E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;

Mahallen merfû olduk!

Memleket ve şehir anlamındaki Arapça beled kelimesi belde ve cemi sigasıyla bilad şeklinde Kur’an-ı Mubin’de 19 ayrı yerde zikredilmiştir. Bu ifadelerden beled-i meyyit/ölü şehir, beled-i tayyip/güzel, temiz ve hoş şehir, beled-i emin/güvenli şehir-Mekke demektir.

Ölü bir beldenin/toprağın yağmur ve cemre ile diriliş öldükten sonraki dirilişe misal olarak anlatılmaktadır. (Araf, 57) Müminin beldesi, toprağı verimli, güzel bir şehre teşbih edilerek nebatının Cenab-ı Hakk’ın izniyle bereketli olacağı, münafığın hali ise kökü ve kömçeği neye dayanırsa dayansın fena ve pis kokulu toprağıyla kötü bir memlekete benzetilerek nefsine, nesline devlet ve milletine çok az faydasının olacağı belirtilmiştir. (Araf, 58)

 

Farabi ve Medine’tül Fazıla

Devlet şekilleri ve yönetim tarzları Farabi’ye göre dokuz çeşittir. Ona göre;

1- Fasık şehir: Hakiki saadet yerine dünya zevkleri gaye edinir.

2- Dalalet şehri: İnsanları, hakiki saadet yerine başka şeyleri mutluluk adına kabul etmeye zorlanmış ve ikna edilmiştir.

3- Medine’tül kerrame’de halk iyilik ve saadeti şeref ve itibardan ibaret sanırlar.

4- Medine’tün nezzale’de para ve servet geçerlidir. Para ve servet her türlü ahlaksızlığı örten bir yorgan gibidir.

5- Zaruri şehir’de zorunlu ihtiyaçların giderilmesi önplandadır.

6- Medine’tül hissa’da zevklerin oyunlarla tatmin edilmesi revaçtadır. Halkın en önemli ihtiyacı zevk ve oyundan ibarettir.

7- Medine’tüt teğallübe’de hakimiyet ihtirası vardır.

8- Medine’tül cemaiyye’de herkesimin istediğini yapması, iyilik ve saadet olarak görülür.

Bunların hepsi cahil şehirlerdir. Hiçbiri hakiki manada bir ahlak toplumu değildir.

9- Medine’tül fazıla ise hakiki saadete ermenin mümkün olduğu tek adres, doğru fikirlerin ve doğru davranışların mevcut olduğu tek şehirdir. (D.İ.A.)

Celaleddin ed-Devvani’nin Ahlak-ı Celali isimli Farsça eserinde adaletin hüküm sürdüğü faziletli bir ülkede/ şehirde rütbe ve mevkiler ehliyet ve liyakat esasına göre ulaşabileceği en yüksek mertebeye çıkabilir. Alimler, askerler, tüccar-sanatkar ve işçiler ile çiftçilerden oluşan toplumda iktidar; varlığını, adaleti dağıtırken ve halkına hizmet ederken koruyacaktır.

Gazzali’ye göre ise insanlar ahlakî tabiatları ve eğitime yatkınlıkları açısından beş zümreye ayrılırlar:

1- Tabiatları tamamen iyi olup iyiliği yaşatma kudretine sahip olanlar ki, fazilet şehrinde yaşayan bunlardır.

2- İyi tabiatlı olmakla birlikte tesir gücü olmayanlar ki, “her koyun, kendi bacağından asılır” deyip sorumluluk almak istemeyenlerdir.

3- İyilik ve kötülük yönünden eşit derecede ‘nötr’ insanlardır. Ömer Hayyam’ın tabiriyle, “Bir elde kadeh, bir elde Kur’an / Bir helaldir işimiz, bir haram.” ötesine dilim varmıyor.

4- Kötü olmakla birlikte başkalarına kötü tesiri olmayanlar ki, nefsine karşı zalim ve zehiri alınmış yılanlardır bunlar.

5- Kötü ve tesirli olanlar ki, akrep misali cibilliyeti bozuk olan bunlardır. (D.İ.A.)

 

Ah keşkem, ah keşkem!

Bunlar fazilet şehrinin halkını imha edip fesat düzenlerinin devamını garanti altına almak için her türlü rezaleti ortaya koyarak faaliyetlerini iki türlü yöntemle yürütürler:

a) Tartışma zemini hazırlayarak milleti kamplara bölmek.

b) Yıldırma politikası izleyerek halkı sindirmek.

A planında kukla bir yönetimle (Irak’ta olduğu gibi) halkı ekonomik ve siyasi açıdan sıkıntıya sokarken, B planında halkın iradesi(!) ile tek başına iktidara gelmiş bir yönetimi borç sarmalına dolarlar. Bunu sağlamak için ülkenin güvenliği, ulusal ve bölgesel barışı tesis etmek adına askeri alımlarını artıran kalkınmakta olan ülkeleri silah alımlarına zorlayarak kendi silah sanayiindeki kara delikleri kapatırlar. İşgal edecekleri doğal zenginlikleriyle bakire iki ülke için ikiz kuleyi bile feda ederler. Bunlar için bir damla petrol bin varil kandan önemlidir.

İlahi irade ne der bilmem ama galiba ABD’nin B.O.P. ideali küresel ısınmayı artıracaktır. Haklı olmak için güçlüden yana olmayı devlet politikası haline getirenlere Ebu Süfyan’ın oğlu Muaviye (r.a.) bakınız ne diyor:

“Keşke Mekke’nin Zi-Tuva bölgesinde yaşayan bir Kureyşli olsaydım. Keşke siyasete girip yöneticilikler yapmasaydım.”

 

Belediye ve Şehremini

Beled, Kur’an-ı Kerim’in 90. suresidir ve 20 ayettir. Surede mekanların en şereflisi, fizikî, beşerî ve dinî anlamda dünyanın başkenti Mekke’ye yemin edilerek, insanın zor ve çetin şartlar içinde dünyaya getirildiği, bu sebeple olgun bir insan olabilmek ve yüce gayelere erebilmek için sıkıntılara göğüs germek zorunda bulunduğu hatırlatılmaktadır.

Belediye ise şehir idare teşkilatını belirlemek için 19. yy’dan itibaren kullanılan bir tabirdir. Osmanlı döneminde Kaza Dairesi denilen belediye, merkezî yönetimin bir üyesi olan Kadı’nın yönetmekle sorumlu olduğu bir kurumdur. İslam’da belediye nizamının temeli hisbe müessesesidir. Hisbe, dini bir müessesedir. İslam ülkesinde haramların işlenmesini şehir idaresi adına muhtesib önler. İhtisap Nezareti Bakanlığı 1827’de kurulmuştur. 1877’de ilk defa belediye kanunu hazırlanmış ve belediye başkanına şehremini ismi verilmiştir. (D.İ.A.)

Cumhuriyet dönemiyle birlikte belediye başkanları da milletvekilleri gibi seçimle işbaşına gelmektedir. Halen yürürlükte olan köy kanununun da Diyanet’e bağlı köy imamının ihtiyar heyetinin tabii bir üyesi olduğu gibi iller ve ilçeler bazında il ve ilçe müftüleri de belediye meclislerinin ya da il genel meclislerinin de tabii birer üyeleri olmalıdır. Hatta Ankara/Başkent müftüsü TBMM’nin, Diyanet İşleri Başkanı da MGK’nın tabii birer azaları olmalıdır. Zira her cuma günü dini hizmetleri yürütmek adına din görevlilerine cami kapısında mendil açtırmak devletimize yakışmıyor. Birliğine girmeye çalıştığımız Avrupa ülkeleri, genel bütçelerinden belirli oranlarda kilise hizmetleri için ödenekler ayırarak bu meseleyi halletmişlerdir.

 

Bir kilim yeter mi?

Dinlerarası diyalog kuralım derken devlet ile millet arasındaki makasın açılmaması gerekir. Diyanet’e verilen kırmızı plaka, mavi bir boncuk olmamalıdır. TEDAŞ faturalarından % 2 oranında kesilen payın TRT’ye aktarıldığı gibi camilerde sarf edilen elektirik ve su paralarına da bir çözüm bulunmalıdır.

Ulusal kalkınmayı sadece maddi değerlerde aramanın yanlışlığını manevî ve millî değerlerimizi kaybedince anlamanın faturası daha ağır olabilir. Bu millet, devletini sokakta bulmamıştır. Milletin tepkisi Latif Doğan’ın “küstüren show”una dönüşebilir. Bu necip millet, “kefen geldi ölmeyince olmaz” diyen nice sahte-i suhtelerin cenazesini yıkamıştır “bıktım sabun”uyla. “Bir kilim yeter” aldatmacasıyla bir tepsi baklavayı götürüp vatandaşa bir dilim pastayı çok görenlere “bir alkış rey’den başka ne’m kaldı” denilecektir.

Arzu ettiğimiz gibi düşünmek istemiyoruz, ancak D.İ.B.’na 600 din görevlisi alınırken Adalet Bakanlığı’na bağlı birimlere 703 adli personel ve gardiyan alımının özel bir anlamı olsa gerektir. Her cami, bir kodes kapatır, kapatmalıdır. Sistem peynir kurdu gibi kendi mikrobunu kendisi üretmemelidir. Hoca’nın tabiriyle, A.T.’tan düşenler A.T. yarışı spikerliğine soyunmamalıdır.

Millet olarak seçim cümlesinde mahallen merfu olduk. Ya mahallen mensub veya mecrur olsaydık, halimiz nice olurdu? İktidarı temsil edenler, Hoca’nın 1999’da yaptığı gibi seçime girerken el frenini çekmişti. Ancak bir yandan da ayakları gaz pedalındaydı. Amaç G.İ.K.’nu oluşturan düdüklü tencerenin seçim öncesi patlamasını önlemekti. Bunu bir amacı da kendilerine 3 Kasım’da iktidar yolunu açan milli görüş tabanına birlikte yine başaracağız mesajını vermektir.

Ayrıca baraj patlamasını önlemek için Mardin, Batman ve Gümüşhane savakları bunun için açılmıştı. Belki de Yerel Yönetimler Yasa Tasarısı ile yetkileri artırılan yerel valiler ile İçişleri Bakanlığı’nın atadığı genel valiler arasında portakal problemi çıkabirdi. Sonra hem genel idare, hem yerel idare derken gemi daha fazla yüke dayanamayabilirdi.

 

Pazar ola, hayrola!

Belediye demek, hizmet demektir. Zaten kıt kaynaklara sahip ülkenin genel bütçe gelirleri bir de belediyelere taksim edilirse millete söz verilen ekonomik vaatler nasıl gerçekleşecekti? Şunun şurasında on dört ay kaldı, üç yılın ve verilen vaatlerin dolmasına. Varsın biraz da başka siyasi partiler hizmet etsinler... Milletin suyunu akıtsınlar, çöpünü toplasınlar, park ve bahçelerini düzenlesinler... Banket ve bordür taşı döşeyip asfalt döksünler...

Osmanlı bedel ister, torunları da hizmet... Milli görüşle belediyecilikte rüşdünü ispat edenlere, “genel idare sizin işiniz değil, o bizim işimizdir.” diyenler için buyursunlar denilmişti. Buna rağmen ehli rey millete bedel ödetmeye çalışanların biletini kesmiştir. Kızıl Elma’ya ulaşamayanlar Aralık’tan gelip Ayvalık’a bodur elma dikmesinler. Zira millet, kökünü temsil etmeyenlerin dibine incir ağacı dikecektir.

Nevşehir tavasını kim yiyecek bilmem ama, milletin milli ve manevi değerleriyle alay edenler, ayvayı yiyeceklerdir. “Eşeğini düşman; semerini de sultan alıp gittikten sonra o memleketin tacında tahtında ikbal kalır mı?” diyor Şeyh Sadi. Cevabınız hala evet ise Bor’un pazarı geçmiştir. Pazar ola, hayrola.

Yatak odası için 15 wattlık ampul yeter, ancak çalışma odası için en az 40 wattlık olmalıdır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.