedir.”  Görüyorsunuz değil mi kafiyeleri. İşte  bunlar şiiri güzelleştirir.

Yavuz Bülent Bâkiler güzel şiir yazar ama halk tarzı değil. Ağabeyim Bahaattin Karakoç kafiyeli şiirler yazar ama halk şiiri değil.

 

• Gençlik yıllarından beri çok okuduğunuzu söylediniz. Bugünlerde okuduğunuz kitabın ismini öğrenebilir miyiz?

• Osmanlının Kuruluşu, Amerikalı bir yazarın kitabı. Henüz bitiremedim.

 

• Osmanlı tarihi dediniz de.... Heceyi çok güzel kullanıyorsunuz. Uzun soluklu bir şiir, mesela Osmanlınn kuruluşunun anlatıldığı, yazmayı denediniz mi hiç?

• Hayır. Ben, Niyazi Nuri Gençosmanoğlu gibi bir  destan şairi değilim.

Niyazi Nuri Gençosmanoğlu benim kadar hiciv yazamazdı, ben de onun gibi destan yazamam. Basri Gocul diye bir şair vardı, destan şairi. Maalesef pek tanınmadı. Kısa öz yazardı: 

“Sivrilttiğimiz kazık / Bizlere battı yazık.”

 

• Daha önce yazdığınız şiirlerden beğenmedikleriniz oluyor mu?

• Bakın ben 1958’den önce yazdığım bütün şiirleri yaktım. Bundan sonra yazdığım şiirleri kitaplarımda topladım. Bunları reddedemem hepsini de beğeniyorum.

 

• Şiirleriniz,  fikirlerinizi ifade etmek için bir araç mı?

• Fikirlerin neyse aynısını yansıtırsın şiirlerine.

 

“Ben İslamcı bir şair değilim.”-ci” eki geldiği zaman iş küçülüyor, Esnaflığa giriyor.”

 

• Şairliğinizde ve şiirlerinizde İslâm size neler kazandırdı?

• İslâm bana şahsiyetimi verdi, insanlığımı verdi. İslâmiyet beni ben yapan yegane unsur. Ben İslâm’a ne verdim. Belki de hiçbir şey vermedim. Ben İslâm’ın tellallığını yaptım. Onun güzelliklerini dilim döndüğü kadar anlatmaya çalıştım.

 

• İslâm şiiri ifadesini doğru buluyor musunuz?

• İslâm şiiri diye bir şiire inanmıyorum. Müslümanın şiiri olur, İslâm’ı yorumlayan şiir olur.

 

• Mehmet Âkif  için genelde İslâm şairi ifadesi kullanılır...

• Mehmet Âkif bambaşka bir insandı. O büyük şairdi. Yazdığı her şey İslâm üzerineydi.

 

• İslâm’ın estetik olarak sizin şiir sanatınıza kattığı şeyler var mı?

• Belki de vardır, bilmiyorum? İslâm benim şiirime edebi, şahsiyeti, yalana tevessül etmemeyi ve bir de cihad azmini kattı.

 

• Kuran-ı Kerim’den aldığınız şeyler var mı?

• Çok. Kur’an-ı Kerim’den alabildiğim kadar alıyorum. Herkes kabına göre doldurur ya suyu, ben de alıyorum. 

 

• İslâm’la  şiirleriniz bu kadar iç içe girdiğine göre, size İslâmcı bir şairdir diyebilir miyiz?

• İslâmcı bir şair değilim. Zaten İslâmcı ifadesini  hiç sevmiyorum. Ben müslümanım, müslümancı değilim. İslâm’a inanıyorum. “-ci” eki geldiği zaman  iş küçülüyor, esnaflığa giriyor. Dinciler diyorlar. Tenekeci, zahireci der gibi. Dinci ne demek? Dindar olur, o kadar. Müslüman olur, müslümancı olmaz.

 

“Müslüman umudunu hiç bir zaman kaybedemez.”

 

• Türkiye’nin geleceği ile ilgili beklentileriniz neler? Ümitvar mısınız?

• Müslüman umudunu hiçbir zaman kaybedemez. Türkiye şu anda meyilli bir araziden aşağı doğru yuvarlanıyor. Ama nerde duracak? Parçalanıp mı duracak, olduğu gibi mi kalacak? Bilemiyorum. Ama duracak muhakkak. Her kemalin bir zevali, her zevalin bir kemali vardır. İnsanların nasıl ki bir kaderi varsa, milletlerin de bir kaderi var. Zamanını Allah tayin eder, kullar değil. Kullar çalışır çabalar; ama Allah verir.

Dün bir şey dinledim çok hoşuma gitti. İlhan Ahmet, Batı Trakya’nın milletvekili seçildi, Türk... Bugün milletvekilleri yemin edeceklermiş. (09.03.2004)

“İnşallah, yarın Kur’an-ı Kerim’i götürüp Yunan meclisinde onun üstüne yemin edeceğim.” diyor. Bu bana yetti. Ama ben Türkiye’de diyemem onu. Başın örtülüydü, bıyığın şöyleydi, sakalın böyleydi bunlarla uğraşıyoruz hâlâ.

 

• Türkiye’nin önünün açılması için çözüm nedir  peki?

• Gayret edeceğiz işte.  Yanlışı göreceğiz, tenkit edeceğiz. İnsanları iyiye, güzele teşvik edeceğiz. Nesilleri edebiyatla, sanatla, fikirle eğitmeye çalışacağız.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.