E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

KENDİMİZİ TASHİH ETMEK / 6

AMELLERİN TASHİHİ - 2

 

Amellerimizi tashih konusunda diğer bir mesele de amellerimizi riya ve summa’dan korumak, ihlasla yapmaktır. Bu durum, çağımız müslümanlarının çok ciddi sorunlarından biri olarak karşımızda durmaktadır. Gerçi bu meseleler, her devirde var olan bir husustur. Fakat her şeyin vitrinlendiği, reklamların yaşantımızın bir parçası haline geldiği zamanımızda riya meselesi çok daha büyük bir ehemmiyet arzetmektedir.

Eskiler, yaptıkları hayırları çok gizli yapmaya; kimsenin görmemesine, duymamasına özen gösterdikleri halde, zamanımız insanları yaptıkları hayrı, hizmeti duyurmak için birbirleri ile yarış halindeler.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Malını gösteriş için hayra  veren, gerçekte Allah’a ve ahiret gününe inanmayan kimseler gibi başa kakmak ve eziyet etmek suretiyle yaptığınız hayırlarınızı iptal etmeyin. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan kayaya benzer. Sağanak halinde yağan bir yağmur isabet ederek onu sert bir kaya haline getiriverir. (Toprağı gider, kaya kalır.) Yaptıklarını Allah için yapmayanlar, bu şekilde kazandıklarından hiçbir şeyi tutmaya muktedir olamazlar. Allah, nankör kimselere doğru yolu göstermez.” (Bakara, 264)

Şu ilâhî mesaj karşısında söylenebilecek bir söz var mı? Allah rızası gözetilmeyen, riya ile yapılan ameller ne kadar çok olursa olsun, ihlas olmadığı için hiçbir fayda sağlamamakta, hatta sahibini mesul duruma düşürmektedir.

Ebu Hureyre radıyallahu anhden rivayet edilen bir hadis-i şerifte Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:

“Allah Teâlâ şöyle buyurdu: Ben ortaklığa hiç ihtiyacı olmayanım. Kim bir amel işleyip de, Ben’den başkasını o amelde ortak yaparsa, onu kendi şirkiyle başbaşa bırakırım.” (Müslim)

Aziz kardeşim! Riya, gizli bir amelî şirktir. Çünkü bir amel, Allah rızası için değil de, insanlar görsünler, takdir edip beğensinler, iltifat etsinler, insanlar arasında şöhret bulayım diye yapılırsa; Allah’a şirk koşulmuş, boşa yorulunmuş, amel hamallığı yapılmış olur. Allahümmahfaznâ!

Amellerimizi Kur’an ve sünnete göre tashih etmedikçe iyi bir kul, iyi bir müslüman olmamız mümkün değildir. Bunun için de, Kur’an’ı, sünneti, İslam ahkamını bilmek gerekir.

İmam-ı Şaranî, Tenbihül Müğterrîn adlı eserinde şöyle bir olaydan bahseder:

“Bir gün yanıma kendisinin şeyh olduğunu söyleyen bir kişi geldi. İslam hakkında yeterli bir bilgisi olmadığı halde, “fenâfillah, bekâbillah” gibi çok mühim tasavvufî konulardan bahsetmeye başladı. Etrafında bir kısım adamları da vardı. Günlerce yanımdan ayrılmadı.

Bir gün biraz da abdest, namaz gibi ibadetlerden ve rükünlerinden bahsetmesini söyledim. Bunun üzerine:

- Ben, ilim hakkında hiçbir şey okumadım, dedi. Kendisine:

- Ey kardeş! İbadetlerin, Allah’ın kitabı ve Rasûlü’nün sünnetine göre tashih edilmesi ittifakla vaciptir. Vacip ile mendubu, haram ile mekruhu birbirinden ayıramayan bir kimse cahil demektir. Cahil bir kimseye ise zahirde de, bâtında da uymak asla caiz değildir, dedim.

Bu sözlerime cevap vermeyen Şeyh, biraz sonra yanımdan ayrılıp gitti.”

Demek oluyor ki, kendimizi tashih etmek, İslam’ı en iyi bir şekilde öğrenmekle mümkündür.

 İbrahim bin Ethem şöyle der:

“İnsanlar tarafından kendisinin övgüyle bahsedilmesini arzu eden bir kimse, Allah Teâlâ’dan korkmamış, ihlastan uzaklaşmış olur.”

Abdullah bin Mübarek’e:

- Makbul insanlar kimlerdir? diye sormuşlar. O:

- İlmi ile amel eden ihlaslı âlimlerdir, buyurmuş.

- Kimler sultandır? diye sormuşlar. O:

- Dünyaya boyun eğmeyen zâhidlerdir, demiş.

- Sefil olanlar kimlerdir? diye sormuşlar. O:

- İlmini, amelini ve dinini dünyası için vasıta yapanlardır, buyurmuştur.

Müslüman, dini konusunda çok hassas davranan, şüpheli şeylerden sakınan kişidir. Bir amel ki, onda riya kokusu, şöhret kokusu varsa, o ameli işlemekten vazgeçmek gerekir. Bu demek değildir ki, ibadetlerimizi, hizmetlerimizi bu korkuyla terkedelim. Hayır. Elbette yapmamız gerekenleri yapacak, hizmetlerimize devam edeceğiz. Ancak, amellerimizi riyadan temizleme gayreti içinde olacağız. Riyadan ve riya şüphesi olan davranışlardan uzak duracağız.

Mesela: Bir toplumda konuşuyorsunuz. Konuşmanızın beğenildiğini, takdir edildiğini görüyorsunuz. Bu durumda, hemen kalbimize nazar etmeliyiz. Şayet içimizde bir ucub, bir gösteriş belirtisi oluşmaya başlamışsa veya onun izleri görülüyorsa, o konuşmayı hemen kesip, nefsimize, şeytana fırsat vermemeliyiz.

Bir gün Hasan Basrî, büyük bir topluluğa hadis talim eden Tâvus rahmettullahı aleyhin yanına uğramıştı. Ona yaklaştı ve kulağına:

- Kendini beğenme hissi geliyorsa bu meclisi terk et, dedi.

Tâvus da hemen kalkıp oradan ayrıldı.

Aziz kardeşim! İşte selef-i salihinin, ulemayı âmilinin hâli böyleydi.

Ya bizler, bilmem halimiz nice olur? Perişanlığımız ortada. Silkinip kendimize gelmez, tevbe edip Rabbimize yönelmezsek, Allah korusun akıbetimiz çok kötü olur. Riya konusunda şu zümreler çok daha dikkatli olmalıdırlar:

İlim adamları,

Ehli tasavvufun ileri gelenleri,

Allah yolunda cihad eden, hizmet eden kişiler,

Zenginler.

Bu zümrelere dahil olan kimseler, riya, ucub, kibir gibi helak edici kötü ahlaklara, nefsanî ve şeytanî tuzaklara düşmeye daha çok yakındırlar. Her an yakın tehlikelerle karşı karşıyadırlar.

Yahya bin Muaz şöyle der:

“Bir âlim, dünyalık peşinde koştuğu zaman kıymet ve şerefini kaybetmiştir.”

Hasanı Basri de:

“Alimlerin azabı, kalplerinin ölmesi iledir. Kalplerinin ölümüne sebep ise, uhrevî amellerle dünyevî çıkarlar elde etmeye çalışmaktır.” der.

Fudayl bin İyaz:

“Bir âlim veya bir sofinin, dünya adamları ve devlet adamları nezdinde “bu iyi adamdır” diye anılmaktan hoşlandığını görürseniz, bilin ki, o bir riyâkardır.” derdi.

İmam Evzai şöyle demektedir:

“Allah Teâlâ’nın; bir âlimin, devlet adamlarından birinin kapısına gitmesinden daha fazla buğzettiği bir şey yoktur.”

Mekhûl rahmetulahi aleyh de:

“Bir kimse, Kur’an öğrendikten, dini ilimleri tahsil edip ilerledikten sonra, zarûri bir durum olmadıkça devlet adamının kapısına giderse attığı adımlar sayısınca cehenneme dalmış olur.” buyurur.

Aziz kardeşim! Bütün bu ikazlardan sonra hâlâ pejmürdeliğe, kalbî, amelî, ahlâkî dağınıklığa devam eder, kendimizi Kur’an ve sünnete, İslam ahkamına göre ciddi bir tashihden geçirmezsek, Allah korusun yeni sağlıklı bir yapılanma şöyle dursun; dünyamız berbat, ahiretimiz harap olur.

Amellerimizi tashih hususunda buraya kadar anlattıklarımızla da yetinemeyiz.

Amellerimizi, ibadet ve taatlerimizi ihsan derecesine yükseltmek, Allah Teâlâ’yı görüyormuş gibi amel etmek gerekir. Biz, O’nu göremiyorsak da O, bizi görüyor; yaptıklarımızı, hatta kalbimizden geçirdiklerimizi, gizli-açık her şeyimizi biliyor.

İbadetlerimizi, hizmetlerimizi; imandan, muhabbetten kaynaklanan bir heyecanla, bir huzurla yapmalıyız. Yapmış olduğumuz ibadetlerde kalbî bir huzur duymalıyız.

Her an, her yerde Allah Teâlâ bizimle iken, biz iç alemimizde kiminleyiz, sorgulamasını sık sık yapmalı, O’nun, bize bizden daha yakın olduğu şuuru ile hareket etmeli, kulluk yapmalıyız.

Amellerimizi ihsan derecesine çıkarırsak, yani O’nu görüyormuş gibi kulluk yaparsak, biz O’nu görmesek de, O, bizi görüyor inancımızı amellerimize yansıtırsak, işte o zaman amellerimizi tashihde doruk noktaya ulaşmış oluruz.

Amellerimizde, ibadetlerimizde, hizmetlerimizde tekâsül göstermeyiz.

Kulluk bilincine kavuşuruz.

Ahlâken yükseliriz.

Allah yolunda yaptığımız çalışmalardan nefsimiz değil, ruhumuz haz duymaya, kalbimiz huzurla dolmaya başlar.  (Devam edecek)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.