E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

PROF. DR. AHMET COŞKUN

DÜŞÜNCE;


DEVAMLI YENİLENMELİYİZ

Taze bilgi, yeni ve cazip usûl ve üslûp, şevk ve heyecan, emniyet telkin eden bir görünüş, tebliğ ve irşadcının başarısı için en vazgeçilmez unsurlardır. Basma kalıp şeyler söyleyen, şevk ve heyecanını kaybeden, yeni şeyler öğrenme hevesinde bulunmayan, kılık ve kıyafeti ve davranışları itibariyle olumsuz bir tip halinde görülen tebliğ ve irşadcılar, artık çevreleri için zait bir insan durumuna düşmüş sayılırlar. Böyleleri için hava değişimi, yer değiştirme, bazen şifa verici olabilir.

Hiç unutmam, bir hoca efendi, bir mecliste sohbet yapıyordu, bir hikâye anlatmaya başladı. Dinleyenlerden birisi, bu hikâyeyi daha önceden dinlediğini belirten bir eda ile söze karıştı. Hoca efendi kendi sözünü kesti; “O halde bizim bu memleketteki vazifemiz tamam. Anlatacak yeni şeyleri olmayan bir hocanın, yer değiştirip bildiklerini yeni muhataplarına anlatması gerekir.” dedi ve gerçekten de nakil isteyip kendisine yeni bir çevre buldu.

Öğretmenler, okul hocaları için bu durum pek mevzu bahis olmaz, çünkü her sene farklı sınıflara girerler. Bir sene bir sınıfta verdiği bilgileri, müteakip sene başka talebeler dinleyecektir. Eski talebeler devamlı mezun olmakta, yerine yeniler gelmektedir. Fakat vâiz ve hatipler için bu durum yoktur. Onlar, çok zaman aynı camide, aynı cemaate hitap etmek durumundadırlar. Bunun için devamlı suretle malzemelerini, usul üslûplarını yenilemelidirler.

Mevlana ve Yunus Emre hep yenilenmeden bahsetmişlerdir. Mesela Mevlana: “Ne kadar söz varsa, hep düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım.” derken, Yunus Emre: “Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası.” demiştir.

Gerçi dinimizde devamlı tekrarlanacak sabit şeyler vardır. İnsan, havadan sudan ve belli besin maddelerini yemekten usanmadığı gibi, bunlardan da usanmaz. Hatta hava gibi, su gibi, her an muhtaç olduğumuz şeyler vardır. Mesela, “Besmele”ye her an muhtacız, hamd ve şükretmeye her nefes alış verişte muhtaç ve hatta mecburuz. “Fatiha” suresinin günde beş vakit namazımızda kırk defa okunması gerektiği de buna bir misaldir. Sonra Kur’an-ı Kerim’de bir çok ayetlerin, hatta kıssaların tekrarlanması da bu konuda dikkat çekicidir. Fakat bu kıssalar, her takrarlanışında yeni bir maksat ve fikir getirmiş olmaktadır. Hz. Yunus (a.s.)’un balığın karnına düşmesi, Enbiya, Saffat ve Kalem surelerinde anılmıştır; ama her birinde siyâk-sibakına bağlı olarak yeni maksatlar ve medlüller ifade etmektedir.

Prof. Dr. Ali Fuat Başgil, “Gençlerle Başbaşa” adlı rehber kitabında diyor ki: “Gök kubbe altında söylenmedik bir söz, ortaya atılmadık bir fikir yoktur. Hüner, bu sözlere ve bu fikirlere yeni, cazip, ferah birer şekil vererek anlatmaktır. Hani Cenab Şehabettin’in bu konuda çok manali bir sözü vardır: “Basit, sefil ve seviyesiz fikirlerden ziyade; seviyesiz ağızlara düşmüş yüksek fikirlere acırım. Yüksek fikir ve manaları basma kalıp, kuru, zevksiz bir şekilde anlatmaya kalkışmak, en azından o fikirlere bir hakarettir.” Yüksek fikirlere, değerli manalara layık oldukları libası giydirmesini bilmeliyiz.”

Şu var ki, bazı vaizler, bazı hoca efendiler, çevreleriyle çok canlı bir ruhi alışverişe girmiş olabilirler. Böylesine ahenkli bir hizmet yerinde hoca efendi her ne anlatırsa anlatsın, anlattıklarını ne kadar tekrarlarsa tekrarlasın, her defasında bunlardan ayrı bir zevk alınabilmektedir. Sayıları çok az olan bu zevat, hiç şüphesiz umumi kaidenin dışında kalır.

Kitaplarda henüz görmediğim; fakat çok dinlediğim ve sevdiğim bir hikaye vardır: İmam Birgivî Hazretleri bir gün vaaza gelememiş, bir yakınını vaaz için göndermiş. Çok hazırlıklı ve âlâyışlı konuşan bu zattan kimse bir zevk alamamış. Ertesi gün Birgivi Hazretleri kürsüye çıkıp, “Cemaat dün inekleri otlatmaya götürmüştüm. Mübareklerin başından ayrılıp gelemedim.” derken, cemaat vaaz tadını almaya başlamış ve hatta ağlayanlar olmuş. Hocanın, cemaati ile böyle bir ruhi irtibata ulaşması cidden imrenilecek bir saadettir.

Bir tarihte, bir kazamızda müftü olan bir ağabeyimizle sohbet ediyorduk. Bu ağabeyimiz, kılık kıyafetine çok ehemmiyet verir, kıravatının, gömleğinin rengi ile ahenkli, ütülü pantolonu, yeni boyanmış, üzeri silinmiş ayakkabıları herkesin dikkatini çeker. Kendisiyle teklifsiziz, aramızda fazla yaş farkı da yoktur. Bunun için konuşurken kendisine latife yaptım. Dedim ki, “Ağabeyimiz, kılık kıyafetinize fazla düşüyorsunuz, biraz forsa kaçıyorsunuz gibime geliyor. İlim ehli için bu kadarına lüzum var mıdır? Ömer Nasuhi Efendi hiç kıravat takmaz, ütülü pantolon giyinmezmiş. Bu, onun hizmetine hiç bir halel veriyor muydu?”

Kendisi aynı zamanda hazır cevap birisidir. Bu soruma gayet ibretli bir cevap verdi. Dedi ki: “Doğru ama, biz de bir Ömer Nasuhi Bilmen olsak, kıravata, ütüye lüzum görmeyiz. O, bir yerde vazifeye giderken; kendisinden önce ilmi ve haklı şöhreti etrafı heybetinin tesirinde bırakıyor. Ama biz öyle değiliz. Biz, kılık-kıyafetimizle bazı kusurlarımızı örtmeye, hatta biraz da hizmetimiz adına, olduğumuzdan fazla görünmeye mecburuz. Nasrettin Hoca’nın “kürk” fıkrasını bilirsiniz, hele bugün, içten ziyade dışa bakılan bir dünyada yaşıyoruz. Bu bakımdan bugün için buna mecburuz. Bilmem, hizmetimizin hatırı için ben acizane böyle düşünüyorum.”

Bu cevap karşısında takıldım, kaldım. Siz olsaydınız ne derdiniz? İşte bunun gibi hizmet hayatında her bakımdan örnek şahsiyetlerle karşılaşabiliriz. Yalnız her halükarda kendimizi bunların yerine koyamayız.

Her insan bir âlemdir. Kendimize göre bir şahsiyetimiz ve hizmet tarzımız olacak; nerede ve nasıl bir hizmet bizim için elverişli ise onu bulup yapmaya çalışacağız.

  


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.