E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. AKİF DENİZ

TEKNO BİLİM;

KUR’AN VE TABİAT

İslam, tabiatı çok ciddi bir biçimde ele alır. Kur’an’ın geniş bir bölümü doğrudan ya da dolaylı olarak tabiatla ilgilidir. Tabiatın mahiyetini şu beş prensip belirler: Cismaniyet, yaratılmışlık, düzenlilik, amaçlılık ve hizmet.

 

Cismaniyet

Dünyanın yaşayan dinleri, tabiatı kutsal olarak gören tabiatçılarla, cismani olarak gören uluhiyetçiler şeklinde ikiye ayrılır. Taozim, Hinduizm gibi dinler birinci bölüme; Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam ikinci bölüme girer. Birinci grup genel olarak Allah’ın ve tabiatın bir ve aynı oldukları anlayışındadır.

İslam, tabiatın cismaniyetinin kesin ve mutlak olduğu öğretisini yapar. Allah (c.c.) dışında hiçbir şey ilahi değildir ve ondan başka her şey tamamen cismanidir. Bu anlayış, İslam’ın “La ilahe illallah-Allah’tan başka ilah yoktur” inancının manasıdır. İslam’da tabiata veya başka bir şeye uluhiyet isnat etmek şirk ya da başka varlıkları Allah (c.c.) ile birleştirmektir. İslam, tabiata dolaylı bir ifadeyle bile uluhiyet isnat etmeyi zemmeder. Allah (c.c.)’ın yarattıklarını O’nun bir parçası yapmak (43/15), yardım için Allah’tan başkasını çağırmak (39/43), Allah’ın yanında tabiatın herhangi bir parçasına tapmak (40/66), Allah ile insanlar ya da cinler arasında soyla bağlı bir ilişki iddia etmek (37/158), yeryüzünde herhangi bir şeyi ilah olarak görmek (21/21) en büyük suç, affedilmeyecek günahtır.

Müslümanın nazarında, cismani olanı, yaratılmışların herhangi birisine herhangi bir uluhiyet atfetmek, yani şirk, en menfur şeydir.

 

Yaratılmışlık

İslam’da tabiat Allah’ın emriyle yoktan var edilmiş, Allah’ın mahlukudur. O “tamamiyle başka” ya da “Leyse kemislihu şey’un” (Kur’an 42/11) olarak ifade edilir ve Allah’ın zatından kesinlikle farklıdır. Allah’ın başka oluşu, yani gerçekliğin iki yüzlü oluşu, bir yüzünde üstün Yaratıcı, diğer yüzünde ise geri kalan her şeyin mahlukat oluşu İslam’ın üzerinde durduğu en önemli öğretidir. Yaratılmış olanı Yaratan’la karıştırmak Kur’an’a göre korkunç bir hatadır. Çünkü Allah tek yaratıcıdır (13/16). “Eğer yerde, gökte Allah’tan başka tanrılar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) bozulup giderdi...” (2/;22). “Allah ilk defa yaratır, sonra onu çevirip yeniden yaratır...” (10/34). Yer ve gökler ve ikisi arasında bulunan her şey yaratılmışlığın yani var olmanın ve zaman/mekanın bütün izafiyeti altında sona ermenin parçaları olan yaratıklardır (11/7). Bütün yaratıklar yoktan “ol” emriyle yaratılmışlardır (2/118). Allah gerçekten yaratmaya muktedirdir. (30/40). O’nun yaratması doğurmakla ilgili bir fiil değildir... Kendisinin eşi ve ortağı yoktur. Allah Samed’dir. (herşey varlığını O’na borçludur. Her şey O’na muhtaçtır. O hiçbir şeye muhtaç değildir. Her şeyin baş vuracağı, yardım dileyeceği tek varlık O’dur). Kendisi doğmamış ve doğrulmamıştır. Hiçbir şey O’nun dengi olmamıştır (6/101). “O’nun işi, bir şeyi(n olmasını) istedi mi O’na, sadece ‘ol’ demektir, hemen oluverir. (36/82).

 

Düzenlilik

İslam, tabiat düzenli bir alem olarak görür. Bir olay, sebebinin bir soncu olarak meydana gelir; dönüşümlü olarak, bu sonuç da bir başka olayın sebebidir. Aynı olaylar aynı sebeplere ve aynı sebepler de aynı sonuçlara işaret ederler. (65/3-36/12). Dahası, tabiat da tam manasıyla bir düzendir. Çünkü bütün olaylar aynı kanunları izlerler ve hiçbir şey bunların dışında kalmaz. Gerçekten de, yaratılmış bir şey için bütün içinde olmak, tabiatta olmak, onun değiştirilemez kanunlarının hakimiyeti altına girmektir. Tabiattan ayrı olmak ya da onun kanunlarının dışında kalmak, Allah ve tabiatın yaratıcısı olmaktır. Bu düzen tabiata, onu yaratan ve olduğu gibi şekil veren Yaratıcı Allah (c.c.) tarafından konulmuştur. Tabiattaki hiçbir şey O’nun bilgisinden kaçamaz ve içindeki her şey onunla ilgili kanunlara tabîdir. Ona düzenliliğini veren şey budur. Her yaratığın nedensel yararı, bunun etkisi ve zamanı ölçülüdür. Böylelikle tabiat, yaratıcısı tarafından mükemmel bir şekilde eksiksiz, yanlışsız olarak düzenlenmiş, tam ve iç içe geçmiş sebepler ve sonuçlar sistemidir. “O, yedi göğü, birbiri üzerine tabaka tabaka yarattı. Rahman’ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk göremezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun? Sonra gözü(nü) iki kez daha döndür (bak). Göz bir halde sana geri döner. (67/3-4). Allah’ın yaratış kanunları hiçbir zaman değişmeyeceği için bu mükemmellik mevcut olduğu sürece tabiata ait olacaktır. Bunun sebebi Allah’ın kanunlarının (sünnetullah) değişmez olmasıdır (48/23). Usullerini değiştirmez, çünkü O, kendisi, değişimin ötesindedir.

 

Amaçlılık

Tabiatı meydana getiren nesnelerin her biri, yerine getirmesi gereken ve getireceği bir amaçla donatılmıştır. “Allah, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, mukaddereratını (kabiliyetlerini, özelliklerini) tayin etmiştir” (25/2). Bu amaç nesnenin içine değişmez bir gereklilikle, ona doğru ilerlediği kendi tabiatı olarak işlenmiştir.

Amaçlılık, düzenliliğin diğer yönüdür. Tabiatta iki nesnenin bütünüyle benzer olan ilişkisi, teorik olarak gözlendiğinde sebeplilik, aksiyolojik olarak gözlendiğinde ise amaçlılıktır. Amaç, yaratılışın tamamını ayırım gözetmeden kapsar. Kur’an’da şöyle buyurulmaktadır: “Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri oyun ve eğlence  için yaratmadık! Onları, ancak bir hikmet ve gayeyle yarattık. Fakat onların çoğu bilmezler.” (44/38-21/16). İslam’ın görüşüne göre, tabiattaki bir nesne olarak insan da yaratılış sistemiyle iç içe bir parça olduğu için aynı derecede amaçlıdır. Aslında İslam onu, tabiatın bir sonuca doğru ilerleyen bütün zincirlerinin amacı olarak belirler. Bu da onun tabiattaki her şeyle ekolojik bağlantılarını ortaya çıkarır.

 

Hizmet

İslam, amaçlılığın tabiattaki her nesnenin yalnızca bir özelliği değil, aynı zamanda tabiatın bütünlüğünün bir ifadesi olduğunu da belirtir. Allah dünyayı (gözleri-yerleri) boşuna değil, bir amaçla, yani insan iyi ameller işlesin diye yaratmıştır (11/7-67/2). İslam böylelikle bir sonu, yaratılış için bir amacı kabul eder ve bu amacı insanın ahlaki amelleri olarak belirler. Bu noktada Allah, lüzumlu vasıtaları ihsan etmiştir. Dünyada hayatiyetini devam ettirmek üzere insan için gözler, kulaklar, akıl, dil ve basiret vererek donatmıştır (17/36). İslam, Allah’ın bahşettiği bu vasıtaları, tabiatı anlamak için kullanmayı gözardı edenleri, cezaya müstehak kabul eder.

Tabiatın insanın hizmetinde olması, Allah’ın her nesneyi insanın saadete ulaşabilmesi yolunda kullanması ve onu insanın iyiliğe yönelik görevlendirdiği manasına gelir. Tabiatı istediği gibi kullanmak insanın elindedir. Çünkü tabiatın fonksiyonu  yalnızca temel ihtiyaçları karşılamak için değil, aynı zamanda ziynet, yani zevk almak içindir (37/6). Gerçekten tabiattaki düzen bizatihi amaçlıdır ve bu amaç insanın ahlaki tecrübesi açısından gerekli ortamı hazırlamaya yönelik yüce bir anlam taşır. Tabiat esas olarak iyidir. İyiliği insanın değerlerinin gerçekleşmesinde mükemmel bir alet oluşundandır, bu da zaten yaratılışın gayesidir. Kur’an, Allah’ın yalnızca O’na hizmet etmesi için yarattığını söylemekte (51/56) ve bu hizmeti, meleklerin, göklerin, yerin ve dağların -ahlaki irade gerektirdiğinden-yüklenemediği ilahi bir emanet olarak ifade etmektedir (2/30). İslam’a göre, insan hayatının, zamanın ve tarihin manası budur: İnsan, Allah’ın emrinin esas kısmını oluşturan ahlaki değerleri ortaya çıkarmak anlamında Allah’ın dünyadaki halifesidir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.