E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET AĞMANVERMEZ (agmanvermez@mynet.com)

TARİHE YÖN VERENLER;

Muhammed Esad Erbilî

1847 yılında Musul’un Erbil  kasabasında dünyaya geldi. Dedesi Hidâyet Efendi, Hâlid el-Bağdâdî’nin halîfesi ve Erbil’de inşa ettirdiği tekkenin şeyhi idi. Esad Efendi, baba ve anne tarafından seyyiddir. Dedesi gibi, babası Muhammed Said Efendi de Hâlidî tekkesi şeyhi idi.

Muhammed Esad Efendi, ilk tahsilini Erbil ve Deyr’de tamamladı.1870 yılında 23 yaşında iken mânevî bir işaretle Tâhal-Harîrî’ye intisab etti. Beş yılda seyru sülûkunu tamamlayarak 1875 yılında hilâfet aldı. Aynı yıl hacca gitti.

Dönüşünde şeyhinin vefat ettiğini öğrenince İstanbul’a yerleşmeye karar verdi. İstanbul’da önce Salkımsöğüt’te Beşirağa derğâhında, sonra Çarşıkapı’daki Molla Pîrî Camiinin müezzin odasında kaldı. Fâtih Camii’nde Hâfız Dîvânı’nı okuttu. II. Abduhamid’in damadı Halid Paşa’nın davetiyle sarayda sohbetler ve dersler verdi. Bu arada Meclis-i Meşâyih âzâlığına tayin edildi. Kâdirî Şeyhi Abdulhamid er-Rifkânî’den Kâdirî icâzetnâmesi aldı.

1883 yılında Kâdirî Meşâyihine âit olan Kelâmî Dergahı şeyhliğine tayin edildi. Burada müntesiblerine önce Kâdirî  evrâdı okur, sonra Nakşî usûlünce “hatm-i hâcegân” yaptırırdı. Ancak Nakşî tarîkatında sohbet esas olduğundan Cuma günleri de sohbete devam ederdi. Bir süre Halıcılar’daki Feyzullah Efendi Dergâhı’na da devam etti. 1900 yılında bilinmeyen bir sebeple memleketi Erbil’de zorunlu ikâmete tâbî tutuldu. Meşrûtiyet’e kadar mektuplaşarak ve tekkede, irşad faaliyetlerine devam etti. Bu sırada talebelere yazılan tasavvufi içerikli mektupları “Mektûbât” adlı eserinde topladı.

                          

Yeniden İstanbul’da

Es’ad Efendi,  Meşrûtiyet’ten sonra 1908’de tekrar İstanbul’a  döndü. Kelâmî dergâhını genişletti. Üsküdar’daki Selimiye Dergâhı Şeyhliği de kendisine verildi. Oğlu Mehmed Ali Efendi’yi bu dergâha vekâleten şeyhlikle görevlendirdi. Kendisi de zaman zaman burada irşad faaliyetinde bulundu.

1925 yılında tekke ve zâviyelerin kapatılmasından sonra inzivâya çekildiği Erenköy Kazasker’deki evinde sürekli polis gözetiminde tutuldu. Aralık 1930’da belirli güçlerin tertiplediği Menemen olayı ile ilgisi olduğu iddiasıyla oğlu Mehmet Ali Efendi ile birlikte Menemen’e götürülerek idamla yargılandı. Hakkında verilen idam cezası, yaşlılığı sebebiyle müebbet hapse çevrildi. Oğlu Mehmet Ali Efendi ise îdam edildi. Es’ad Efendi ise Menemen’de askerî hastanede “üremi”den tedavi görürken 84 yaşında 3 Mart gecesi (1931) vefât ettiği açıklandı.

O’nun yetkililerce zehirletilerek öldürüldüğü şeklinde yaygın bir kanaat vardır. Cenazesine dahi tahammül edemeyenler, cenâzeyi âilesine vermediler. Resmî makamlarca Menemen’de defnedildi. Mezarının bulunduğu arsa üzerine 1962-1963 yıllarında bir cami yapıldı. Mahkeme zabıtları açıklanmadığından Esad Efendi ile oğlu hakkında verilen îdam cezasının hangi delillere dayandırıldığı, Menemen olayları ile ilgilerinin olup olmadığı da anlaşılamamıştır.

Esad Efendi, pek çok halîfe yetiştirdiğinden İstanbul, Anadolu, Yugoslavya ve Bulgaristan’da binlerce müntesibi vardı.

1914 yılında önce Meclis-i Meşâyih azâlığına, sonra da reisliğe tayin olunmuştu. Reisliği sırasında tekkelerin ıslâhı, ehil insanların şeyhliğe tayini ve şeyh evlâdının en iyi bir şekilde yetişmesi için önemli çalışmalar da yapmıştı.

Muhammed Esâd Erbilî Efendi’nin pek çok halîfesi olmasına rağmen silsilesi en yaygın olarak, halîfelerinden Mamud Sâmi Ramazanoğlu tarafından sürdürülmüştür.

                                     

Şekil ve şemâili

Esad Efendi, uzuna yakın boylu, beyaz sakallı, sürme gözlü, esmer tenli, şişmana yakın cüsseli, güleryüzlü, tatlı sözlü, vakur bir zât idi. Çok kuvvetli bir hâfızaya sahipti. Senelerce evvel görüştüğü zâtı hemen tanır, konuştukları mevzûyu derhal hatırlardı. Altın silsilenin otuzüçüncü halkası idi.

                                        

Adabı ve ahlakı

Esâd Efendi, Muhammedî meşrebde, îsar ve infak doygunluğunda bir gönül sultanı idi. Nitekim vefâtına yakın şunları söylemişti:

“İntisâbımın ilk yıllarında gönlüme: Yâ Rabbi, huzûr-u ilahiyyene çıplak olarak geleyim. Şayân-ı kabul amelim  varsa onları günahkâr kullarına bağışlayayım.” şeklinde duygu gelmişti. Şimdi de aynı duygularla doluyum.

Esad Efendi’nin nazarı keskin sohbeti etkileyici idi. “Ümmetimin şereflileri Kur’an hâmilleridir.” hadîs-i şerîfini “Kur’an tilâvetine müdâvim, ahkâmıyla âmil, teheccüt namazı zikirle gecelerini ihyâ edenlerdir.” şeklinde yorumlardı.

“Bazılarının zannettiği gibi “hamele-i Kur’an” sadece Kur’an hâfızı demek değildir. Kur’an’ın ahkamıyla amel etmeyen, namaz bile kılmayan hâfızlar neye yarar. Tevrat’ın hükmünü yaşamayan Yahudiler (Cumua-5) kitap yüklü merkebe benzetilmiştir.”

“Size ne oluyor ki Allah yolunda infakta bulunmuyorsunuz?” (Hadîd, 10) âyetini tefsir ederken, “İnsan, bir evden bir eve taşınırken eski evinde bir şey bırakmazken, mezar evine niçin hiçbir şey alamadan gidiyor? Şüphesiz, kabir evine götürülecek şeyler; fakirleri doyurmak, düşkünleri giydirmek, câmi ve mescid yaptırmak, İslâm’ın zaferi için harp âletleri ve nakil vasıtaları için mal harcamaktır.” şeklinde açıklamıştı.

 

Edebî şahsiyeti

Esad Erbilî Hazretleri, iyi bir âlim olduğu kadar, usta bir şâirdi. Dîvânında yer alan duygu ve aşk yüklü şiirleri günümüzde ilâhi ve kasîde olarak seslendirilmiştir.

“Ne mümkün bunca âteşle şehîd-i aşkı gasleylemek.”

Mısrası ile kendisinin şehid olacağını sezip, önceden haber vermesi şeklinde bir kerâmet olarak değerlendirilmiştir.

“Gönül nûr-i cemâlinden habîbim bir zîyâ ister.” ve

“Tecellâ’yı cemâlinden habîbim nevbahar âteş.

Gül âteş, bülbül âteş, sümbül âteş, hâk ü hâr âteş” mısrâları ile başlayan duygu ve aşk yüklü şiirler onundur.

 

Eserleri

1. Kenz-ül İrfan: Ahlâk, ibâdet, takvâ ve benzeri konularda derlenmiş binbir hadis-i şerifin tercüme ve izâhının yapıldığı  eserdir.

2. Mektûbât: Erbil’de zorunlu ikâmete tâbî tutulduğu sıralarda muhib ve müridlerine yazdığı tasavvufî mahiyette, -son baskısında- 156 mektuptan oluşan bir eserdir.

3. Dîvân: Türkçe ve Farsça şiirlerini topladığı eserdir. Âruz veznini büyük bir ustalıkla kullandığı eserinde yer yer Arapça manzûmelere ve bir de Kürtçe gazele yer vermiştir.

4. Risâle-İ   Es’adiyye: Tarîkat ve tasavvufun lüzûmu, fazîleti, seyr ü sülûkun âdâbını anlatan 30 sayfalık bir risâledir. Risâlenin sonuna kendi  hal tercümesi de eklenmiştir.

5. Tevhid Risâlesi: Muhyiddin İbni Ârabî’ye izâfe edilen bir risâlenin tercüme ve şerhidir. Aslında risâle Evhadüddîn-i Bâlyâni’ye âittir.

6. Fâtiha-İ Şerif Tercümesi: Risâle-i Es’adiyye ile birlikte basılmış, sekiz sayfalık bir eserdir. n

     

Kaynak:

1- Altın Silsile, H.Kâmil Yılmaz, Erkâm Yayınları, 1994.

2- TDV  İslâm Ansiklopedisi, c.11, sh. 348-349.

3- Son Devrin Din Mazlumları, N.F.Kısakürek, Büyük Doğu Yayınları, 1977.

4- Yürüyenler ve Sürünenler, Sâdık Albayrak, Medrese Yayınları, 1979.

 

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.