E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

EMİN ALPER-SÜLEYMAN KONAK  (haberyorum@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;

ABD İŞGALİ DEVAM EDİYOR

ABD ve müttefiklerinin Irak işgali devam ediyor. İşgale tepkiler bizzat işgalcilerin kendi ülkelerinde de hissedilir bir derecede artmaya başladı. ABD halkı hükümetlerini protesto ediyor. Bush’a bir daha oy vermeyeceklerini söyleyenlerin oranı şimdiden % 50’nin üzerine çıktı. Newsweek  dergisinin araştırmasına göre ABD halkının % 70’i ordularının Irak’ta batağa saplanacağı görüşünde. Savaş gerekçelerinin düzmece olduğunu artık Bush bile kabul ediyor.

ABD halkı “şimdi çocuklarımız neden Irak çöllerinde telef oluyorlar?” sorusuna cevap istiyorlar. Yönetim ise bu tepkilerin önünü almak,  zarar ve kayıplarını azaltabilmek için Türkiye’den asker talep ediyor.

Irak işgalinin bir parçası olmak demek olan bu isteğin Türk hükümeti tarafından hemen kabul edildiği anlaşılıyor. Hükümet hemen ABD ile pazarlıklara ve iç kamuoyunu ikna çabalarına başladı. ABD 8,5 Milyar dolarlık yardım paketini gündeme getirdi ve İMF kanalı ile bu yardımı sağlayacağını ifade etti. Hatta asker karşılığında PKK’yı vermeyi(!) bile taahhüt ediyorlar.

Türk yetkililer asker gönderme işini Türk ve dünya kamuoyuna “yasal” gösterebilmek için Irak geçici hükümetinin Türkiye’yi davet etmesi gibi “parlak” bir fikri ABD’li yetkililere önerdiler. Iraklılara şirin görünebilmek için askerle birlikte promosyon olarak İbrahim Tatlıses, Sibel Can ve Hülya Avşar’ı da beraberlerinde götüreceklerini bile açıkladılar. Fakat her ne hikmetse ABD kendi eliyle kurduğu geçici hükümete bu daveti yaptıramadı(!). Hatta geçici hükümet yetkilileri her fırsatta Türk askerine karşı olduklarını açıklıyorlar. Anlaşılan ABD Türkiye’nin “kendi isteği ile” bölgeye girmesini sağlamaya çalışıyor.

Türk askerinin Irak’a girmesini isteyen lobi ABD’nin oradan çıkması için Türkiye’nin Irak’a girip güvenliği sağlaması gerektiği  gibi komik gerekçeler üretmeye devam ediyor. Türk yetkililer ise “Türkiye’nin çıkarları Anadolu’yla sınırlanamaz” gibi “veciz” ve yüz yıl öncesinin Osmanlıyı  cihan harbine sokabilmek için çaba sarf eden İttihatçıları hatırlatan ifadeler sergiliyorlar. Bu  çabanın  Iraktaki Polonya ve Çek Cumhuriyeti askerlerinin ülkelerindeki tepkiler nedeniyle çekilmek üzere olmalarına rağmen sürmesi de ayrıca düşündürücü. 

Halbuki ABD ve İngiliz halklarının şimdi gösterebildiği uyanıklığı bizim halkımız daha savaş başlamadan önce göstermişti. TBMM’nin ikinci tezkereyi reddetmesine de yansıyan sağduyu o uyanıklığın bir sonucuydu. Yapılan kamuoyu araştırmalarına göre Türk halkının büyük çoğunluğunun hala Irak’a asker gönderilmesine karşı olduğu görülüyor.

Çanakkale Savaşında emperyalistler haçlı birliklerinin yanı sıra dünyanın bir ucundaki Müslümanları para karşılığında kandırarak toplayıp getirerek Osmanlının karşısına çıkarmışlardı. Ne acıdır ki Çanakkale’den daha da ileri bir noktaya, Irak’a yine para karşılığı Türk, Pakistan yada Malezyalı askerler götürülmek isteniyor.

Bizim için doğru olan suçüstü yakalanan Washington ve Londra’daki şahinleri cesaretlendirmek , onlara yardımcı olmak değil işgali bir an önce sona erdirip bölgeyi istikrara götürecek gerçek çözümün savunucusu olmaktır.

Savaş öncesi ışıl ışıl görüntüleri ile tanıdığımız  Bağdat’ta şimdi elektriklerin yanması için 2 milyar, suların akması için de 16 milyar dolar gerekiyormuş. ABD’nin Irak’taki sivil temsilcisi Paul Bremer  “Dünya bize para versin Irak’ı yeniden inşa edelim.” deme yüzsüzlüğünü gösteriyor.

Maalesef Türkiye’nin gerekçesiz bir savaşın uzatmalarına monte olmaya zorlanması ve yöneticilerimizin buna teslim olmuş görüntüsü tam anlamıyla bir dramdır.

ABD Irak’tan sonra bölgeyi de batağa sürükleyecek, bölge toplumları arasında  kanlı bıçaklı ayrışmaları ateşleyecek bir tavır içinde ve Türkiye “bir hırsız tuttum baba” çaresizliğine sürükleniyor.

 

11 EYLÜLDEN SONRA...

Geçtiğimiz  11 Eylül günü ABD deki meşhur olayın ikinci seneyi devriyesi idi.  ABD yöneticileri ve onları yönlendirenler  bu olayları “uygarlıklar savaşı” hatta “din savaşları” boyutuna indirgediler. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar “ilk gözden çıkarılacaklar” muamelesine tabi tutuldu. Sonunda 11 eylül olayları Afganistan ve Irak’ın bugününü getirdi.

 

YAŞASIN İNTİFADA

İslam dünyasının kanayan yarası Filistin’de sular eylül ayında da durulmadı. ABD ve İsrail tarafından Arafat’ı tasfiye için işbaşına getirilen başbakan Abbas daha fazla direnemeyerek istifasını Arafat’a sundu. Şehadet eylemleri  yine devam ediyor. İsrail Filistinli direnişçilerin liderlerine suikast saldırılarını sürdürmekte. Bu arada Şeyh Ahmet Yasin’i hedef alan saldırı Filistin’de çok büyük tepkilere neden oldu. Hafif yaralanan Şeyh Yasin “Direneceğiz, düşmana unutamayacağı bir ders vereceğiz.”dedi.

İsrail güvenlik kabinesi Yasir Arafat’ı sürgün kararı aldı. AB “korkunç hata”, BM Sekreteri “büyük ihtiyatsızlık”, Almanya “olumsuz adım”, Fransa “büyük hata”, Arap Birliği “yıkıcı olur”, Malezya “İsrail küstahlaşıyor”, Endonezya “kınıyoruz”, Rusya “ciddi hata” açıklamalarıyla yetinirken Ülkemiz yetkililerinin bu konuya kayıtsız kalmaları dikkat çekti. 

İsrail geri adım atmadı. Daha da ileri giderek “hatta öldürebiliriz de” açıklamasını yaptı.

Anlaşılıyor ki İsrail’in elinde Filistin direnişini kırabilmek için bu güne kadar denediği çocuk cinayetleri, toplu katliamlar, toplu sürgünler, utanç duvarları vb yöntemler tükendi,  elinde sadece suikast, cinayet ve sürgün seçenekleri kaldı.

Dünya medyası ise vatanları için mücadele eden insanları İslamcı militan,  terörist diye nitelendirmeye devam ediyor. İnsan düşünmeden edemiyor, Müslüman olmayıp da işgal altındaki ülkesini  kurtarma çabasında olan başka “terörist” var mı dünyada?

Kimsenin Filistin için kılını kıpırdatmadığını hatta gözlerini kapattığını görmek, hele ölen İsrailliler için başsağlığı dileyen bizim dışişlerimizin, Iraktaki ABD gençleri için dua eden hükümet yetkililerimizin Filistin’e Filistinlilere duyarsızlığını izlemek oldukça düşündürücü ve üzücü olsa gerek.

 

HALKIN VALİSİ TRAFİK KURBANI

Müftü bir babanın oğlu idi. Ülkemizin ciddi sorunlarından biri olan trafik terörü Onu da vurdu. Bir kısım “boyalı” basın Onun için “renkli vali” idi dediler. Bir kısmı da “sıra dışı vali” diye niteledi. Halk Onu sevmişti. Deli dolu, delikanlı bir kişiliği vardı. Protokol dinlemez, halkın inancı, kültürü, dini ve dili ile uğraşmazdı. Valilerin hiç haber olamadığı memleketimizde her söylediği, her yaptığı olay olurdu. Halktan biri idi. “Çatık kaş hükümet dedikleri zat” hiç olmadı. Halkın valisi oldu.

Başbağlar katliamı olduğu sırada Erzincan valisi idi.  Katliam  sanıklarını kısa bir sürede yakalatıp adalete teslim  ettiği  onların da suçlarını  kabul ettiği  halde  savcılığın   “O adam”ın yakalattıklarını tutuklamam” diyerek serbest bıraktığını ve o kişilerin de kaçarak izlerini kaybettirdiklerini anlatarak yakındığı gazetelerde yer almıştı. Allah taksiratını affetsin.

 

BİZ DE Mİ IMF’YI KOVSAK ACABA?

Eylül ayında enflasyonun inmeye devam ettiği açıklandı. Memurlar ile hükümet arasında toplu görüşmeler yapıldı. Memurlar hayat pahalılığı, alım gücü, açlık sınırı gibi reel ekonominin ölçüleri ile Hükümet ise IMF ölçüleri ile masaya oturduğu için olsa gerek anlaşma sağlanamadı.

IMF yetkililerini kovarak kendi dinamikleri ve imkanları ile ekonomik krizi atlatan Malezya’da bir toplantıda konuşan IMF başkanı Horst KÖHLER:  “Ekonominin iyi performansını göz ardı  edemeyiz. Demek ki Malezya’nın kararları yanlış değilmiş.” dedi. Darısı Türkiye’mizin başına.

 

İSRAİL’İN YOL HARİTASI

İsrail başbakanı Şaron, Hindistan’ı ziyaret etti. Hemen ardından Hindistan başbakanı Türkiye’ye geldi. Bu durum İsrail, Türkiye, Hindistan ekseninde ABD gözetiminde yeni bir ittifak kuruluyor beklentilerine yol açtı.

Bu arada sayın başbakanın eylül ayına ertelenen İran ziyaretinin yine ertelendiği açıklandı. Bunun gerekçesi de gazetelere yeni ABD büyükelçisinin sayın başbakana önce Washington ve İsrail’e gitmesini “eğer İran’a gidilecekse” ondan sonra gitmesini tavsiye etmesi olarak yansıdı.

 

DEHAP DAVASINDA SUÇLU KİM?

Şaka filan derken iş bayağı ciddiye bindi. DEHAP’ın oyları üzerinden DYP’nin meclise girme meselesi tartışılmaya başlandı. Olayın gelişimi ilginç. 3 kasım seçimlerinin ilanından sonra YSK Yargıtay Başsavcılığına başvurarak seçimlere hangi partilerin katılacağını soruyor. Cevabi yazıda söz konusu partinin de 63 vilayette teşkilatlandığı ve seçime girebileceği bildiriliyor.YSK pusulaları basıp illere dağıtıyor. İki ay sonra Yargıtay başsavcılığı bir gazetede DEHAP’ın 63 ilde teşkilatlanmadığı haberini ihbar kabul edip kararımızı değiştirdik, o partiyi seçime sokmayın diye YSK’ya başvuruyor. YSK bu başvuruyu reddediyor ve seçimler yapılıyor. Bir yıl sonra da şimdiki durum ortaya çıkıyor.

Hukukun bu ülkede bu güne kadar pek çok “uygunsuz” işe alet edildiğini biliyorduk ama hukukun alet edilmediği demek ki  bir bu iş kalmış.

 

ADLİ YIL SOĞUK BAŞLADI

Yeni adli yılın açılış töreninde bir konuşma yapan Yargıtay başkanının “sınırsız din ve vicdan özgürlüğü isteyenler” diye başlayan sözleri soğuk rüzgarlar estirdi. Sayın başbakan hemen bu sözleri “çirkin bir yaklaşım” diye nitelendirdi. Bunun üzerine her ne kadar Yargıtay başkanı “ben bu sözlerimle hükümeti ve icraatlarını kastetmedim, yanlış anlaşıldım.”diyerek kimi kastetmediğine açıklık getirdi ise de kimleri itham ettiği kamuoyu tarafından tam olarak anlaşılamadı. Zira her türlü özgürlükte olduğu gibi din ve vicdan özgürlüğünün de  “sınırsız” olamayacağı her akıl sahibi tarafından bilinir.

Ülkemizde sorun “sınırsız özgürlük” talebinden değil tam tersine “sınırlı özgürlük” kapsamı içerisinde bulunan “temel hak” ların kullandırılmak istenmemesinden kaynaklanmaktadır. Hatta sorun din özgürlüğü ile sınırlı değil eğitim özgürlüğü konusu ile de ilgilidir. Hak ve özgürlüklerin sınırsız  uygulanmasını talep eden yok ama yalnızca dini uygulamaların “siyasal simge” olarak görülmesi ve bu yüzden eğitim hakkının engellenmesi söz konusudur.

 

OKULLAR YİNE SORUNLU AÇILDI

Yıllardır toplanan eğitime katkı paylarına rağmen bu yıl da öğretmen ve derslik eksikliği, kalabalık sınıflar, hayat pahalılığı gibi sorunlarla “eğitim öğretim sezonu” açıldı. Kılık kıyafet zorlamaları,meslek liselilerin üniversitelere giriş sınavlarında karşılaştıkları adaletsiz uygulamalar gibi sorunların çözümü artık bir sonraki yıl halledeceğiz vaadiyle hükümet tarafından rafa kaldırılınca öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz ve velilerimiz bu yıl da bu sorunlarla boğuşmaya mecburen devam edecekler. İlk defa bu yıl uygulanan bedava ders kitabı uygulaması ise memnuniyetle karşılandı.

 

AYIN SÖZÜ

Eylül ayı içerisinde bir de çağdaş kazıklı

voyvoda hikayeleri

dinledik. Seçilmiş bir bakan,  yapılacağı iddia edilen darbe hakkında istihbarat yaptırmakla “suçlanmış” ve ceza olarak da

“yağlı kazığa oturtulmak“ birileri tarafından münasip görülmüş.

Şüyu’u bile vuku’undan beter bir durum söz konusu olsa gerek.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.