E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;

OLUMLU İLİŞKİLERİN GÜCÜ

İşlerindeki sıkıntılardan dolayı, işini düşünmekten biraz olsun kurtulmak için seyahate çıkıp, meşhur Sea World Katil Balinalar Gösteri Stadyumu’na da bir uğrak veren Wes Kingsley’in hayatında dönüm noktası olacak bu ziyaretinin ilginç yönlerini özetlemeye çalışalım:

Coşkulu bir açılışla başlayan gösteride kalabalık 10.000 paundluk bir erkek ve 5.000 paudluk iki dişi tarafından üçlü yapılan bir dizi şaşırtıcı akrobatik dalışlara ve sıçrayışlara şahit olmuştu. Okyanusların en korkulu yırtıcı hayvanlarından olan bu deniz memelileri göğüs yüzgeçlerini seyircilere sallıyorlardı. Eğitimcilerinin sırtlarına tutunarak havuzda sörf yapmalarına izin veriliyorlardı. Büyük kuyruklarının oluşturduğu hareketle ilk on sırada oturan seyircilerin üzerine soğuk su sıçratıyorlardı. Kahkaha, hayret ve uğultulu alkışlar seyircilerin neşesini gösteriyordu. Sonunda gösterinin yıldızları parıltılı siyah sırtlarını ve güzel beyaz vücutlarını havaya kaldırıp başlarıyla seyircileri selamlayarak gösteriyi bitirmişlerdi.

Kalabalık tamamen boşaldıktan ve ortalık sessizleştikten sonra, suyun altından açılan kapıdan dev siyah bir şekil havuza girip, daireler çizmeye başladı. Eğitmen kapıdan içeri girip, havuzun kenarında duruyor. Koca katil balina hemen ona doğru yüzmeye başlıyordu. Başını sıvazlayarak balinaya: “İyi gidiyor koca oğlan.” dedi. “Oyun vaktinin tadını çıkar. Bunu hakettin.” Eğitmen bunu deyip doğrulduğunda ve havuzun kenarında hareket ettiğinde, balina da onunla beraber hareket ediyordu. Acaba özgür kalmak yerine, eğitmeniyle oynamak mı istiyordu?

Bay Wes, bütün bunların sırrını öğrenmek için mahçup olmayı göze alarak ve cevabını beklediği sorular için para teklif ederek eğitmenin yanına varıyor, buhayvanların istediklerini yapmaları için ne yaptıklarını, onları aç mı bıraktıklarını soruyor. Eğitimcinin verdiği cevap, soruları tatmin edici cevaplar olmak şöyle dursun daha çok merak ve soruyu kamçılıyordu: “Biz ne onları kandırıyoruz, ne de aç bırakıyoruz. Paranız da siz de kalabilir. Bizim öğretmenlerimiz var, onlardan cevabını alabilirsin.” diyerek koca bir balinayı gösterdi. “Adı Shamm.” Devamla, “Onlarla işe başladığımızda çok çabuk öğrendiğimiz şeylerden biri, bir katil balinayı cezalandırıp, sonra da onunla beraber suya dalmanın pek anlamlı olmadığıydı. Shamm bize güvenene kadar, ne benim, ne de diğer eğiticiler için hiçbir hareket yapmadı. Onu ikna edene kadar hiçbir şey öğretemeyeceğim belli olmuştu. Yaptığımız tek şey onların aç olmadığından emin olduktan sonra suya atlarız ve onlarla oynarız. Onları inandırana kadar bu böyle sürer gider. Onlar, tâ ki bize güvenecek ve onlara zarar verme niyetinde olmadığımızdan emin olacaklar.”

Bunları dinleyen Wes, işyerindeki performans düşüklüklerini, bu düşüklüğü önlemek için idari sorumluluklarında etkili olamadığını, eğiticiye söyleyip, biraz daha detaylı bilgi almak için yalvaran gözlerle bakınca, eğitici onu gezdirirken şöyle dedi:

- “Bu hayvanlar insanlardan çok farklı değil. Davranışlarınızdan hoşnut kalmadıkları zaman bunu size göstereceklerdir. Bizim katil balinalarımız tamamen bizden korkmayı bıraktıkları zaman onlarla aramızdaki pozitif duygu akışı seyircilere aktarılır.” “Doğru.” dedi Wes, “Gösteri, seyircinin fazlasıyla mutlu olmasını sağlıyor. Gösteri bitince yarısı sırılsıklam ıslanmış vaziyette ama sadece gülümseme var.”

Bunun üzerine eğitici, “Doğru.” diyor, “Bunu balinalar da görebilirsin. Gösteri başlarken olumlu bir deneyim olacağını bildikleri için hepsi havuzun kapısına doluşurlar. Çünkü biz devamlı pizitifi vurguluyoruz. Onun yaptığı yanlışı görmezden geliyoruz ve hemen onun bu tutumunu başka bir yere yönlendiriyoruz.”

İşte, evde hayatı hep yanlışları görmekle geçen Wes, canı sıkılmış bir vaziyette: “Bir idareci olarak benim vazifem yanlışları görüp, uyarmak değil mi? Adamlarından biri beni kazıklasa, ya da çocuğum vazifesini yapmasa onlara görmezden mi geleceğim?”

Bunun üzerine eğitimci: “Peki.” diyor, “Böyle yaptığında evde ve işte güven oluşturabildin mi? Tahmin ediyorum oluşturamadın. Çünkü daha çok negatife vurgu yapmaktan hoşlanıyorsun. Halbuki bir davranışa ne kadar çok odaklanırsan, o kadar çok tekrar edilecektir. Bunu biz onların yanlışlarına değil de doğrularına odaklandığımızda, bu doğru şeyi daha sık yaptıklarını görerek balinalardan öğrendik. Onların kötü ve yanlış davranışlarını görünce yaptığımız görmezden gelmek değil, yeniden yönlendirmektir. Eğer hayvandan yapmasını istediğimiz şey gösterinin vazgeçilmez bir parçasıysa, yanlış yaptığında onun dikkatini tekrar o işe yönlendirir, doğru yapması için tekrar şans veririz. Onu doğru şeyi yaparken yakalamak için izleriz. Onu aç bırakıp, yiyecek vererek ödüllendirmek ve cezayı itici güç olarak kullanmak yerine başka pozitif ödüllendirmeler ve yönlendirmeler uygulayabileceğimizi gördük.”

Bunun üzerine Wes, aynı metodlraın kendi iş ve aile çevresinde uygulanabalir olup-olmadığını düşünmeye başlıyor ve bu noktadan bir model görmek istiyordu. Eğitici bir telefon munarasını çevirdi. “Arkadaşım belki sana yardım edebilir diye düşündüm.” diyerek telefonu Wes’e uzattığında karşıdaki kişi Anne Marie Butler’di. Bu isim ona hiç yabancı gelmemişti. Ülkenin zirvedeki bayan yöneticilerinden biri olarak tekstilde işe başlamış, bir kaç yıl içinde tüm dünyada tanınmıştı. Zirvedeki işverenlerin onun ücretle tutmalarıyla efsanevi bir aranan yönetici olmuştu. Kitapları çok satan listesindeydi. İnsan ilişkileri konferanslarının vazgeçilmezlerindendi. Wes, onunla kekeleyerek konuşmaya başlayınca Anne gülüyor ve diyor ki: “Kısa süre önce ben de tam sizin bulunduğunuz yerdeydim. O balinaları izilyordum. Hayrette kalmı. Bu sırları iş alanıma aktarınca olan oldu.” dedi.

(Ken Blanchard, Olumlu İlişkilerin Gücü, Kariyen developer, Gelişim Dizisi)

 

 

ONLAR BÖYLEYDİ

 

MİS’AR B. KİDAM

Derdi ki: “Allah Teala’nın öyle kulları vardır ki, kaderin geliş yönünü bilseler, onu tam bir şekilde karşılarlar... Bunun sebebi de Rablerine ve kaderine olan sevgileridir. Onların hali bu olunca, başlarına gelen için, kaderi nasıl kınar ve ayıplarlar...”

Kur’an-ı Kerim’in yarısına kadar okur öyle uyurdu. “Hazin hazin ağlayan dertli ses dinlemek istiyorum.” derdi. Hep gözünden yaş akardı. Mescide giderken ağlar, gelirken ağlardı. Otururken ağlar, kalkarken ağlardı. Namazda yine ağlardı.

“Anne babasını, oturak halinde güldürüp, neşelendiren; Allah yolunda kılıç çalan mücahidden daha faziletli bir iş yapmış olur.”

“İnsanların en arif, onların ayıbına karşı şaşı olandır.” onun sözlerinden bazılarıdır.

 

ALİ VE HÜSEYİN

Bunlar iki kardeşti. Salih zatlardı. Geceyi analarıyla beraber üçe bölerlerdi. Önce Ali kalkar, ibadetini yapar, uyur, ardından Hüseyin aynısını yapar, gecenin sonunda da anaları kalkardı. Anaları ölünce geceyi ikiye bölüp, devam ettiler. Ali de ölünce Hüseyin tek başına kalkar geceyi ibadet ve hatimle geçirirdi. Ağladığı zaman öyle ağlardı ki, duyanlar, büyük bur musibete uğramış sanırlardı. Derdi ki: “İyi amel, bedene kuvvet, kalbe nur, göze aydınlık getirir. Kötü amel, bedeni yorar, kalbi zulmete boğar, gözü kör eder.”

 

ABDULLAH B. MÜBAREK

Edep, erkan ve hal sahibi idi. Onun güzel nasihatlerinden bazıları şöyledir:

“Sizden biri, namazına yetecek kadar; Kur’an okumayı öğrendikten sonra, kendini ilme versin. Çünkü okuduğu Kur’an’ın manasını ilimle anlar.”

Bir gün ona, “İnsanların sefilleri kimlerdir?” diye soruldu. Şu cevabı verdi: “Dini sayesinde geçinenler, dinini dünyaya alet edenler.”

Onun bir dörtlüğü:

“Dini tebdil etti; yalnız sultanlar,

Bir de kötü alimler ve ruhbanlar.

Erenler korkuya düştü, dersen ki neden?

Ulemaya, sari dert beyanından.

Canı bir şey istese, bir misafi bulmadan yemezdi. Sebebini soranlara şöyle derdi:

“Duyduğumuza göre, misafir yemeğine, öbür alemde hesap vermek yoktur.”

“Salih kimseler anıldığı zaman, ilahi rahmet nazil olur.” diyor.

Şu hikayesi meşhurdur:

Şam’daydı, birinden emanet kalem almıştı. Unuttu. Ancak Merve’de hatırladı... Hemen Şam’a döndü, kalemi sahibine iade etti.

Şöyle anlatır:

“Akıllı olan şu üç şeyi hafife almamalıdır:

Ulemayı, padişahı ve arkadaşlarını.

Ulemayı hafife alanın ahireti gider.

Padişahı hafife alanın dünyası gider.

Arkadaşını hafife alanın şahsiyeti gider.”

Derdi ki: “Erkeklerin mahremiyetini sakal ve kaftanları korur. Kadınlarınkini de boylu gömlekleri.”

Bir gün şöyle sordular:

- Melekler, insanın iyi iş tutmaya niyet ettiğini nasıl anlarlar?

Şu cevabı verdi:

- “Güzel kokusundan.”

Allah (c.c), onlardan razı olsun.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.