E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

RÖPORTAJ

BAKİ ÖNCEL;

MÜZİSYEN ÖMER KARAOĞLU:

“POPÜLER KÜLTÜR BENİ BAĞRINA BASARSA O ZAMAN TEREDDÜT EDERİM”

 

• Müzik nedir? İlahi ve evrensel mesajın ulaşmasında müziğin rolü nedir?

Yaratılışından itibaren insanın güzel ve çirkin sese tepkisi vardır. Seslerin güzeline insanın fıtratı meyillidir.

Tarih boyunca musikinin gördüğü olumlu ya da olumsuz etkisi var. Bu, insanlık tarihi boyunca sürmüştür. Bugün de böyledir.

Müziğin, kitleleri insan fıtratından uzaklaştıran eğlendirici bir fonksiyonu var. İnsanı, insan olma onurundan, izzetinden, kimliğinden uzaklaştıran, onu tahrik eden, onu işret alemlerine, içkiye, harama teşvik eden; kısaca onun hilkatini bozan bir müzik anlayışına şahit oluyoruz. Böyle bir anlayışa, inananlar olarak olumlu bakmamız mümkün değildir.

Diğer boyutuyla, müziğin bir de insanın ve toplumun moralini takviye edici ve ruhu dinlendiren bir boyutu var ki, tarih boyunca buna da şahidiz.

Malum olduğu üzere, Hz. Peygamber efendimiz, Mekke’den Medine’ye hicret ettiği zaman, Peygamberimizi Medine girişinde karşılayan Ensar, Tala’al Bedru diye bildiğimiz ilahilerini söylemiş, kadınlar yüksek sesle zılgıtlar çekmiş, defler çalınmıştır. Yani o insanlar, sevincini bir musiki ile ifade etmişlerdir.

Öte yandan, musikileştirmesek de Kur’an-ı Kerim’in hoş seda ile okunması gibi bir geleneğimiz ve usulümüz vardır. Yine düğün ve sünnet gibi bütün merasimlerimizde daima bir musiki bulunmaktadır. Bu musiki, meşru olan daireyi ifade eder bize.

Musikiye bakışımız özetle böyle olmalı. Musiki, geniş bir dairedir. Müzisyenler, o daireyi uygun bir şekilde doldururlar.

 

• Dinleyiciye ve yorumcuya düşen görevler neler olmalı? Dinleyici, seçici davranabiliyor mu; yorumcu, vazifesini yeterli derecede yapabiliyor mu?

Aslında, bizim dinlememiz gerektiğini düşündüğümüz ya da dinlememizin daha doğru olduğunu düşündüğümüz müziğin bir türü yoktur. Yani insanların zevklerini, müzik hissiyatını belli bir türe ve belli bir tarza doğru zorlamak çok doğru bir tavır değildir. Ki bu, kültüre göre hatta bireylere göre bile değişir.

Bu yönüyle iki müziğin iki boyutuna işaret etmek istiyorum: Birisi, müziğin biçimi, diğeri de muhtevası yani müziğin sözleri itibariyle taşıdığı içeriği. Bence müziği değerlendirirken bu iki kriterle yaklaşmak lazım.

Yaşadığımız çağa, zamana tanıklık etmek diye önemsediğim bir şey var. Eğer sanatçı, zamana yabancılaşırsa; modern, popüler, kültür kaosu içerisinde, müziğin bir afyon görevini sağlamasına yardımcı oluyorsa, bu, sanatçıya yakışmayan sağlıksız bir yaklaşımdır. Biz, gerçek sanatın ve sanatçının böyle olmaması gerektiğine inanıyoruz. Sanatçının yaptığı müzik, yaşanılan çağa, toplumun sıkıntılarına, dertlerine, inançlarına yaslanabilmeli. Zaten kültür olarak da bizim aydınımızın kaybettiği en temel nokta burasıydı. Yani kendi toplumuna, kendi halkına yabancılaşma gibi sıkıntımız vardı.

Bizim dinleyicimiz bence biraz daha seçici olmalı. Yapılan müzikleri dinlerken onu mümin olma, insan olma haysiyetinden, kimliğinden uzaklaştırmaya doğru sevk ediyorsa, şeytani duyguları harekete geçiriyorsa zaten sağlıklı bir şey değil.

 

• Din görevlisi, insanlara Allah’ı nasıl hatırlatıyorsa, inancının gereğini anlatıyorsa; bir ressam, çizdiği resimle asıl ressamın yani Allah’ın kudretini kişilere anlatıyorsa; müzisyen de bunları düşünerek halkına bunları iletmesi lazım. Halk da kendisini düşünen kişilerin yanında olması gerektiğini bilmesi lazımdır.

Biz bunu yaptık. Yapmaya da devam ediyoruz. Alınmasınlar ama, yıllar önce müzik yapmaya beraber başladığımız bazı dostlarımız, “Hâlâ bu şarkılar mı, hala bu ezgiler mi? Biraz daha popüler ritimler olsa.” diye serzenişte bulundular.

 

• Bazı televizyon kuruluşları kendi arkadaşlarımızın yapmış olduğu çalışmaları yayınlamıyorlar. “Komşunun dinleyeceği türden müzik yaparsan yayınlarım.” gibi laflar ettikleri kulaklarımıza geldi. Yani komşumuz sınırları aşan bir müzik türüne imza atıyorsa, biz de o müzikten yapmak zorunda mıyız yani? Komşumuz inançsızsa, biz, onun zevkine göre mi hareket etmek zorundayız? Böyle bir çelişkimiz var. Bu TV ve radyo kanallarımızda devam eden bir hastalık.

Müzisyen, yedi temel sesten hareket eder: Do, re, mi, fa, sol, la, si. Müzik budur. Biz de, bu yedi temel sesten hareket etmemize rağmen, herhalde içerikte farklı şeylere vurgu yapmamızdan kaynaklanıyor ki, popüler kültür tarafından çok kabul görmedik. Bunu bir sitem ve şikayet konusu yapmıyorum, bu, benim için bir sıhhat alametidir. Neden? Eğer popüler kültür beni bağrına bassaydı o zaman tereddüt ederdim.

Cahit Zarifoğlu, “Neden bu kadar din eksenli sanattan vurgu yapıyorsunuz?” sorusuna şu cevabı verir: “Benim iki hayatım yok ki, birinde dinimi, öbüründe sanatımı yaşayayım.”

Bizim de derdimiz aynı. Yani bizim de iki hayatımız yok ki, birinde piyasa sanatçısı olalım, diğerinde de müslümanlığımızı yaşayalım.

Bunu yaparken şöyle bir hassas konu var ki, bu, zaman zaman bizim dinleyicimizin de içine düştüğü bir yanlıştır. Dinleyiciler, bizim arkadaşların, yani bir avuç sanatçının yaptığı çalışmaları İslamî diye adlandırmasınlar. Bu, çok tehlikeli bir durumdur. Çünkü yapılanlar, İslam’a mâl edilmektedir. Buradaki kişiselliği korumak lazım.

 

• Zamanında onca imkansızlıklara rağmen çıkarılan klasikleşmiş parçalar, insanımızın dilinde dolaştı durdu. Şu anda imkanlar genişledi; hem altyapı açısından, hem de özellikle radyo yayınları açısından. Peki eski ilgi ve alakayı yeni yetişen genç nesilden görebiliyor musunuz?

Aslında kitlesel manada bir genişleme var, ama bu çokça yansımıyor. Yani medya, bunu bir haber değeri olarak görmediğini iddia ederek kasıtlı bir şekilde görmezden geliyor.

Yapılan müzik, halkta karşılığını buluyor mu, insanlarla buluşuyor mu? Soruyu böyle anlamak istiyorum. Evet, önemli bir kitleyle buluştu. Hem Türkiye’de, hem yurt dışında yılda 150 bin kişiyle yüz yüze geliyoruz. Bu yönüyle büyük bir kitleyle iletişimimizin olduğunun farkındayız.

Yalnız, insanların başarı kriteri olarak algıladığı yegane araç televizyondur. O da yanıltıcı bir araçtır. Maalesef bu çalışmalarımız ekranlardan yansıtılmamaktadır. Neden derseniz, bu hassasiyetleri taşıdığını söyleyen bazı televizyon kanallarının kendinden kaçışından başka bir şey değildir. Bu kaçışın da sonu yoktur. Bu kaçış sizi kendiniz olmaktan çıkarır. Çünkü örnekleri diğer televizyon kanallarıdır. Zaten bahsettiğimiz kanal da bir iki kanaldan oluşuyor.

Bu çalışmalarımızın TV ekranlarına yansımaması bize bir şeyler kaybettiriyor mu? Hayır. Ama şu üzüyor bizi: Türkiye’de ulaşabileceğimiz çok önemli bir dinleyici kitlesi daha var; onlara ulaşmada zorluklar çekiyoruz. Ki televizyonun var olan gücünün bu yönünden faydalanamıyoruz. Aslında bu güce rağbet etmemekle bunu söylüyorum, zaten TV dışında bir çok etkili iletişim araçları da mevcut.

 

• Bundan sonraki müzik tarzınızda nasıl bir değişiklik düşünüyorsunuz? Bu değişiklikler, sosyal değişimle ne kadar ilintilidir? Sosyal değişimler sizi de bazı değişikliklere zorluyor mu?

Müziği, profesyonel anlamda icra etmeme rağmen, onu bir geçim aracı olarak hiçbir zaman algılamadım. Dün de aynıdır, bu gün de aynıdır. Müziklerim daha geniş bir kitle tarafından dinlensin, ben de müzikten sebepleneyim, rızıklanayayım gibi bir kaygıyla müzik yapmadığım için bu soruya rahatlıkla cevap verebilirim.

Kimliğimizi, bizi biz yapan değerleri bu saatten sonra değiştirme gibi bir düşüncede olmayız inşaallah. Allah, ayaklarımızı bu dava yolunda sabit tutarsa bu kaygılardan uzak durmaya çalışıyoruz.

Yalnız müzik tarzı olarak farklı örneklerle karşılaşabilir dinleyicilerimiz. Bu bahsettiğim değişiklik, biçimseldir, yani sazlarla, seslerle ilgilidir. Yoksa hattımız, güzergahımız, söylemimiz değişmez.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.