E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;

HAYDİ ANADOLU, KALK!

Fıstık... Bir kuruyemiş türü... Düğün, bayram ve özel günlerin vazgeçilemeyen bir ikramı... Antep ve yer fıstığı olarak bilinen iki çeşit besin deposu...

Antep fıstığı, mesane yollarındaki kumları temizler. İdrarı söktürür. Safra ve böbrek ağrılarına iyi gelir. Öksürük ve bronşiti keser. Vücuda kuvvet verir. Balgamı söktürür. Nekahet döneminde vücuda direnç verir ve bedenin cinsel gelişmesini sağlar. Yaprakları kan temizleyici çay olarak içilir. Menengiç ağaçları antep fıstığına aşılanabilir. Fıstıkçılar ve üreticileri adına reklam gibi anlaşılmasın ama halk dilindeki öteki adı namı diğer Şam fıstığıdır. “Ne Arab’ın yüzü, ne de Şam’ın şekeri” anlayışıyla milletin sırtında boza pişirenlerin temel gıda maddesidir; şam fıstığı...

Yer fıstığı ise içerdiği zengin sodyum, kalsiyum, mağnezyum, demir, fosfor, albumin, B-1, B-2, B-8 ve E vitaminleri ile mide yanması, ekşimesi ve gastriti önler. El titremesi(!) ve kısmî felce devadır. Çocukların gelişmesi için iyi bir besindir. Şeker hastaları için mükemmel bir gıdadır. Vücudun posa ihtiyacını karşılayan iyi bir çerezdir.

Antep ve yer fıstığı fazla yenilirse ekzama, kaşıntı ve sivilcelere sebep olabilir. Zira bir zamanlar Urfa eski milletvekili İ. Halil Çelik bir mesele için; “Fıstık gibi olacak.” demiş, sistemin bazı uzuvlarında kaşıntılar belirmiş ve sivilceler kabarmıştı.

 

Fıstık yeşili

Antep fıstığı da, yer fıstığı da iyi birer kuruyemiştir. Lakin, Şam fıstığı dalda biter, yer fıstığı yerde biter. Aynı havayı teneffüs eder, aynı suyla yetişir, aynı güneşle gıdalanır, ancak; birisinin yumrusu toprağın bağrındadır, diğerinin yemişi ağaçta sunulmuştur. Aslında müspet fikirler ve fikir adamları da böyledir. Kiminin düşüncesinin değeri toprağa düşünce anlaşılır. Kiminin fikirleri ayan-beyan açıktadır. Dallarına uzanır, toplar, yersiniz. Zeytin de dalda biter ama erik gibi değildir. Hele ham ceviz gibi hiç değildir. Fıstık yeşili, yeşilin tonlarındadır. Konfeksiyon, triko, dikiş-nakış bir yana siyasette yeşilin yeri başkadır. Siyasetin yeşil hocası tabiat eczanesindeki şifalı bitkilerle hasta adama/sisteme leblebici dükkanında meclise getirdiği açık filesindeki, içinden yağ çıkmayan ıspanak ve altı kızarmış tel kadayıfla özel diyet uygulamaya kalkmıştır. Lakin siyasetin kızıl locaları(!) alışmışlar çiğden yemeye, devlet kesesinden ağalık yapmaya hocanın elindeki özel rejime uymamışlardır. Tarifesindeki milli görüşü, adil düzeni, taklitçi-işbirlikçi-rantiyeci ve hortumcu(!) tabirleri (ki bu tabiri ilk duyduğumda marpuç satan esnaf aklıma gelirdi), glu glu ve fasa-fiso deyimleri, devekuşu, gömleksiz, kumarcı ve büyülenmiş haylaz çocuklar gibi teşbihleri galiba yıldız ufku aşınca anlaşılacaktır.

 

Keven kökü

Sahibinin evindeki yaş tulumu yiyen tantı/hırsız kedi bile çuval içinde azdırılırken gece karanlığında yıldızları takip edermiş. Başına çuval geçirildiği halde birkaç gün sonra yıldızların izini sürer, evine dönermiş... Ön ayaklarını yalayarak özür dilermiş. Eğer öyleyse sistem birinci cumhuriyet neslinden ve onun öncülerinden özür dilemelidir. Zira icraatı kendisini geride bırakan bir devlet ve ricalini millet ileri götüremez. Onun içindir ki millet K. Irak’ta Mehmetçik’in başına çuval geçirenlere kulak yatıranların görevden uzaklaştırmasını ayakta alkışlamıştır. Buna rağmen;

Merhum Osman Bölükbaşı’nın dediği gibi: “İçeride hain bir kedinin yaptığını dışarıda vahşi bir arslan yapamaz.” durumuna gelinmiştir. Dünya siyasetinde millet olarak münafıklığı bırakmalıyız. Muhterem Zeki Soyak, İslam Ahkamı isimli eserinde münafığı bazen iman, bazen de küfür tünelinden/kapısından girip-çıkan bir fareye benzetmiştir. Belki millet olarak Allah’a ve ahirete iman noktasında hem fikiriz. Öyleyse “Müslüman gibi görünür, kendisi benzer Keşiş’e” diyen Yunus Emre’nin muhatabı olmamalıyız. Amelî ve ahlakî münafıklığı terk etmeliyiz. Kızlarımızın başlarını örtelim derken kesilmiş keven kökü gibi göbeklerini ve bebeklerini açmaya asla müsaade etmemeliyiz.

 

Döner bıçağı

Hayasızlığın sebebi haram lokma ve haksız kazançtır. Zira; cennetteki yasak ağacın meyvesinden yedikleri için Adem atamız ve Havva anamızın üzerindeki takva elbisesi dökülmedi mi? Utançlarından elleri ve kabak tefeği ile üzerlerini örtmediler mi? Kazancımızın helal veya haram olduğu nereye harcadığımızdan belli olmuyor mu? Cehenneme kütük olmaya ve yüzüne katran sürülmeye kim razı olur? Yemekten sonra “Ya kırk adım gideceksin, ya da sırt üstü yatacaksın.” diyenler biraz fazla UZAN’ıp devletin hazinesine UZAN’an yolda hayli mesafe katetmişler. Millet, sırt üstü yatarken adamlar gece görüş dürbünü, el feneri ve işaret fişeği ile takmışlar devletin ana musluğuna hortumu... İçmişler milletin alın terini kanara gibi. Hırsıza geçit vermeyeceksin hemşerim... Hem döneri yiyeceksin, hem de İskender’in elini döner bıçağı ile sandıkta keseceksin. Yoksa tarihe bir kara leke gibi hırsız bir millet olarak adımız çıkacaktır.

Kulun Leyla’yı eyleme mahşerde ehline rüsvay.

Bu dünyada günahından utansın Ya Rasulullah... (Amin)

 

Sarık ve çarık

Tanzimat neslinin vasfı gazetecilik, Serveti Fünun neslinin vasfı da dergicilik olmuştur. Televziyon ve magazin olan Cumhuriyet neslinin vasfı artık milenyumun başından itibaren öze dönüş olmalıdır. Kendimizi millet olarak keşfetmek için Macellan değil müslüman olmak zorundayız. Cumhuriyetimizin ve millet olarak muhtariyetimizin 80’nci kuruluş yıldönümünde hâlâ ecdadımıza hakaret yağdırıp geçmişimizle kavga edip küfredeceksek, başındaki sarığı ve ayağındaki çarığı ile alay edeceksek yapılan bunca kutlama masraflarına yazık. Dünya milletleri zaten yeterince bizimle alay ediyor. 17 Ağustos depreminde Kızılhaç teşkilatı yardım etmediği halde bir çok Avrupa ülkesi necip milletimize dilenci yaftasında bulunmadı mı? “Bakanlar Kurulu toplantısını hastanede mi, postanede mi yapacağız?” dediğimiz günlerden, Erzurum ve Sivas illerinde yapılan Bakanlar Kurulu toplantıları ile Milli Mücadele’nin yapıldığı günlere gelinmiştir. Artık bu saatten sonra bu aziz milleti hiçbir güç ve irade İstiklal Marşı’nın dışında ne 10. Yıl Marşı, ne Mehter marşı, ne de İzmir Marşı için ayağa kalkmaya zorlayamayacaktır. Hele tango-mango, koç katımı dansa asla... Bu ülkede laiklik mihverinde dinini yaşamak isteyenlere İran ve Irak adres olarak verildiyse, hayasızlık için devletten taviz bekleyenler de Miami ve Havai adalarına gidecektir.

 

Palaska

Osmanlı Devleti’nin son beş sadrazamına/başbakanına yaverlik yapmış merhum A. Ragıp Akyavaş, iki ciltlik Tarih Meşheri isimli eserinde kırk seneden beri nikah kaydını nüfusa geçirmeyen ihtiyar delikanlı bir köylü vatandaşımıza neden böyle yaptığını sorunca aldığı cevap düşündürücüdür:

“Kırk sene evvel evlendim. Muvazzaf askerlik geldi. Trablusgarb’a gittim. Oradan döndük geldik. Bu sefer Gazi Edhem Paşa ile Yunan gavuruna bulaştık. Ha bir nefes alalım derken, İmam başını kaldırdı dediler. Bu defa Yemen’e dayadılar bizi. Yemen’den döndük. Sultan Hamid Efendimiz tahttan indi Reşad Efendimiz bindi dediler. Bu sefer de Arnavutlar onu beğenmediler. Devlete karşı koydular. Bir eyyam da hudut boylarında Malisor eşkiyası ile boğazlaştık. Vuruşma bitti. Selanik’e indik. Balkan Muharebesi başladı dediler. Belimizden palaskaları çözmeden İşkodra kalesine vardık. Döndük geldik memlekete. Şöyle bir aklımız başımıza gelmeden, sırtımızı ocağa verip ısınmadan Enver Paşa yedi düvele harp açmış dediler. Dayandık Çanakkale’ye. Çanakkale’den gavuru kaçırdık. Ver elini Arabistan dediler. İngiliz gavuruna esir düştük. Bir eyyam da Hindistan’da yandık tutuştuk. Döndük geldik Kastamonu’ya. Bir nefes alalım derken haydin yiğitler, Yunan gavuru İzmir’e çıkmış dediler. Bu sefer de o yangını söndürmeye koştuk. Yunan’ın hesabını gördükten sonra köye döndük. Ancak şimdi aklımız başımıza geldi. Yani Bey, senin anlayacağın kaçmadan kovalamaya vakit bulamadım. Nikah kaydımız açık kaldı. Burası Hak divanı. Sen okumuş bir adamsın, ne bilirsen onu eyle!..”

 

Amerika mandası

80 yıldır milleti, kendi hür iradesi ile kurduğu devletine düşman edenler utanmalıdır. Necip milletin genç evlatlarını Kore’ye Kosova’ya, Afganistan’a, Kuzey Irak’a ABD veya AB çıkarları için savaşa zorlayanların artık maskesi düşmüştür. Aziz milletimiz düşmanın dışarıda değil içeride olduğunu anlamıştır. Bu önemli bir gelişmedir.

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük taarruz, 9 Eylül 1922’de İzmir’in düşman istilasından kurtuluşu ile noktalanmıştır. O gün düşman denize dökülmüş, yalnız bu güne kadar da yerli işbirlikçilerle mücadele edilmiştir. Milli Mücadele günlerinde İngiliz ve Amerikan mandasını savunan ve Yunan askerlerinin İzmir’e girişini çiçeklerle karşılayan mamaların nemaları ile çarpışılmıştır. Sevr’i kabul edip Lozan ile milleti hezimete uğratanlar, Ata’nın bindiği atın kuyruğunun altına sığınarak necip bir milletin neslini ecdadına düşman olarak yetiştirmişlerdir. Açık olarak söylüyorum bu ülkenin tarihten gelen misyon ve vizyonunu koruyabilmesi ve gelişmiş ülkeler seviyesine çıkması için Kemalizmi savunanlar Cumhuriyet’i ve Atatürk’ü istismar etmeyi bırakmalıdırlar. Çözüm ya göründüğümüz gibi olacağız, ya da olduğumuz gibi görüneceğiz, dimdik olacağız. Yoksa eğri cismin gölgesi doğru olmuyor.

 

Yürü.. Anca gidersin

Çiçero, bir milletin nasıl bir kültüre sahip olduğunu müzikte aramıştır. Milletimiz 3 Kasım seçimlerine girerken siyasî partilerin miting meydanlarında ve konvoylarda çaldıkları beste ve güftelere özel önem vermiştir. Bu manada Uğur Işılak’ın Haydi Anadolu Kalk parçası AK Parti’yi iktidara, CHP’sini de muhalefete getirmiştir. Postal eşliğinde çalınan İzmir Marşı, Ürdün ahalisine % 7.5 oy toplamıştır. Öyleyse Uğur Işılak’a, 59. T.C. Hükümeti, Devlet Sanatçılığı payesi ve ödülü vermelidir. Farklı bir seçim sonucu almak isteyen siyasetçiler de Sertab Erener’in İngilizce şarkısını seçebilirler. Yürü anca gidersin parçası nasıl olur? Yükselmenin en alçakcası zayıfların sırtına basarak yükselmektir. Bizden hatırlatması.

Hükümet 2-B yasasını gerekirse referanduma götürür ve YÖK yasasını değiştirirse işler fıstık gibi olacaktır. Rektörler de millî iradeye selam durmayı öğrenecektir. Varsın işler inceldiği yerden kopsun. Çankaya Partisi zorlasa da Hak Partisi öyle istiyor.

“Ensemin örsünde bir demir balyoz,

Sığındım yatağa son çare diye.

Bir kanlı şafakta bana çil horoz,

Yepyeni bir dünya etti hediye.”

diyen Necip Fazıl merhumun diliyle Diyanet İşleri eski başkanı M. Said Yazıcıoğlu’nun kardeşi ve Denizli Valisi Recep Yazıcıoğlu’na Cenab-ı Hak’tan sonsuz rahmet dileriz. Allah (cc) cennete kavuştursun.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.