E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

BAŞYAZI;

BİR KUTLU AY

Mü’min gönüllerde bir başkadır ramazan. Küçük büyük, kız kızan, kadın erkek bütün mü’minleri coşkuyla, muhabbetle kucaklar, ana kucağının sıcaklağını, ana sütünün saflığını, İslam kardeşliğinin sonsuz hazzını tattırır ramazanlar.

Küçük büyük her müslümanın çeşit çeşit ramazan hatıraları, oruç hatıraları, teravih namazı hatıraları, infak hatıraları vardır.

Çocukluğumuzda iftar ve sahur vakitlerinde şehirlerde top, köy ve kasabalarda tüfek atılırdı. Biz çocuklar için ne mutlu anlardı o anlar bir bilseniz. Damlarda, meydanlarda küme küme olur, topun ya da tüfeğin atılmasını ne büyük heyecanla beklerdik. Topun, tüfeğin sesini duyunca gayri ihtiyari bütün çocuklar “Top atıldı!”, “Tüfek atıldı!” diye hep beraber haykırır, evlerimize, iftar sofrasının başına koşardık. Belirli bir yaşa gelince bu işi daha küçük olanlarımız yapar, bizler de iftar sofrası başında anne-babamız ve diğer aile fertleri ile beraber iftar vaktinin gelmesini bekler, sofranın başında herkes kendince, içinden geldiği şekilde dualar ederdik.

 

İNFAK AYI

Biz çocuklar için annelerimizin hazırladığı iftarlıkları komşulara, fakir fukaraya götürmek ayrı bir zevk olurdu. İftarlıkları götürdüğümüz hanenin hanımının ya da başka bir ferdinin teşekkür etmesi, dua etmesi, zahmet olmuş gibi sözleri bizlerin körpe yüreğinde ne tatlı esintiler, meltemler estirirdi. Bu hizmetleri yaparken bir başka heyecan duyar, kalbimiz mutluluktan kıpır kıpır oynardı.

Müslüman toplumlarda senenin 365 gününde infak vardır, yardımlaşma vardır. Ancak bu yardımlaşma, zekatların da ramazan ayında verilmesi sebebiyle bu ayda dorukta yaşanırdı.

Aile büyüklerimiz bilhassa hali vakti yerinde olmayan, durumlarını, ihtiyaçlarını başkalarına açmayan, açamayan komşulara, akşam karardıktan sonra ya da sahur vaktinde yardım götürürler, gizli-gizli ihtiyaçlarını öğrenip ona göre hareket ederlerdi.

Rahmet-i Rahman’ın sağanak sağanak yağdığı bu ayda mü’min gönüller coşup taşar, sosyal hayat, sosyal yardımlaşma doruğa yükselirdi. Fakiri-zengini, amiri-memuru, işçisi-patronu, küçüğü-büyüğü ile bütün bir toplum mutlu bir ay yaşardı.

Elbette zamanımızda da o kutlu ayda benzer güzellikler, heyecanlar yaşanmaktadır. Ancak geçmişte bu mutluluklar, bu güzellikler toplumun bütünü tarafından yaşandığı için bir başka güzel olurdu.

O zamanlar Kayseri’de gayri müslim vatandaşlar da yaşamaktaydı. Bu gayri müslimler de ramazan ayına ve müslümanlara saygı göstermek hususunda asla kusur etmezler, kendileri açıktan hiçbir şey yiyip-içmedikleri gibi küçük çocuklarına da sokakta açıktan bir şey yememelerini, içmemelerini sıkı sıkı tembih ederlerdi.

 

İSLAM MEDENİYETİ

İnsanlık semasını bir güneş gibi hatta ondan da daha fazla aydınlatan Osmanlı İslam medeniyetine bakın ki çeşit çeşit ırklardan, çeşit çeşit dinlerden insanları İslam’ın cihanşümul esaslarıyla din özgürlüğü ve dininin gereklerini yaşama özgürlüğü düsturuna sıkı sıkıya bağlı kalarak adaletle yönetmiş, her ırktan, her inançtan Osmanlı tebeası olan insanlar Osmanlı olmaktan, Osmanlıyım demekten gurur duymuşlardır.

Osmanlı ülkesinde yaşayan müslümanlar, gayri müslimlerin inançlarına ve inançlarını yaşamalarına asla müdahale etmedikleri, saygılı oldukları, komşuluk hak ve hukukuna riayet ettikleri için onlar da müslümanlara ve onların dinî vecibeleri olan ibadet ve hizmetlerine hep duyarlı kalmışlar, saygıda asla kusur etmemişlerdir.

Gerek devleti yönetenlerde ve gerekse müslüman ahalide gayri müslimlere karşı gösterilen hoşgörü onların asırlarca çok muti bir Osmanlı tebeası olarak kalmalarına sebep olmuştur. Sonraki gayri müslimlerin serkeşlikleri, isyanları hep emperyalist devletlerin, gizli ajanların, Osmanlı’yı tarih sahnesinden silmek isteyen hain odakların kışkırtmaları, çeşit çeşit vaatleri ile içlerinden bir kısmının aldanıp aldatılmaları ile vuku bulmuştu.

 

NELERİ YİTİRDİK?

O zamanki müslüman ve gayri müslimlerin dinî, insanî ilişkilerine ve bu husustaki hassasiyetlerine bir bakalım. Bir de zamanımızdaki laik, demokrat ve çağdaş toplumların gerek insanî ilişkilerde ve gerekse dinî konularda sergiledikleri kabalığa, birbirlerinin inançlarına, fikir ve düşüncelerine, inançlarının gereğini yapanlara karşı aldıkları tavırlara ve gösterdikleri tepkilere bakalım. Bakalım da aradaki o büyük uçurumu, uğradığımız manevî kaybı, insanî değerlerimizden neleri yitirdiğimizi dehşetle görelim.

O kutlu ayda, o arınma ayında, ramazan-ı şerifte çarşı pazarda açıktan yiyip içenleri, ardına kadar kapısı açık müşterilerle dolup taşan lokantaları, çeşit çeşit rezaletlerle dolu eğlence yerlerini görelim de nereden nereye geldiğimizi farkedelim. TV’lerde, radyolarda, gazete ve mecmualarda göstermelik ramazan programlarının, ramazan köşelerinin dışında ne rezaletler, ne ahlaksızlıklar, değil bir müslümanın ben insanım diyen hiç kimsenin izleyemeyeceği, dinleyemeyeceği, okuyamayacağı ne kepazelikler yapılıyor, biraz tefekkür edelim. Biraz teemmül edelim de ne müthiş bir musibet, ne dehşetli bir felaket içindeyiz anlayalım.

İşte çağdaş düşünceli, çağdaş eğitimli bir toplumun sonu budur. İçi boş bir kovan, elbise giydirilmiş bir odun gibi bütün değerlerinden soyutlanmış, tek diğeri, şahsi çıkarları, dünyevî menfaatleri olmuş bir toplum.

 

KARDEŞLERİMİZİ HATIRLAYALIM

Müslümanlar olarak mübarek ay, gün ve geceleri vesile yaparak, nefsimizi sıgaya çekmeli, kendi kendimizle hesaplaşmalı, kaybettiğimiz bütün değerlerimizi yeniden kazanmak için çok ciddi bir cehd ve gayret göstermeliyiz.

Dinimizi, tarihimizi yeni baştan doğru bir şekilde öğrenmeye ve doğru olarak yaşamaya çalışmalıyız. Kendi içimizde barışık olmalıyız ki, din kardeşlerimizle barışık olalım. Böylece kardeşlik vazifelerimizi yeniden gözden geçirip, bugüne kadar yapılan hataları terk edip din kardeşliğimizi pekiştirmeliyiz.

Kendi nefsimizi, evlad u iyalimizi düşünürken, bizim dışımızda da insanlar olduğunu, din kardeşlerimizin bulunduğunu asla hatırımızdan çıkarmamalıyız. Her zaman amma özellikle iftar ve sahur sofralarında, dualarımızda, bütün din kardeşlerimizi, Filistin, Irak, Çeçenistan, Afganistan, Keşmir, Doğu Türkistan, Moro gibi İslam ülkelerindeki müslümanları asla unutmamalıyız.

Onlara yapabileceğimiz ne gibi bir yardım varsa asla geciktirmeden muhakkak yerine getirmeliyiz.

Hiçbir şey mi yapamıyoruz, hiç değilse onları dualarımızda yâd edelim. Onların zaferi, düşman tasallutundan kurtulmaları için gece-gündüz, beş vakit namazda dua edelim.

Onları unutmayalım. Gündemimizden çıkarmalayım. Birbirimize sürekli hatırlatalım.

Bu duygularla bütün okuyucularımızın ve bütün müslüman kardeşlerimizin mübarek ramazan-ı şeriflerini tebrik eder, dareyn saadeti temenni ederim. “Ey Allah’ım! Recep ve şabanı bize bereketli, mübarek kıl ve bizi ramazana kavuştur.” Amin.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.