E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

CEMİL USTA (cemilusta@ilkadimdergisi.com)

FIKIH;

TRAFİK KAZASI VE DİYET

SORU: Bir kişi, hataen bir insanın ölümüne sebep olsa bunun İslam hukukundaki hükmü nedir? (Tarık Ablak / İstanbul)

 

İslam hukukunda adam öldürme ve yaralamalarda mağdur tarafa ceza ve kan bedeli olarak ödenen mala diyet denir. İnsanlık tarihinde öldürülen şahsın yerine kan bedeli ödenmesi uygulamasının uzun bir geçmişi vardır.

Kur’an, öldürmede kısasın farz kılındığını bildirdikten sonra, ancak “Kim (din) kardeşi tarafından affedilirse o zaman marufa uymak, güzel ve tam olarak ödeme yapmak gerekir. Bu, Rabbinizin bir hafifletmesi ve rahmetidir.” (Bakara, 178) Bu ifadeyle kısastan vazgeçilmesi halinde müslümanların genel kabulünü gören bir ölçü (maruf) çerçevesinde ve gerektiği şekilde diyetin ödenmesi hususuna işaret eder.

Yine konu ile ilgili Kur’an-ı Kerim’de hataen adam öldüren ile ilgili ayette ise diyetten açıkca (lafzan) söz edilir ve yanlışlıkla bir mü’minin öldürülmesi halinde belirli cezalar dahilinde öldürülenin ailesine ödemek üzere diyet verilmesinden bahsedilir. (Nisa, 92)

Kur’an’da diyetin miktarı ve ödeme şekliyle ilgili bir ayrıntıya yer verilmez.

Peygamberimiz (s.a.v.)’in sünnetinde diyet konusunda bir hayli ayrıntı ve uygulama örneği mevcuttur.

İslam hukukunda cezalar:

1- Had,

2- Kısas,

3- Diyet,

4- Tazir gibi kısımlara ayrılır.

İslam hukukunda sadece insanın değil, zarar gören diğer canlıların ve eşyanın da hukuken koruma altında olması, hukuka aykırı şekilde meydana gelen malî ve bedenî her zararın imkan ölçüsünde giderilmesi İslam hukukunun genel amaçları içerisindedir.

 

Diyetin miktarı

Diyetin miktarı Hz. Peygamberimiz (s.a.v.)’den rivayet edilen hadislerle Hulefa-i Raşidin’in söz ve uygulamalarında ayrıntılı olarak geçer. Peygamberimiz, müteaddid hadislerinde bunu 100 deve olarak ifade etmiştir. Bazı hadislerde diyet miktarı 1.000 dinar altın, 12.000 dirhem gümüş, hatta 200 sığır, 2.000 koyun veya 100 elbise olarak da geçer.

Diyet miktarıyla ilgili olarak Hz. Ömer’in deve fiyatlarının yükselmesi sebebiyle 1.000 dinar altın 12.000 dirhem gümüşün yanısıra 200 sığır, 2.000 koyun, 200 elbiseyi de zikrettiği, her bölge halkının kendi bölgesinde yaygın olandan, mesala Mısır ve Suriyeliler’in altından, Iraklılar’ın gümüşten diyet vermesi gerektiğini belirttiği rivayet edilir. Bu ve benzeri rivayetler diyetin hangi tür mallardan ne kadar ödeneceğini belirtir.

İmam Şafii, İbni Hazm ve Hanbeli fakihlerinin çoğunluğuna göre diyette sadece deve asıl olup diğerleri onun değerlerini açıklayan bir nitelik taşır. Peygamberimiz (s.a.v.)’in döneminde deve fiyatlarının düşük olup diyet miktarının 400, 800 dinar veya 8.000 dirhem dolayında olduğu, deve fiyatlarının daha sonra yükselmesiyle Rasul-i Ekrem’in bunu 1.000 dinar ve 12.000 dirheme çıkardığı bir vakıadır.

 

Uygulama

Osmanlı toplumunda Hanefi mezhebinin musamahası çerçevesinde kolaylık sağlamak amacıyla diyetin gümüşten verilegeldiği, Mısır’da da yetkili mercilerin diyeti altından ve gümüşten ayrı ayrı tespit ederek borçlu tarafa seçme hakkı tanıdığı bilinmektedir.

İslam ülkelerinin diyet konusunda mahalli örf ve ülke şartlarını da göz önünde bulundurarak iki tarafın haklarını gözeten ölçüde bir değer tespitine gitmeleri, bu konudaki rivayetlerin ve doktriner görüşlerin amaç ve ruhuna uygunluk gösterir.

Batı hukuku kaynaklı ceza kanunlarında hakim olan, suçluyu koruma temayülü ve ceza hukukunun, kamu hukuku karakteri, adam öldürme ve müessir fiil suçlarında çok defa suç mağdurunun şahsi haklarının göz ardı edilmesine yol açmakta ve onu tatmin edecek çözümler bulmada yetersiz kalmaktadır.

İslam hukukunda öldürme, yaralama ve sakat bırakmalarda suçluya onun yakın çevresine, meslekî teşekküllere ve son olarak devlete yüklenebilen diyet borcu, suçluyu cezalandırmaktan çok, haksız fiilden doğan zarar ve mağduriyeti gidermeyi, suç mağdurunun haklarını korumayı hedef alır. Bu husus, özellikle hata ve ihmal sonucu meydana gelen ölüm (trafik kazası gibi) yaralama veya sakat kalmalarda daha belirgin bir şekilde kendini göstermektedir. Günümüzdeki sosyal güvenlik ve sosyal devlet anlayışının da desteğiyle klasik doktrindeki diyet kurumunun çağımız toplumlarında yeni bir anlayış ve yapıda işlerlik kazanması, böylece haksız şekilde meydana gelen ölüm ve yaralamadan mağdur olan şahısları koruyucu ve tatmin edici bir sosyal güvenlik ağının kurulması mümkündür. (Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi)

 

Trafik kazası

Trafik kazaları, genelde hataen meydana gelen bir vakıadır. Bu da yukarıda bahsi geçen, ayette de işaret edildiği gibi hataen adam öldürme suçuna girer. Cezası da ona göre takdir edilir. Burada ölenin en yakın velileri kimse, onlar söz sahibidirler. Onlar dilerse İslam hukukunda takdir edilen ne ise onu talep ederler. İsterlerse karşı tarafın gücü yoksa makul bir yol bulunarak her iki tarafın da razı olacağı gönül rahatlığı ile helalleşerek neticelendirmeleri güzel olur.

İslam ceza hukukuna göre bir müslümanı haksız yere ve bilerek öldüren kimsenin cezası kısas, yani idamdır. Bunu affetme selahiyeti yalnızca maktülün ailesine aittir.

İslam hukukuna göre diyeti, öldürenin ailesi öder. Bunların gücü yetmez ise devlete başvurur. Beşerî sistemlerde, ölenin velileri ceza konusunda söz sahibi değildir. Hatta kasten adam öldürenlerin durumu ile ailelerine sormadan, onların görüşleri alınmadan, onlar hiçe sayılmak suretiyle katil hakettiği ceza ile cezalanmamakta veya bir af vesilesi ile serbest bırakılmaktadır.

Allah (c.c.) ise şöyle buyuruyor:

“Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı.

Ey akıl sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur ki suç işlemekten sakınırsınız.” (Bakara, 178-179)

Kısasta hayat vardır sözü, gerçekten dikkate değer bir ifadedir. Zira kısas tatbik edilirse bir kişinin öldürülmesiyle pek çok kimsenin emin bir halde yaşaması sağlanır.

İslam, suça iten sebepleri azami ölçüde ortadan kaldırmış, insanın insanı kamil derecesine ulaşması için tedbirler almış, insanın dirisine de, ölüsüne de değer vermiş, herbirerlerinin haklarını korumuştur.

Beşeri sistemler, haksız aflarla ölen ölmüştür diyerek katilleri serbest bırakmakla, ölenin yakınlarını ömür boyu vicdan azabına mahkum etmektedir.

Şu da iyi biline; beşeri sistemlerin eksiklikleri ve yanlışları ilahî sistemle tamamlanamaz. Zira ilahî sistem kendi haliyle bir bütündür, bütün olarak yaşanır.

 

Ödeme usulü

Ödeme usulü ise şöyledir:

1- Keffaretin öldürenin malından ödenmesi gerekir.

2- Ölüme sebep olan şahsın, gücü yetmezse onun ailesi, kabilesi, akrabaları ve kendisinden yardım aldığı herkestir. (Vehbi Züheylî, VIII/10)

Ailenin diyet ödemek durumunda bırakılmasının sebebi şudur: Hata yoluyla cinayetler çok olur. İnsanın diyeti de fazladır. O bakımdan hikmet, katilin yardım görmesi ve yükünün hafifletilmesi müstahsen görülmüştür. (Vehbi Züheylî, VIII/106)

3- Aile yoluyla da çözümlenmemişse İslam hukukuna göre devlete, maliyeye başvurur ki, ölenin tarafeyni de korunmuş olsun.

4- Kur’an-ı Kerim’de, kısas farz olmakla beraber öldürülenin velisi kısastan vazgeçer veya diyet isterse, o diyet, gizlilik içinde ödenmelidir. Bu, Rabb’imizden bir hafifletmedir, rahmettir. (Bakara, 178)

Yine bu ayet-i celilenin ışığı altında bir kişi, trafik kazası ve benzeri hallerde hataen adam öldürmüşse yukarıdaki şartlara uygun ödeme imkanı yoksa ailesi ve devlet de yardımcı olmamış ise, ayetteki Allah’ın hafifletme ve rahmet müjdesi ışığı altında tarafların birbirlerine karşı ihlas ve samimiyetle Rab’lerine tevekkül ederek, karşılıklı helalleşerek gönül hoşluğu içerisinde neticeye gitmeleri Allah’a karşı tefviz-i umur eylemeleri güzel olur.

5- Bir mümini yanlışlıkla öldürenin diyet ödeme gücü yoksa, Allah tarafından tevbesinin kabulü için ardarda iki ay oruç tutması gerekir. (Nisa, 92)

Allah’ım! Ümmet-i Muhammed’i Kur’an’a mahkum et. Amin.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.