E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

KENDİMİZİ TASHİH ETMEK / 5

AMELLERİN TASHİHİ - 1

 

Yeni bir yapılanma için üçüncü merhale olarak amellerimizi tashih etmemiz gerekmektedir.

Birinci ve ikinci merhale olan imanımızı ve niyetlerimizi ne nisbette tashih etmiş, olması gereken noktaya ne nisbette getirmişsek amellerimizdeki tashihde o nisbette olacaktır.

Bu merhaleler ve bundan sonraki merhaleler bir zincirin iç içe girmiş halkaları gibidir. O bakımdan baştan sona bu merhaleleri en sıhhatli bir şekilde tamamlamak eksik bırakmamak bu hususta asla gevşeklik göstermemek gerekir.

Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Asra yemin ederim ki insan gerçekten ziyandadır.

Ancak iman edenler, salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler müstesnadır.” (Asr Suresi)

Kâmil bir imanın, halis bir niyyetin çok tabi neticesi salih ameller olacaktır. Salih amel demek; kulluğumuzun gereği olarak yapmamız gereken bir ameli emredildiği şekilde, yalnız Allah için yapmak demektir. Böyle bir amelin sahibi Allah’ın çok sevgili bir kuludur. Nitekim Allah Teâla şöyle buyurmaktadır:

“iman edip ameli salih işleyenler halkın en hayırlılarıdır.” (Beyyine 7)

Salih amel deyince sadece ibâdetlerimiz akla gelmemelidir.

Allah Teâlâ’nın rızası için yapılan bütün İslâmî hizmetler, sâlih amellerdir.

Bir yetimin başını okşamak,

Bir fakirin ihtiyacını gidermek,

Kış ortasında aç kalmış kuşlara yem vermek,

Yaralı bir hayvanı tedavi etmek.

Herkesin köşesine çekildiği zor günlerde İslam’ı yiğitçe savunmak,

Ve benzeri hizmetler salih amellerdir. Çok makbul işlerdir.

İslam’ı cihanşumül boyutunda anlamak, cihanşumül boyutunda yaşamak ve cihanşumül boyutunda anlatmak mecburiyetimiz vardır.

İslam’ı bu manada anlayan yaşayan ve anlatan salih, sadık, muttaki ulemamız, urefamız bizlerin kafa ve kalbini aydınlatacak en güzel, en sağlıklı örneklerimizdir.

Elbette bizlerde Allah Teâlâ’nın o sevgili kullarının o salihlerin yaptıkları hizmetleri devam ettirirken diğer taraftan yeni yeni hizmetlerle, yeni yeni hizmet alanları geliştirerek bu hak ve hakikat kervanına yeni katarlar ekleyerek, İslam’ı çağımız insanının yaşantısına hakim kılmak için her türlü çabayı göstermemiz, her türlü fedâkarlığı yapmamız gerekmektedir. Elbette öncelikle kendi nefsimizden başlamak; merhale merhale İslam’ı yaşantımızda hakim kılmak lazımdır.

Amellerimizi yaparken dikkat edilmesi gereken ilk iş, anın vacibini yerine getirmektir. Amellerimizi muhakkak zamanında yapmak asla tehir etmemektir.

Bu işi sonra yaparım.

Bu işi yarın yaparım diyen kişi ve toplumlar mutlaka kaybederler.

Hem anın vacibini yerine getirmek, yani o anda, o saatte ne yapmamız gerekiyorsa o işi yapmak, hem de yapılması gereken işleri zamanında yaparak geciktirmemek hususunda çok dikkatli ve ciddi hareket etmemiz gerekir.

Bir kısım insanlar bu iki önemli hususa dikkat etmedikleri için çoğu kez kaybederler. Çok yorulup çok mesâi sarfettikleri halde sağlıklı neticelere ulaşamazlar. Bu husus hem uhrevî amellerimizde, hem de dünyevî işlerimizde geçerlidir.

Meselâ, ezan okunduğu zaman hemen namaz kılacaksın.

Sabah ezanı okunduğu zaman, sabah namazı kılınır. O vakitte öğle namazı kılarsan, sabah namazını zayi etmiş olursun.

Farz olan orucu ramazan-ı şerifte tutacaksın. Başka aylarda tutarsan farz olan orucu tutmuş sayılmazsın.

Tren garına, otobüs terminaline, hava alanına biletinde yazılı olan saatte varacaksın. Vaktinde varmazsan, meselâ vasıtanın hareket edeceği saatten bir saat sonra varırsan, oraya varmanın bir manası kalmaz. Hem vasıtayı kaçırmış, hem paranı zayi etmiş ve hem de boşuna yorulmuş olursun.marifet oraya rastgele varmak değil, vaktinde varmaktır. Onun için amellerin vaktinde yapılması mecburiyeti vardır. Vaktinde yapılmayan bir amelin değeri olmaz. Bir büyüğünüz size bir iş tevdî etti, meselâ en basitinden bakkala gidip bir paket çay almanızı istedi. Ve size bu işi bir saate kadar yapmanızı tenbih etti.

Siz bu vazifeyi bir saat içinde değil de daha sonra meselâ bir gün sonra yapsanız, bu işin büyüğünüz yanında bir değeri olur mu?

Veya size şu marka çay al dediği halde ona hiç sormadan başka marka bir çay alsanız.

Ya da o işi önemsemeyerek hiç yapmasanız yahut da unutsanız o büyüğünüz yanındaki durumunuzu bir düşünün.

Ne zaman, nerede ve nasıl olacağı belli olmayan bir ölüm gerçeği vardır. O gerçekle yüz yüze gelmeden, kulluğumuzun gereği olan amelleri, vazifeleri vaktinde, asla tehir etmeden, yarına bırakmadan yapmalıyız. Yarına bırakılan işler, ameller, hizmetler zayi olmuş demektir. Çağımızın en önemli hastalıklarından biri de budur.

Hele bakalım,

Yaparız bakalım,

Yarına bırakırsak kıyamet mi kopar,

Daha çok zamanımız var.

Bir düşünelim de, gibi işi savsaklamaya mâtuf sözler, işlerimizi, hizmetlerimizi içten içten kemiren bir güve mesâbesindedir.

Maalesef bu sakim anlayış yaşantımızın her sahasına yayılmış durumdadır.

Devlet dairelerinde:

“Bu gün git yarın gel!” hastalığı bir kanser mikrobu gibi devlet bünyesine yayılmış, toplumu içten içe kemirmektedir. Maddi manevi bir çok zararlara sebeb olmakta zaten hantal, çağdışı devlet yapısını daha da hantallaştırmakta, daha da çağ dışılığa itmektedir. Bizim inancımızda bizim medeniyetimizde “Bu gün git yarın gel” mantığına yer yoktur. Zamanında karara bağlanmayan, yıllarca sürüp giden mahkemeler insanımızı mağdur etmektedir. Çünkü işler zamanında yapılmamakta, dolayısıyla mahkemeler yüzlerce dosyayla dolup taşmaktadır.

 Onun için:

“Geciktirilmiş adâlette zulümdür.” denilmiştir.

Bizim medeniyetimizde, bizim öğretimizde, bizim yaşantımızda:

“Bu günün işini yarına bırakma.” hassasiyeti vardır. Diğer bir çok hassasiyetlerimizi kaybettiğimiz gibi çoktan beridir bu hassasiyetimizi de yitirdik.

Diğer taraftan ehem-mühim duyarlılığımız da neredeyse bir serap oldu. Mühimi mühim olmayana tercih etmek, çok daha mühim olanı daha az mühim olana tercih etmek ölçümüz dumura uğradı. Ve hatta bu husustaki ölçülerimiz değişti.

Artık bizler için Allah indinde, Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem yanında hiçbir değeri olmayan ve hatta yüz çevirmemiz, uzak durmamız gereken hususlar önem kazanmaya, öncelikli işimiz olmaya başladı.

Bundan dolayıdırki, kimlik sıkıntısı çekmekteyiz. Kendimize, kendi değerlerimize olan saygımızı kaybettiğimiz için başkaları da bize saygı duymamaktadır. Kendimizi çok ucuza fedâ ediyoruz. Ufacık bir dünya menfaati için, dünyacılar karşısında eğilip bükülüyor, rüsvay oluyoruz.

Hiçbir özelliği olmayan hatta pek çok kötülükleri olan bir kişi bir makama geldiği, politikaya atılıp bir yer işgal ettiği zaman bir de bakıyorsunuz insanımız dün hiç değer vermedikleri bu kişiler karşısında bir müslümana, şahsiyetli bir insana asla yakışmayacak bir şekilde yaltakcılık yapıyor, zillete düşüyor, rüsvay oluyor. Allahümmahfazna.

Bu davranış bozukluklarına ileride daha geniş bir şekilde değineceğiz. Diyorum ki bir müslüman olarak yapacağımız amellerde, yapacağımız hizmetlerde ehem olanı tercih etmek mecburiyetindeyiz.

Bu husus, amellerimizi tashih etmek konusunda çok önemli bir meseledir.

Her müslüman:

İslam’ı, İslam’a hizmeti diğer bütün işlerinin önüne geçirmek, İslam’a hizmete öncelik tanımak mecburiyetindedir. Bu tercih müslümanlığımızın, kulluğumuzun çok tabii bir gereğidir.

Aklı selim sahipleri bu gerçeği kabul etmekte asla zorlanmazlar.

Peki biz ne yapıyoruz?

Bu gerçeği hayatımıza yansıtıyor muyuz?

Maalesef bu sorulara evet diyemeyeceğim.

Zaman zaman ifade ettiğim gibi basit, aşağılık dünyevî çıkarlarımız için gerek politikacıların, gerek yönetici ve sermaye sahiplerinin karşısında düştüğümüz zillete, katlandığımız aşağılık muamelelere Allah için, İslam için katlanamıyoruz. Tavır koyamıyoruz. Zor zamanlarda ortadan kayboluyor, ortalık sakinleşince meydana çıkıp ve hatta işlerin başında gözükmeye çalışıyoruz.

Onun için amellerimizi tashih konusunda ehem olanı, yani islâmî hizmetleri her zaman öne çıkarma, işlerimizde İslam’a, İslamî hizmetlere öncelik tanımak çok mühim bir yer tutmaktadır.

Bu konuda muvaffak olamadıkça sağlıklı yeni bir yapılanmadan söz etmek mümkün değildir.  (Devam edecek)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.