E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;

KENDİMİZİ TASHİH ETMEK / 4

NİYETİN TASHİHİ - 2

 

Niyeti hâlis kılmak, iyi niyetli olmak için kalbi arındırmak, zihni durultmak lâzımdır.

Mezbelelikte gül yetişmez. Yetişse bile kokusu güzel olmaz. Gül görünümlü olsa da kötü kokulu güle gül denilmez. Aklı selim sahipleri onun görünüşüne aldanmaz.

Çeşit çeşit kötülüklerle mülevves olmuş bir kalbde de iyi niyet hayat bulamaz. Taş gibi katılaşmış bir gönülde merhamet duygusu yeşermez. En nâdide tohumları kayaların üzerine saçsanız, sonra ab-ı hayat ile sulasanız bu tohumlar neşvü nema bulabilir mi? Elbette hayır. Allah Teâlâ murat ederse başka.

Çocuklar gibi saf kalpli olmak gerek. Onlar, annelerinin sütünden başkasına iltifat etmezler. Annelerinden başkalarına rağbet etmezler. Bir müslüman da Allah Teâlâ’dan başkasına rağbet etmemeli, O’nun ihsanından başkasına iltifat etmemeli, yanında altın ile toprak bir olmalı, hatta toprağın altından daha kıymetli olduğunun fakına varmalıdır.

Kalbimizi böylecesine saflaştırmadıkça, masivadan arındırmadıkça hâlis niyet sahibi olamaz, Rabb’imize yol bulamayız.

Niyetimizi halis kılmak için, gözümüze ve kalbimize sahip olmalıyız. Gözü ve gönlü kayanın, İslamî hayatı da kayar. Gözümüzü, gönlümüzü haramlara, Allah yolundan, sırat-ı müstakimden başka yollara kaydırmayalım. Gözümüz ve gönlümüz bir kere kaymaya görsün, onları zapdetmek çok zordur.

Buzlu bir yolda arabanızı kaydırdığınızı düşününüz. Direksiyonun elinizde olmasının ne faydası olur ki? Artık araba size değil, siz arabaya tabi olursunuz. Nerede duracak, nereye çarpacak, nereye yuvarlanacak bilemezsiniz. Çünkü arabaya olan hakimiyetinizi kaybettiniz.

Göz ve gönlün kayması da böyledir. Ve hatta daha tehlikeli ve daha korkunçtur.

Bizler, İslam ümmeti, böyle bir durumla karşı karşıyayız. Gözümüz ve gönlümüz, kokuşmuş, aşağılık, vahşi batıya kaydı. Öyle bir kayış ki, sürekli sadmelerle sarsılıyoruz, felâket üzerine felâket yaşıyoruz. Horlanıyoruz, unsan yerine konulmuyoruz, o duvardan bu duvara tosluyoruz, iliklerimize kadar sömürülüyoruz, bütün değerlerimizden soyutlanıyoruz, bütün bunlara rağmen hâlâ felâketin farkında değiliz. Sanki bütün duyu organlarımız felç olmuş, ya da afyon yutturumuş bir bağımlı haline getirilmişiz.

Çeşit çeşit korkularla kabuğumuza çekilmiş, nemelazımcı, yüreksiz bir toplum olmuşuz. Bu yüreksizliğimizden dolayı bir haramî karşısındaki korkak bezirgana dönmüşüz.

Haramî, bezirgânın bütün mallarına el koymuş. Ceketini almış, pantolonunu almış, gömleğini almış, bakmış ki bezirgan da hiçbir tepki yok, karşısında tirtir titriyor, sonunda iç çamasırlarını da almış, çekip gitmiş. Bezirgân dağ başında çırılçıplak ortada kalmış.

Gözümüz ve gönlümüzün İslam’dan, kokuşmuş vahşî batıya kaydığı, niyetimizin bozulduğu günden beridir, batılı ve içimizdeki batıcı harâmîler bütün manevî değerlerimizi teker teker soymaya ve bizi o korkak bezirgan gibi çırılçıplak bırakmaya azmettiler ve kısmen de muvaffak oldular.

Bu yüreksizliğe, bu korkaklığa, bu nemelâzımcılığa devam eder, imanımız ve niyetimizi yeniden tashih etmez, silkinip dirilmez isek, Allah korusun halimiz çok daha kötü olur.

Ölüm Allah’ın emri, rızık Allah’tan,

Sakın ola kimseye etme sû-i zan.

Niyetini halis kıl, Rabb’ine yönel,

Gözün gönlün kaymasın ey sevgili can!

 

Silkinip dirilmeye eylesek niyyet,

Nefsânî arzulara çekerek bir set,

Yüreklenip korkuları yenerek,

Allah’tan gayriye etmeyiz minnet.

 

Gelin dostlar Rabb’imize dönelim,

Niyyet hayır sonuç hayır bilelim.

Yaban elde mesken tutup durulmaz,

Yolumuzda iman ile ölelim.

Geliniz Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin haber verdiği şu kıssayı berâberce okuyalım da halis niyetin ne kadar mühim olduğunu bir daha görelim.

Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır:

“Sizden evvelkilerden bir adam vardı. Doksan dokuz kişiyi öldürmüştü. Dünya ehlinin en bilgin kimsesini sordu. Kendisine bir rahip gösterildi. Rahibe vardı ve doksan dokuz kişi öldürdüğünü, kendisi için tevbe etmenin imkanı olup olmadığını sordu.

Rahip:

- Yoktur, dedi.

Onu da öldürüp öldürdüğü kişileri yüze tamamladı. Sonra dünya ehlinin en aliminin kim olduğundan sual etti. Bir alime gönderildi. Ona, kendisinin yüz adam öldürdüğünü ve kendisi için tevbenin kabul edilip edilmeyeceğini sordu.

O alim kişi:

-Evet, O’nunla (Allah’la) tevbe arasına kim girebilir? Falan yere git, orada Allah’a ibadet eden birtakım kimseler vardır, onlarla beraber sen de ibadet et. Yurduna dönme. Zira orası fena bir yerdir, dedi.

O kimse derhal yola çıktı ve yarı yola vardığında ona ölüm yetişti. Onun hakkında rahmet ve azap melekleri münakaşa ettiler.

Rahmet melekleri:

- (Bu adam) tevbekâr olarak kalben Allah’a yönelerek geldi, dediler.

Azab melekleri ise:

- O, hiçbir hayır işlemedi, dediler.

Onlara insan suretinde bir melek geldi. Onu aralarında hakem yaptılar. O:

- İki yer arasındaki mesafeyi ölçünüz. Hangi tarafa daha yakın ise o oranındır, dedi. Melekler iki mesafeyi de ölçtüler. Gitmek istediği yere daha yakın buldular da onu rahmet melekleri alıp götürdü.” (Buharî-Müslim)

Aziz kardeşim! Şu niyet güzelliğine ve bu niyetin sonundaki güzelliğe bir bakalım. Yüz kişinin katili bir insan samimi olarak tevbe etmeye niyetleniyor ve bu niyetini gerçekleştirerek tavsiye üzerine kötülerin ve kötülüklerin hakim olduğu yurdunu terk edip iyilerin yaşadığı yere hicret etmek üzere yola çıkıyor. Yolda ölüm gelip çatıyor. Ama ne güzel bir ölüm! İyilerin yurduna yetişemiyor, amma o güzel niyeti, o samimi tevbesi sebebiyle Allah Teâlâ onu bağışlıyor ve rahmet melekleri alıp götürüyor.

Bilmeliyiz ki müslüman için en güzel belde, müslümanca yaşayabildiği yerdir. Onun için peygamberlerin, salih ve muttakîlerin hayatında hep hicret olagelmiştir. Onlar ya ilim, ya tebliğ ya da yaşadığı beldede İslam’ı yaşama imkanı bulamadıkları için doğup büyüdükleri yurtlarını terk edip, başka beldelere hicret etmişlerdir.

Hicret bir kaçış değil, bilâkis bir duruş, bütün kötülere, kötülüklere karşı bir meydan okuyuştur. Bir yüreklilik, bir yiğitliktir.

Kötülüklerden, kötülerdeni; iyiliklere, iyilere göç etmelidir.

Efendimiz, canımız Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin o destânî hicretini ve bu hicretin destânî sonuçlarını teemmül edelim, tefekkür edelim.

Bir taraftan iyi niyetlerin güzelliklerini düşünürken, kendimiz için hisse almaya, ders çıkarmaya çalışırken, diğer taraftan da kötü niyetlerin ya da başlangıçta samimi iken ya da öyle gözükürken niyetini bozanların, nasıl bozulduklarını, nefsin, şeytanın, kötü kişilerin nasıl oyuncağı hâline geldiklerini de düşünüp tefekkür etmeli, ibret almalıyız.

Niyet bozukluğunun en çarpıcı örneklerinden biri, peygamberlik iddiasında bulunan Müseylemetül Kezzab’dır.

O kabile reisi, Benî Hanife ile gelip müslüman olduktan sonra, niyetini bozdu. İşi azıttı ve nihayet peygamber olduğu iddiasında bulundu. Hatta Peygamber efendimize elçiler göndererek kendisinin de peygamber olduğunu kabul etmesini ve dünyayı ikiye ayırarak bir kısmını kendisinin bir kınmını da Peygamberimizin idare etmesini teklif edecek kadar küstahlaştı. Nihayet meşhur Yemâme Savaşı’nda katledilerek, kötü niyetinin, irtidat ve şenaetinin karşılığını gördü. Öbür alemde ise cehennem ateşi ve sürekli azâb, Allahümmahfaznâ...

Bir Müslüman:

Kâmil bir iman,

Hâlis bir niyet ,

Salih bir amel,

Çok iyi insanî ilişkiler,

Güzel bir ahlak ile mücehhez olmadıkça toplumu silkeleyip sarsaracak, heyecanlandırıp dâvaya katacak, köküne, aslına bağlı kalarak âleme dal budak salacak yürekli, yürekli olduğu kadar mütevâzı, mütevâzı olduğu kadar vakur; ucbe düşmeden kendine güvenen sevdâlı, sancılı bir Allah eri, bir İslam eri olma yolunda başarılı olamaz. Bu hususlarda kendimizi Kur’an ve sünnete göre, tek kelime ile İslam ahkâmına göre tashih etmek, ittifakla vacibdir. Bu vacibi yerine getirebilmek için de İslam’ı doğru bir şekilde öğrenmek farzdır.

İmam-ı Gazali, Mükâşefetül Kulüb adlı eserinde şöyle bir kıssadan bahseder:

“Geçmiş devirlerde yoksul bir kadın vardı. Çoluk çocuğuyla büyük bir sıkıntı içinde yaşıyorlardı. Nihayet bir gün aç kaldılar.

Kadın zengin bir kişiye giderek çocukları için yiyecek bir şeyler ister.

Zengin kadına:

- Yardım ederim, amma önce sen kendini bana teslim etmelisin, der.

Kadın bu teklifi reddederek evine döner. Fakat çocukların açlığı dayanılmaz boyutlara ulaşır.

- Anneciğim, bize yiyecek ver. Açlıktan öleceğiz, diye feryat ederler.

Kadın çaresiz tekrar zenginin kapısını çalar. Çocuklarının acıklı durumunu anlatır.

Zengin:

- İstediğimi yapacak mısın?

Kadın çaresizdir.

- Peki, der.

Zengin bu kötü niyetini gerçekleştirmek isteyince, kadının benzi sararır. Titremeye başlar ve zengine, “Allah’tan kork!” der.

Zengin:

- Sana ne oluyor da bu kadar titriyorsun, benzin sarardı.

Kadın:

- Allah’tan kork. Benim titremem Allah korkusundandır.

Bunun üzerine zengin, kendi kendine kadının fakir halini bunca sıkıntıya, yokluğa rağmen onun Allah korkusunu, diğer taraftan da kendi isyanını, tuğyanını, kötü niyetini teemmül eder. Sonunda bu kötü, bu çirkin niyetinden vazgeçip, tevbe ederek kadına bir çok yiyecek şeyler verip gönderir. Allah Teâlâ da o kişiyi affeder.”

Böylece bu kişi kötü niyeti bırakıp iyi niyet sahibi olmanın güzel sonucunu görmüş oldu. Biz de nefsimizden kaynaklanan, İslam’a zıt kötü niyetlerimizi, kötü amellerimizi terk edip yeniden güzel bir niyetle sevda ile İslam’a sarılmadıkça, bu kötü gidişattan kurtulamayız.  (Devam edecek)

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.