E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

İNSANLARIN EN KÖTÜSÜ

İnsan, hak ve adalet ölçülerini kaybetmeye görsün, nefsinin kör karanlığına mahkum olmaya görsün; artık o kişinin hakkaniyet ölçüleri içinde konuşmaya, hakkaniyet ölçüleri içinde davranmaya, hüküm vermeye, yazmaya asla mecali kalmaz. Nefse ve şeytana esir olmak kadar kötü bir esaret yoktur. Dünyevî endişelerle, “dünyevî çıkarlarım zarar görmesin” diye dininden, inancından yırtıp, dünyasına yamamak kadar küçültücü, kendi kendini aşağılayıcı bir davranış olamaz.

“İnsanların en kötüsü, başkasının dünyası için kendi ahiretini satan kişidir.”

Böyle bir davranış, kötünün kötüsü bir bönlüktür, bir hamakatlıktır. Netice itibariyle dünyada da, ahirette de rüsvaylıktır. Keşke anlayabilseler, idrak edebilseler, aynadaki çirkin yüzlerini görebilseler.

Zulüm ve zorbalığın, hak ve hakikati inkarın temelinde cehalet, bönlük, inat, nefsini ve dünyevî çıkarlarını putlaştırmak vardır.

Tarihi hadiseleri tetkik ettiğimiz zaman helak olmuş kavimlerin, yukarıda zikredilen kötülüklerle haşir neşir olduğunu görmekteyiz.

 

İnsan şeytanı

Şu hususa çok, hem de çok dikkat edilmelidir: Fert, toplum ve milletler için, cin şeytanlarından çok daha tehlikeli olan insan şeytanlarıdır. Nice hükümdarlar, nice komutanlar, nice yetki sahibi etkin insanlar, yakınlarındaki insan şeytanları tarafından yanlış bilgilendirilerek, yanlış yönlendirilerek, çeşit çeşit kurgularla korkutularak yanıltılmış, yanlış kararlar aldırılmış; sonuçta telafisi çok zor, ya da imkansız işler yaptırılmıştır.

Onun için yönetimde bulunan asker, sivil sorumluluk taşıyan bütün yetkililer, bir mesele hakkında çok net, doğru bilgilere sahip olmadan rastgele konuşarak, üstünkörü kararlar alarak, hem kendilerinin hem de milletin geleceğini karartmamalıdırlar.

Herhangi bir hususta kendilerine gelen bilgileri, haberleri, bu haberler ve bilgiler devletin resmi kurumları tarafından verilmiş olsa bile iyice tetkik edip, araştırmalı; doğruluğu kesinlik kazanmadan o konuda herhangi bir icraat yapmamalı, kişi veya kişileri ya da toplumları suçlamamalıdır.

 

Kışkırtıcılar

Bir de kışkırtıcılar var. Kendi süflî, aşağılık çıkarlarını devam ettirmek, İslam’a ve müslümanlara karşı bitmeyen kin ve düşmanlıklarını tatmin etmek için durmadan yalan uyduran, iftira eden, ekranlarında, köşelerinde veya hasbelkader bulundukları, işgal ettikleri yerlerde sürekli olarak yetkilileri kışkırtan bedmaye kişilere karşı çok dikkatli olunmalıdır.

Bilhassa devletin üst kademelerinde bulunan asker ve sivil yetkililer, bu hususta kılı kırk yararcasına büyük bir itina ile hareket etmelidirler. Bu çığırtkan, şamatacı aşağılık kışkırtıcılara ve kışkırtmalarına asla iltifat etmemelidirler.

Bu gibi yetkililer, kendilerine dürüst, ahlaklı, bilgili, her zaman ve her şartta doğruları konuşan, doğruları savunan, doğru bilgi veren, basit çıkarları için eğilip bükülmeyen, nefsî hesapları olmayan, milletinin inançlarına saygılı, dinini, tarihini, çağını çok iyi bilen, branşında ehil olan kişileri danışman olarak bulundurmalıdırlar.

Bir yönetici, ilk bakışta yanına aldığı danışmanları ile değerlendirilir. Yukarıda zikredilen özelliklere sahip olan danışmanlarla çalışan, yanında ve yakınında böyle danışmanlar bulunduran; sadece yanında bulundurmakla da kalmayıp onun görüşlerinden faydalanan yöneticiler, hem kendileri ve hem de yönettiği toplumların hayrına kararlar alır, icraatlar yapabilirler.

Kötü danışmanlar, kötü yönetimlerin ilk habercileridir.

Kılavuzu karga olanın mekanı mezbelelik olur.

Aklını hevasına uyduran, dinini dünyasına alet eden fert ve toplumlar perişan olur, zillete düşer.

Aklını putlaştıran, aklını vahyin önüne geçiren, puthanede zangoç olur.

Gerçek ilim, İslam dini ile asla çatışamaz, çatışma halinde olamaz. İslam’la zıtlaşan düşünceler, fikirler asla ilim olamaz. Olsa olsa bir hezeyan, bir saçmalık; toplumu bozmak için ortaya konmuş kasıtlı, sapık ideolojilerin ürünü olan bir cinnet halidir.

 

Biz Adem nesliyiz

İnsanın maymundan geldiğini, insanın atasının maymun olduğunu iddia eden, bunu bir gerçek gibi savunan kara cübbeli, kara düşünceli böylesi üniversite hocalarında ilmî bir haysiyet aranabilir mi? Biz Adem nesliyiz. Sizin atanız maymunsa ne diyelim?

Bunları şunun için yazıyorum ki; asker, sivil bütün yöneticiler, şayet bu milletin, bu ülkenin iyiliği, salahı için samimiyetle çaba gösteriyorlarsa, bu hususta ciddi iseler, ilim haysiyeti olmayan, tüm gayretleri makam ve mevkini, elde ettikleri dünyalıklarını korumak olan, sapık ideolojilerini bu aziz milletin gençlerine bir ilimmiş, bir çağdaşlıkmış, bir medeniyetmiş gibi yutturmaya çalışan bu kişilere itibar etmesinler, ünvanlarına bakıp aldanmasınlar. Elbette, içlerinde az da olsa çok değerli ilim adamları, fazilet erbabı vardır. Onları arayıp bulmalı, istişare etmeli, görüşlerinden, düşüncelerinden, birikimlerinden, tecrübe ve ilimlerinden istifade edilmelidir.

Cübbesi gibi kalbi de kararmış, taşlaşmış, milletine, milletin inancına, tarihine örf ve adetlerine düşman kesilmiş nâdanlar ile; milletiyle, tarihiyle, milletinin inancıyla, gelenek ve görenekleriyle barışık, milleti ve vatanı için her türlü fedakarlığı yapan gerçek ilim adamlarını birbirinden ayırma firaseti gösterilmelidir.

 

Siyasallaşmanın en kötüsü

Siyasallaşmış, politize olmuş adalet mensuplarına, askerlere, emniyet mensuplarına ve din görevlilerine dikkat edilmelidir. Bunlardan din görevlilerinin yaptırım olmadığı için diğerleri kadar etkin olamazlar.

Fakat hakim, savcı, rütbeli askerler, emniyet mensupları, politize oldukları ideolojilerini vazifelerinin, sorumluluklarının önüne geçirdikleri zaman çok tehlikeli olmaktadırlar.

Bir hakim ve savcıyı düşününüz. İdeolojisine, siyasi görüşüne göre karar verdiği zaman, nice masum insanlar haksız yere mahkum oluyor, nice kimseler mağdur ediliyor. Rütbeli bir askeri düşünün. Siyasi iradeye yerli yersiz müdahale eder, darbe yaparsa memleketin ne hale geldiğini görüyoruz. Bir emniyet mensubu düşünün. İnsanlara siyasî düşüncesine, ideolojisine göre muamele ederse emniyeti sağlamakla görevli kişiler, emin olmazlarsa durum nice olur?

Böyle bir memlekette huzur olur mu, kalkınma olur mu, emniyet olur mu, devlet millet kaynaşması olur mu? Elbette hayır. Başkalarının dünyası için ahiretimizi satmayalım, satmayalım ki insanların en kötüsü olmayalım.

 

Medya belası

Türkiye’de medya, baştan sona büyük bir sorundur. Eline kalem alan, bulabildiği bir gazete, dergi köşesinde, ele geçirdiği bir radyo mikrofonunda, ya da televizyon ekranlarında, hiçbir ölçü tanımadan, hiçbir mesuliyet duygusu beslemeden çala kalem yazıyor, ağzına geleni konuşuyor.

Müslümanlara, dine, imana, tüm ahlakî değerlere alabildiğine saldırıyor, iftira ediyor, yalan haberler yayınlıyor, bir çok insanın mağdur olmasına sebep oluyor, bazı kurumları bazı kurumlara, bazı kesimleri bazı kesimlere karşı kışkırtıyor. Bütün bunları da basın özgürlüğü postuna bürünerek yapıyor.

İftira ve yalanın, kışkırtmanın, hortumculuğun, soygunun, ahlaksızlığın, dine, imana, müslümana sövüp saymanın hürriyeti, özgürlüğü olamaz.

Bugün Türkiye’de basın özgürlüğü adına yapılan budur. İslam’a ve müslümana yapılan hakaretler, İmam-Hatip Liseleri, Kur’an Kursları, İlahiyat Fakülteleri aleyhinde yapılan densiz ve seviyesiz propagandalar; toplumda söz sahibi olan kişilerin, yazarak, konuşarak topluma yön vermeye çalışan kimselerin ne kadar kişiliksiz, sathî ve yazıp konuştukları konularda ne kadar cahil ya da maksatlı olduklarını göstermektedir. İmam-Hatipliler bu milletin sinesinden fışkırmış, milletiyle barışık, milletinin kalbinde taht kurmuş; dini, milleti, vatanı için her türlü fedakarlığı yapan, dürüst, ahlaklı, çalışkan, kişilikli insanlardır. Onlara düşmanlık yapılmaz; ancak saygı duyulur.

 

Söyleyin bana

Aleyhte propaganda yapan kişilere sormalı:

Dağdaki eli silahlı eşkiyalar!

Şehirdeki devlet, millet kasasını soyan çağdaş eşkiyalar!

Hortumcular!

Eli kanlı katiller!

Türlü türlü ahlaksızlık, çeşit çeşit kötülük yapanlar!

Devlet içinde, medyada, sermayede, çeşitli sahalarda oluşan mafyalar!

Günlük faizlerle, repolarla seminen patronlar!

İhale yolsuzluklarıyla, rüşvetlerle semizleşen bürokratlar, politikacılar, holdingler!

Söyleyin bana bunlar İmam-Hatip Liseli gençler mi, yoksa sizin çağdaş eğitim programlarıyla yoldan çıkardığınız, haram-helal nedir öğretmediğiniz ve böylece kendilerine kadrettiğiniz kişiler mi?

Aklımızı başımıza alalım, başkasının dünyası için ahiretimizi satmayalım. İnsanların en kötüsü olmayalım. Hainlere alet olmayalım.

 

Aman dikkat!

Beyler! Allah’ı tanımayan, Allah korkusu olmayan,

Rasulullahı tanımayan, O’nun sünnetine tabi olmayan,

Ahiret inancı bulunmayan, dünyada yaptıklarından hesaba çekileceğine inanmayan,

İslam’ın hayatbahş ahkamıyla amel etmeyen kişi ve toplumların sonu rüsvaylık ve perişanlıktır.

Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Ben, sizi gecesi gündüzü gibi apaydın olan bir din üzerinde bıraktım. Benden sonra helak olanlar o dinden, İslam’dan sapmakla helak olurlar.” (İbni Mace)

İlahi! Kalbimizi son nefesimize kadar din-i İslam üzere sabit kıl (Amin).

Alem-i İslam’ın Kadir Gecesi’ni, Ramazan Bayramı’nı candan tebrik eder, yeniden dirilişe, mağdur, mazlum, mustazaf bütün din kardeşlerimizin  tez zamanda düşman tasallutundan kurtulmalarına vesile olmasını Cenab-ı Hak’tan niyaz ederim.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.