“Kim bir
nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık
olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş
gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse,
bütün insanları diriltmiş gibi olur.” (Maide Suresi, 32)
İslâm, bir
sevgi ve hoşgörü dini, müslüman da her türlü terör
hadisesinden uzak, kin ve nefretin her çeşidini sinesinden çıkarıp
atmış bir sevgi ve muhabbet fedaisidir.
Kur’an,
Allah(c.c.)'ın insanlara yol gösterici olarak indirdiği bir
kitaptır ve insanlara güzel ahlakı emretmektedir. Bu ahlakın
temelinde ise sevgi, şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi
kavramlar yer alır.
İslâm
kelimesi, Arapça'da “barış” kelimesiyle aynı anlama gelir.
İslâm, Allah’ın (c.c.) sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde
tecelli ettiği huzur ve barış dolu bir hayatı insanlara sunmak
için indirilmiş bir dindir.
Ne acıdır
ki, temelde bu anlayış ve espriye dayanan İslâm, bir kısım
çevreler tarafından terörizmle aynı şey gibi gösterilmektedir.
Özellikle 11 Eylül saldırılarından sonra çok kullanılan bir
tabir var: “İslâmi terör!” Bu çok büyük tarihi bir hatadır
ve hakarettir; zira, temeli itibariyle emniyet ve güvene dayanan
bir sistemin terörle örtüştürülmesi, her şeyden önce İslâm'ın
ruhunu bilmemenin ve onu kendi ruhuyla kavrayamamanın ifadesidir.
Müslümanlığı, onu yanlış temsil eden azın azı bir kısım
zavallıların tavır ve davranışlarında değil, kendi
kaynaklarında, tarihinde ve hakiki temsilcilerinde aramak
gerekir.
Terör gibi
bir vahşeti, hiçbir insan tasvip edemez. Hele bu menfur ve tüyler
ürpertici vahşetleri gerçekleştirenler müslüman olamaz! Çünkü,
müslüman, Allah’a (c.c.) teslim olmuş, onun emir ve buyruklarına
boyun eğen, salim ve emin bir yola girerek selamete yürüyen,
herkese ve her şeye emniyet ve güven vaat eden, elinden ve
dilinden insanların rahatsızlık duymadığı kimse demektir.
Müslümanın
hayatı selamet ve güven üzerine örgülenmiştir. Müslüman,
selamı yaygınlaştırmakla emrolunmuştur. O, tanıdığına,
tanımadığına selam verir. Namazını bitirirken, selamla
bitirir. Selam; selamet, esenlik, barış demektir. O, Allah’ın
selamının insanları kuşatmasını, insanların selamet ve
emniyet içinde yaşamalarını istemekte ve herkese “benden
size zarar gelmez, ben barış ve güven insanıyım”
demektedir. Müslüman, sadece insanlara değil, bütün varlığa
selamet, emniyet ve güven vaat eden insan demektir. İslâm, bırakın
insanları katletmeyi, onlara eza ve cefa edilmesini yasaklamış
hatta hayvanlara bile şefkatle, merhametle muamele edilmesini
emretmiştir.
Bu hususla
ilgili bir örnek nakletmek gerekirse: Allah Resûlü, yanında
birkaç sahabeyle bir bahçeye girmişti. Bahçenin köşesinde
zayıf mı zayıf bir deve vardı. Deve, Allah Resûlü’nü görünce
sicim gibi gözyaşı dökmeye başladı. İki Cihanın Efendisi
hemen devenin yanına gitti. Bir müddet o devenin yanında kaldı,
sonra devenin sahibini çağırtarak, deveye iyi bakması
hususunda onu gayet sert ikaz etti. (Heysemi, Mecmaü’z–’Zevaid,
9/9)
İnsanlara,
hatta bütün varlığa şefkatle, merhametle muamele edilmesini
emreden İslâm’ın, masum insanların öldürülmesine bakış
açısına gelince... Kur’an-ı Kerim, “haksız yere bir insanı
öldürmeyi, bütün insanlara karşı cinayet işleme” şeklinde
değerlendirmiştir. (Mâide, 5/32) Bu değerlendirme, hiçbir din
ve modern sistemde olmadığı gibi, insan haklarıyla alakalı hiçbir
komisyon ve kuruluşta da insana bu seviyede değer verilmemiştir.
Evet İslâm nazarında bir insanın öldürülmesi, bütün
insanların öldürülmesi gibi büyük bir cinayettir. Zira bir
insanın öldürülmesi, herhangi bir insanın öldürülebileceği
fikrini vermektedir. Haksız yere bir insanı öldüren, topyekün
insanlığın hayat hakkını hiçe saymıştır. Allah(c.c.)
nezdinde çok büyük değeri olan bir insanı, tüyler ürperten
menfur bir cinayetle katletmekle çok kötü bir çığır açmıştır.
Kur’an-ı
Kerim, bir insanı kasten öldürene başka hiçbir suçta ifade
edilmeyen çok şiddetli, insanı ürperten bir tehditte bulunmuştur:
“Kim, bir mü’mini
kasten öldürürse onun cezası, içinde ebedi kalmak üzere
gireceği cehennemdir. Allah, ona gazap etmiş, onu lanetlemiş ve
onun için büyük bir azap hazırlamıştır.” (Nisa Sûresi,
4/93)
İslâm, değil
barış halinde insanlar normal hayatlarını yaşarken öldürülmelerini,
savaş durumunda iken bile kadının, çocuğun, yaşlının,
manastırda, kilisede, havrada ibadet eden insanların öldürülmesini
yasaklamıştır. Bu konuda birçok hadis vardır.
Gazvelerden
birinde öldürülmüş bir kadın bulunmuştu. Allah Resûlü böyle
bir davranışı ayıplayarak savaş halinde iken kadınların ve
çocukların öldürülmesini yasaklamıştır. (Buhari, Cihad,
147; Müslim, Cihad, 25)
Peygamber
Efendimiz, askerlerini savaşa gönderirken haddi aşmamalarını;
çocukları, kadınları, yaşlıları ve ibadethanelerdeki
insanları öldürmemelerini tembih ediyordu. (Ahmed b. Hanbel, Müsned
1/300; Beyhaki, Sünen–i Kübra, 9/90)
Bu itibarla İslâm
hukuku alimleri, kadınların, çocukların, yaşlı pir–i
faninin, rahiplerin, kilisede ibadet eden insanların, âmânın,
kötürüm insanların savaşta öldürülmelerinin haram olduğunda
ittifak etmişlerdir.
Savaş halinde
bile masum insanların öldürülmesini yasaklayan bir dinin, barış
ortamında insanların günlük işlerini yaparken vahşice
katledilmesine vize vermesi düşünülebilir mi? Hasılı,
hunharca insanları katleden, insanlığın huzurunu bozan,
selametini dinamitleyen terörist, müslüman olamaz.
İslâm’ı
iyi anlayamamış bazı müslüman kişi veya kuruluşların, dünyanın
değişik yerlerinde cereyan eden terör hadiselerine karışmalarının
altındaki sebepleri İslâm’da değil, onların kendilerinde,
onların yanlış yorumlarında ve daha başka faktörlerde, başka
niyetlerde araması gerekir. Zira İslâm, terör yanlısı bir
din olmadığı gibi, İslâm’ı iyi anlamış bir müslümanın
da terörist olması düşünülemez.