E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ÖMER F. GÖÇMEN

KAPAK;


KÜRESELLEŞME

Küreselleşme, sihirli bir kelime gibi piyasaya sürülse de başat unsuru ekonomi olan bir fikri anlatmaktadır.

Kabaca, muazzam sermayeye sahip ulusaşırı şirketlerin önünde herhangi bir engel (gümrük, devlet, işçi hakları vb.) kalmadan tüm dünyaya etkilerini yayması olarak tanımlayabiliriz.

 

Küreselleşmenin üç ayağı

1- Teknolojik gelişmeler sebebiyle iletişim teknolojisinin akıl almaz boyutlara ulaşması ve dünyanın insanların gözünde küçülmesidir. Şimdi Hakkari’deki bir insan, Amerika Florida’da olan fırtınalardan ve fırtınada kaç insanın öldüğünden haberdar olabilmektedir.

Dünyanın belli merkezlerinde üretilen modalar çok hızlı bir şekilde dünyanın ücra köşelerine ulaşmaktadır.

İnsanların birbirleriyle haberleşmeleri de olağanüstü şekilde artmıştır.

2- Ekonomik ilişkiler ve gelişmeler: Uluslararası ve ulusaşırı şirketlerin dünyanın çok farklı ülkelerinde faaliyet göstermeleri gittikçe yaygınlaşmaktadır.

Artık piyasaya çıkan bir araba, 28 ayrı ülkede üretilen parçaları taşıyor.

Bilgisayar parçaları, 5 ayrı ülkede üretiliyor, altıncı bir ülkede montaj yapılıyor ve 100 ülkeye satılıyor.

Özellikle finans piyasaları ülkeler arasında büyük para akımlarına sahne olmaktadır.

3- İdeolojik nedenler:

Doğu blokunun yıkılması ile liberal piyasa ekonomisinin önünde şimdilik bir engelin kalmamış olması, bunu savunanlar tarafından artık tek kurtuluşun piyasa ekonomisi olduğu, yabancı sermayenin muhakkak bir ülkeye gelmesi gerektiği ısrarla söylenmeye başlanmıştır.

Küreselleşmeyi savunanlar, ısrarla bu sürecin durdurulamayacağını, bundan geri dönüşün olmadığını, ayrıca bu sürecin insanlara daha fazla refah getireceğini söylüyorlar.

 

Küreselleşmeciler ne istiyorlar?

Küreselleşmeyi savunan kişiler ve bunun için her tür imkanı kullanan dev ulusaşırı şirketler, öncelikle daha fazla para kazanmalarının önündeki engellerin kaldırılmasını istiyorlar. Bu bağlamda, ezcümle;

1- Ulusal devletlerin ülke ekonomileri üzerindeki etkilerinin minimuma düşürülmesini,

2- Gümrük duvarlarının ve kotaların kaldırılmasını,

3- Sosyal güvenlik sistemlerinin özelleştirilmesini ve bu husustaki şirket mükellefiyetlerinin azaltılmasını,

4- Grev, sendikalaşma haklarının sınırlandırılmasını,

5- Yatırım yaptıkları ülkelerde pek çok yükümlülükten muaf tutulmayı istiyorlar.

Bu isteklerini hayat geçirebilmek için yıllardır çalışıyorlar ve bu hususta önemli mesafeler katedilmiş durumda.

Bu hususta ülke olarak en büyük gayreti ABD göstermekte. Uluslararası kuruluşlardan IMF ve Dünya Bankası bu hususta yeterli bulunmamış olacak ki 1986’da başlayıp 1994’te sona eren Uruguay Roundu(*)’ndan sonra Dünya Ticaret Örgütü (WTO) kuruldu.

Bu örgütler ve ABD yoluyla, özellikle 11 Eylül hadisesinden sonra, tüm dünyaya yukarıda sayılan hususlar adeta dayatılmakta.

En son, adına kısaca MAI denilen Çok Taraflı Katılım Anlaşması 1995 yılında OECD (Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı) içerisinde bir dizi ve son derece gizli bir çalışma ile hazırlandı. Daha sonra belli başlı ülke temsilcileriyle gizlice görüşmelere başlandı. Fransa temsilcisi, bazı maddelere itiraz edince bu maddeler basına sızdı ve alehte pek çok gösteri yapıldı. Şimdilik askıya alınmış gibi gösterilen ama gerçekte uygulanması için uğraaşılan bu anlaşma şu maddeleri içeriyor:

 

MAI hükümleri

- Yabancı yatırımcı, gittiği ülkede o ülke yurttaşlarının sahip olduğu haklara eşit veya daha fazla hak ve yetkiler talep edebilecek.

- En çok kayrılan ülkelere tanınan tüm ayrıcalıklar MAI sonrasında, anlaşmaya taraf olan bütün yabancı ülkelerin yatırımcıları ile bu ülkelerde yatırımı bulunan ve aslında MAI’ye taraf olmayan ülkelerin yatırımcılarına da tanınmak zorunda olacak.

- ‘Yatırım’ tanımı, içersine portföy yatırımları ve zihinsel iyelik haklarını (patent-telif) da alacak kadar geniş tutulacak.

- Yabancı yatırımcı, gittiği ülkede emek standartlarına, çevre yasalarına uymak ya da belli düzeyde iş imkanı oluşturmak, ihracata katkıda bulunmak, GSMH’ya katkıda bulunmak, üretim sürecinde yerli girdi kullanmak, teknoloji transferinde bulunmak gibi kısıtlamalara tabi tutulamayacak.

- Yabancı yatırımcılar yatırımları ile ilgili her kademedeki elemanı, istedikleri ülkeden yatırım yapacakları ülkeye getirebilecekler. Bu kişiler ulus devletin vatandaşı ile eşit haklara sahip olacak ve eşleri için ulus devletlerin iş ayarlaması gerekecek.

- Her türlü kamulaştırma, dolaylı kamulaştırma veya kamulaştırma ya da dolaylı kamulaştırmaya benzer sonuç yaratabilecek her türlü devlet girişimi yasaklanıyor.

- Uyuşmazlıkların çözümü için uluslararası tahkim kurullarına gidilecek ve şirketler devletleri dava edebileceği halde, devletler şirketleri uluslararası tahkimde yargılatma hakkına sahip olmayacak.

- Her türlü sivil itaatsizlik, grev, tüketici boykotları v.b. toplumsal demokratik hareketler ulus devletler tarafından engellenecek. Aksi takdirde ulus devletler şirketler tarafından tek taraflı olarak belirlenecek bir tazminat tutarını ödemekle yükümlü olacaklar.

- MAI’yi kabul eden herhangi bir ülke 5 yıldan önce anlaşmayı feshedemeyecek ve fesihten sonra da anlaşma hükümleri 15 yıl boyunca yürürlükte kalacaktır.

 

Küreselleşmecilerin iddiaları doğru mu?

Küreselleşme taraftarlarının söylediği gibi bu süreç, önlenemez bir süreç değildir.

Küreselleşmenin dayandığını söylediği iki temel noktadan iletişim teknolojisi ve ülkelerin karşılıklı ekonomik ilişkilerinde bile yeterince bir küreselleşmiş durum yoktur.

Haberleşme teknolojisinin çok ileri boyutlarda gelişmesine rağmen halen pek çok ülke ve bölgenin haberleşmeden yararlanamadığı ortadadır. Afrika’da telefon hattı sahipliği % 2 civarındadır. İnternet kullanımı dünyanın pek çok bölgesinde hala marjinal konumdadır. Ayrıca telefon, internet yayılsa bile bunun küreselleşmeye yol açacağı sadece bir iddiadır.

Radyo ve televizyonun yaygınlık kazanması da küreselleşme için belki bir altyapı sağlayabilir ama küreselleştirme temin edeceğini söylemek fazla iddialı bir tez olur.

Ekonomik yönden de dünyanın küreselleşmeden kazancı fazla değildir. Belki küresel şirketler daha çok kazanıyor ama asla dünya daha çok kazanmıyor. Halen dünyanın yarısı günde 2 dolardan daha az bir gelirle yaşamaya çalışmaktadır.

Yılda yapılan 600 milyar dolarlık dış yatırımın 190 milyar dolarını gelişmekte olan ülkeler, 410 milyar dolarını ise gelişmiş ülkeler kategorisine giren ülkeler almıştır. Az gelişmiş ülkeler kategorisindeki ülkelere yapılan doğrudan dış yatırım yok mesabesindedir.

Bunlara karşılık, finans piyasalarında dönen para korkunç boyutlardadır. Bir yılda yapılan 600 milyar dolarlık doğrudan dış yatırıma karşılık malî piyasalarda günlük dolaşan para 1.2 trilyon dolardır. Bu paralar, uluslararası sisteme açılmış borsa, bono, tahvil, repo vb. piyasalara girip çıkmakta ve hiçbir ahlaki kaygı taşımadan sadece yapacağı kârı düşünerek hareket etmektedir. Ülkelerin krize girmesi veya çıkması onları sadece kârları açısından ilgilendirmektedir. Belki finans piyasası açısından dünyada bir küreselleşme olduğu söylenebilir. Çünkü Asya’da olan kriz Amerika kıtasını etkilemekte, Arjantin’de olan kriz de Avrupa’yı etkilemektedir. Ama bu krizlerin de temelinde para piyasalarında yapılan spekülasyonlar ve bu piyasaların birbirine bağlı olması vardır.

 

Özetle

Muazzam sermayeye sahip şirketler servetlerine servet katabilmek için ve bu sayede tüm dünyayı kapsayan bir egemenlik kurmak için küreselleşmeyi savunuyorlar. Önlerinde engel gördükleri gümrük duvarları, milli devletler yerel değerleri ayrıca kendilerine direnç noktası olabilecek başta İslam olmak üzere çeşitli din ve inançları ortadan kaldırmak veya etkisizleştirmek istiyorlar. Hedefleri şu satırlarda ifadesini daha net buluyor:

“İddia ediyorum ki önümüzdeki 100 yılda bizim bildiğimiz Ulus Devletçiliğin modası geçecek ve tüm Devletler tek bir küresel otoriteyi kabul edecekler. Böylece 20. Yüzyıl ortalarında benimsenen hedef ‘Dünya Vatandaşlığı’ da gerçekleştirilmiş olacak. Ulusal egemenlik, ve bağımsızlık gibi kavramlar yeni dünya düzenine yakışmayan, ağdalı, abartılı kavramlar olacak. Bütün devletler aslında birer sosyal düzenlemeden ibarettir ve gerçekte tüm devletler geçici ve yapay oluşumlardır. GATT’ın ardından oluşturulan Dünya Ticaret Örgütü sınırsız bir dünyanın polisliğini üstlenecek ve üye ülkelerin iç olaylarına bile müdahale edebilecek bir güce sahip olacaktır.” (Strobe Talbot tarafından, The Time dergisinde yayınlanan ‘küresel devletin doğuşu’ başlıklı makaleden-ABD)

Bu hedeflerin gerçekleşmesi için önlerindeki en büyük engelin İslam olduğunu bildikleri için çok çeşitli cephelerden İslam’a ve müslümanlara savaş açılmış durumdadır.

 

Ne yapabiliriz?

Öncelikle bu sele kapılmayalım. Küreselleşmenin bir kader olmadığını bilelim.

Kapitalizmin teşvik ettiği tüketim kültürüne karşılık İslam’ın kanaat kültürünü öplana çıkarmalıyız. Aleyhisselatü Vesselam Efendimiz’in, “Kanaat tükenmeyen hazinedir.” buyruğunu iyi anlamak zorundayız.

Şu anda dünya ekonomisine hakim olan üretim-tüketim kısır döngüsünü ancak kanaat kültürü ile kırabiliriz.

Türkiye üzerinde oynanan oyunları da iyi bilmek ve uyanık olmak zorundayız. Dünya piyasalarına sürülen her fikre hemen sahip çıkmayalım. Elimizde temel kaynaklarınız bozulmamış halde mevcut olduğu gibi çok ciddi bir İslamî geleneğe sahip olduğumuzu bilelim. Çözümü yine kendi inancımızda ve değerlerimizde arayalım. 

 

(*) Roundlar (Tur) büyük sermaye sahiplerinin kimi devlet adamlarıyla yaptığı ve ekonomik uluslararası düzenlemeleri hedefleyen görüşme turlarına deniyor. Belli bir müddet konmuyor ve ilk başladığı yere göre isim alıp tur bitince oradan çıkan kararlar tüm dünya çapında uygulamaya geçiyor.

Bunun başlangıcı II. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın New Hempshire eyaletinin Bretton Woods kasabasında yapılan konferansa dayanıyor. Bu konferansta IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası’nın kurulma kararı alınıyor ve GATT Tarifeler ve Ticaret Genel Anlaşması (1947) imzalanıyor. Bunu 1951-1962 Dillon Roundu, 1962-1967 Kennedy Roundu, 1973-1979 Tokyo Roundu, 1986-1994 Uruguay Roundu takip etmiştir. Şu anda devam eden ve MAI (Çok Taraflı Yatırım Anlaşması)’nın kabul edilmesi için uğraşan Round’un adı ise Milenyum.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.