E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

DAVUT ŞENDOST

DÜŞÜNCE;

İNSAN; BUGÜN SEVER, YARIN SÖVER

Sevgi, en güzel bir duygu. Onunla insan daha bir değer kazanıyor. Onunla çeşitli özelliklere ulaşıyor. Sevgisiz bir hayat, tatsız tuzsuz bir hayattır. Onsuz bir hayatın hiçbir manası yoktur. Sevgi, hayatımıza bir renk katar. Sevgi ile beraber başka bir güzellik de eşdeğer hareket eder. O da; merhamettir. Seven kişinin yüreği merhametle doludur. Çok yufka yürekli olur. Merhamet, bir gönül gıdasıdır. Ama kalbinde sevgi olmayanın merhamet duyguları da körelmiştir.

Efendimiz (s.a.v.), bir gün torunları Hasan ile Hüseyin (r.a.)’i severken, bir bedevî geldi, “Ya Rasulallah!  Torunlarınızı çok mu seviyorsunuz?” diye sorunca, Efendimiz (s.a.v.), “Evet!  Çok severim” buyurunca, bedevi, “Benim bir çok çocuğum var, ama bir gün de alıp sevmedim.” dedi.Efendimiz ise ona şöyle dedi: “Allah, senin kalbinden merhameti aldıysa, ben ne yapabilirim ki!” 

Kısaca, sevgisiz bir hayat kabus dolu bir hayat gibidir, zindandaki bir hayat gibidir. Elbette ki, her şeyde olduğu gibi sevgide de ölçü, itidal şarttır. Eğer ölçü kaçarsa, efendimizin (s.a.v.) ikazıyla karşılaşırız:

“Sevdiğini orta halli sev. Belki bir gün buğzettiğin biri olabilir. Buğzettiğin kişiye de orta halli buğzet. Belki bir gün olur dostun olur.”

İşte ölçümüz bu olmalıdır. Bir büyüğümüzün de buyurduğu gibi: “İnsan; bugün sever, yarın söver.” İşte bu yüzden ilişkilerimize çok dikkat etmeliyiz. Bir zamanlar bizi çok seven, muhabbetle kucaklayan, gözlerinden muhabbet parıltıları zuhur eden birinin, gün olur kin ve nefret dolu bakışlarıyla, bizi zehirleyen sözlerine, hançer misali kelimeleri ile muhatap olabiliriz. Ataların söylediği gibi; insanız, çiğ süt emmişiz, nankörüz. Bu yüzden adımlarımızı, ilişkilerimizi belli bir ölçü dahilinde gerçekleştirmeliyiz.Yani, her şeyde olduğu gibi, sevgi de de itidal üzere olmamız gerekmektedir.

İslam tarihine baktığımızda bu hususta bir çok misallerle karşılaşabiliriz. Efendimiz (s.a.v.), bir gün torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (r.a.)’i severken Cebrail (a.s.) geldi; “Ya Rasulallah! Torunlarınızı çok mu seviyorsunuz?” diye buyurunca, Efendimiz (s.a.v.): “Evet! Hem de çok” buyurdu. Cebrail (a.s.): “Ümmetin, birini zehirleyecek, birini şehid edecekler” deyince, efendimiz (s.a.v.), kalbindeki sevginin biraz aşırı olduğunu ve bunun Allahu Zülcelâl’in hoşuna gitmediğini anladı ve kalbini ona göre ayarladı.

Hz. Yakup (a.s.), oğlu Yusuf (a.s.)’u öyle severdi ki, bakmalara kıyamazdı. Sonuçta ise ayrılık, hasret zuhur etti.

Mevlana (k.s.), Şems’i öyle severdi ki, O’na adeta aşık idi. Şems hazretlerinin öldürülmesiyle bir ayrılık zuhur eyledi.

Bir büyüğümüzün ifadesiyle: “Allah Gayyûr’dur. Eğer bir kulunu severse, o kul da kalbine Allah’dan gayri birini alırsa, Allahu Zülcelâl, o kulunu kıskanır ve onları ayırır. Hatta çeşitli imtihanlara tabi tutar.” İşte bu yüzden, sevgide de çok ama çok dikkat etmemiz gerekir. Çünkü kişi sevdiğiyle imtihana tabi tutuluyor. 

İnsanlara olan sevgimiz belirli bir süre ile kaim olmamalı, geçici bir dünyalıktan dolayı, ya da geçici bir heves olmamalıdır. Kişinin hormonlarına bağlı sevgisi de kısa sürer. Yani onu elde edince ya da hormonal ilişki bitince sevgi de biter. Ama Allah için sevgi hiçbir zaman bitmez. Yürekte her zaman kor halinde bulunur. Zira Allah için sevgi üç gün olmaz, dört yıl olmaz, bir ömür boyu, hatta hem dünya, hem ukbada devam eder.

Allah için sevgi, karşımızdakinin güzel ahlakından, samimiyetinden dolayı zuhur etmelidir. Başka gayeler için bu sevgi gerçekleşemez. Eğer ki, sevdiğimiz kişi bu halleri terk ederse, güzelliklerden çirkinliklere dönerse, ona olan sevgimiz azalır ve yok olur. Onun hatalarını görmezlikten gelmek, onu sevmek değildir, ona dostluk değildir, ona vefa değildir. Bilakis, ona yapılmış en büyük kötülüktür. Gerçek seven, onun hatalarını söyler, onu salih amellere teşvik etmek için gayret sarfeder, iyi bir kul olmasını ister. İşte gerçek sevgi, dostluk, vefa budur. Böyle olunca da Allahu Zülcelâl, onların hallerinden hoşnut olur ve onları âlî derecelere yükseltir.

Bizler, kalplerimizi Allah’ın ve Rasulullah’ın sevgisiyle doldurmalıyız. Birbirimizi severken de başka şeyler için değil, sadece Allah için sevmeliyiz. Sevgimize nefsimizi karıştırmamalıyız. Gönlümüzü Allah’a açarsak, insanlara değil de, Allah’a sarılırsak, yolumuzu buluruz. İnsanlardan bir şeyler beklersek yolda bırakılırız. Hem de acımazsızca, merhametsizce, nankörce…

Milli şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un buyurduğu gibi:

“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete râm ol,

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol.”

Allahu Zülcelâl, bizlerin kalbinde kendisini tanıyarak sevgiyi yerleştirsin. Rasulullah (s.a.v.) efendimizin sevgisini yerleştirsin. Hakiki sevgilere eriştirsin. Bizlerin de, birbirimizi kendi rızası için sevmeyi lutfeylesin. Ölçüyü kaçırmadan sevmeyi nasip eylesin.

Şairin dediği gibi:

“Dost bildiğin insanlar unutmuşlar adını,

Kapını mühürlemiş gençliğinde açanlar,

Silmişler utanmadan gönüllerden yadını,

İyi gün dostlarıymış sıkıntılıyken senden kaçanlar…

Vefasızlık diz boyu, haya perdesi yırtık;

Bir ağlayanın olmaz ardından, sen gidince...”

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.