E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

DÜŞÜNCE;

GÖNÜL DAĞLARINDA RAHMET SAĞANAKLARI

Gönül dağlarına rahmetler yağdı. “Cümle alem yeniden buldu can.” Çiçekler çocuklar pek memnun o ân.

Göklerden nurlar, hayırlar indi bizim dağlarımıza. Yüzümüz, özümüz güldü. Toprağımız oylum oylum güldü. Dallar şen şakrak bülbüldü o ân.

Hürmetler, şefkatler sardı sarmaladı her yanı. Bayram yerine döndü meydanlar. Gençler edeple yürüdü meydanlarda. Yunmuş arınmıştı sanki, güzelleştikçe güzelleşen zaman.

Rüya alemindemiydik, bu güzellikler gerçek miydi? Yıldızlar yağmış gibiydi dağ meydanlarına. Salkım salkım bulutlar sarkmıştı tepelerden eteklere. Sükunet Kur’an kaynaklıydı. Kanlar kaynasa da, canlar kıpır kıpırsa da, Zü’lcelal müşahedesi hakimdi insanlara.

Şimşekler çakar sanki, Yaratan ufuklara imzasını atar. Gökler gürler, arz ve sema inler, dev kaya kütleleri, birbiri üzerinde kayar sanki. Sevgi ve saygılarımız korkulara karışır, sınırsız kudret bizi, hem içimizden, hem dışımızdan sarmıştır o ân.

Dağlardan dağlara “şalkuşaklar” gerilir. Rahman’ın sanatı renkler halinde belirir. Sevinçli yüzlerde, dualara karışan hayretler belirir o ân.

Kendi atlasımız, kendi ipeğimiz, kendi ipliğimizle kurduğumuz çadırlar. İpek çadırlarda çiçekler, çocuklar ve mütebessim anneler. Kadın kayalıklardan kundaklara dökülen bir şelale olmuş, ölümsüzlük arzuları, billur sularda arına arına, aynalı beşiklerde gülümseyen güllere dönmüş. Eşikteki, beşikteki sevinçliydi o ân.

Gecelerimiz olurdu sır ve sükunet yüklü. Dağ ufuklarından doğar, orta yerde dolanırdı. Ay, bulutlara, umutlara sarılırdı. Bir yanlışlık görse, kederlenip saklanırdı. Suçlu suçunu anlar, secdelere kapanıp aklanırdı. Büyüklerimizden “aferin”ler gelirdi o ân.

Yeller yağmurlar savrulurdu zirvelerden eteklere. Dağı taşı doldurur, kurdu kuşu güldürürdü rahmet. Hissettirmeden affederdi. Kardeş kardeşi, yoksullar yolcular doyrulurdu. Sevgiler şefkatler yukarıdan aşağıya iner, hürmetler dualar aşağıdan yukarıya yükselirdi.

Kurtlar ulurdu uzun uzun, dereler inlerdi derinden derine. Kartallar süzülür yükseklerden, tavşanlar fırladı birden bire. Yılanlar sürünür, gündüzler görünür, geceler bürünürdü. Yıldızlar göz kırpardı uzaktan. Beş vaktine beş daha katan, ihtişamlı huzurdaydı o ân.

Yıllar yılı bizim dağlarımızdan hikmet ve ibret, emek ve gayret fışkırdı, bolluk ve bereket doldu taştı. Yiğitler harman, hakimler hayrandı. Kanlı canlıydık o zaman.

Ezanlarımız yankılandı kayalıklarda. Şehadet ifadeleri kuş seslerine karışarak yükseldi samanyollarına. Bir, şehadet parmağı gibi, arş-ı âlâ’ya doğrulmuştu dağ uçları.

Meydanlar mescidimiz oldu, kumlar seccade. Ağaçlar kıyam, koyunlar kuzular rükumuz. Biz kudret-i ilahiyi ayan-beyan görerek kulluktaydık. Seherlerden akşamlara, akşamlardan şafaklara kesilmezdi zikir, “huuu” sesleri yükselir dururdu çamlı yamaçlardan, canlı yamaçlardan.

Memnunduk “gün ışığından, çocuk sesinden, gül ve sarmaşıktan.” Heyecanlanırdık gün doğuşundan, kar yağışından kuş uçuşundan.

Meclisler kurulurdu bizim dağlarımızda. Ulular konuşur, ötekiler dinlerdi. Bir sözü olan, müsaade alır, kalkar söylerdi. Edeple, nezaketle, sükunetle söylerdi. Buralarda usûl erkan böyleydi. Her kafadan bir ses çıkmaz, kimse kimseyle laf yarıştırmaz, kardeş kardeşle uğraşmazdı. Bal şerbetleri sunulur, meclis dağılırdı.

Çocuklar çiçekler misali bir bir geldiler. Edeple oturdular. Tekbir getirdiler, “Rabbim Allah, dinim İslam...” okudular. Uzayıp giden ağaçlıklarda atladılar, zıpladılar, koştular, “hep kendilerine doğru” koştular.

Çocuklar çiçekler misali bir bir geldiler. Edeple oturdular. Tekbir getirdiler, “Sübhanekallahümme” okudular. Koştular, oynadılar, atladılar, zıpladılar. Çeşmelerde ellerini yüzlerini yıkadılar. Gelip “Mirac”ı okudular, “Bedr”i okudular anladılar, Cemel ve Sıffin’i okudular, ağladılar.

Gönül dağlarında çocuklar uyudular, büyüdüler, yürüdüler. Kendi sancaklarına tutuna tutuna dik durmayı öğrendiler, Çocuklar büyüdüler, serpildiler, batmayan bir güneş kesildiler.

Gönül dağlarında karlar yağdı, nurlar yağdı. Ne yağmurumuz dindi, ne ekmeğimiz tükendi. Sofralarımıza melekler indi. Gönül dağlarında gönlümüz hep şendi.

Hira dağdır, Uhut dağdır, Arafat dağdır. Dağlardan yücelere bir yol vardır. Dağsız, ufuksuz, şehirler bize dardır. Riya bele bağlanmış bir taş, hırs bileklere vurulmuş bir bağdır. Dağların Zü’l Cemâl ve’l kemali! Üzerimize nurlar ve şuurlar yağdır.

Ey taş ocaklarında, modern taiflerde, sürüler halinde yaşanan yerlerde ruhu hırpalanan, saçı başı yolunan, gönlü darma  dağın edilen tedirgin yolcu, bizim dağlarımızda izzetler, sükünetler, yüksek heyecanlar arıyorsan, kervanın ziline kulak kesil. Kervanımız sonsuza gider, zilin sesi sonsuzdan gelir.

Evet, dağ dağdır, dere deredir. Dağsız deresiz gönlümüz baştan başa yara beredir. Dağın da, derenin de manası basiret bakışından, gönül köşesinden gelir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.