E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;

KURTULUŞ DOĞRULUKTADIR

İletişim, canın cana ulaşmasıdır diyor, Doğan Cüceloğlu. Her iletişimde bir can,  başka bir cana sosyal yüzler aracılığıyla ulaşmaya çalışır… Can gözlerdedir. (Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları, s. 68)

İç ve dış dünya arasındaki fark ne kadar çok olursa, varoluş stresi o kadar fazla olur. Kişinin iç dünyasında düşündüğü, hissetiğiyle dışarıya karşı gösterdiği, söylediği duygu ve düşünceler arasındaki fark, onun hayatındaki önemli bir stres kaynağını oluşturur.

İç dünyasını, yani gerçek duygu ve düşüncelerini ifade edebilen bireyin, iç dünya, dış dünya farkı pek yoktur. Bu nedenle varoluş stresi azdır. Bu bireyin hayatında can yalnız değildir.

İnsanların birbirine güven duymadığı toplumlarda kişiler arası ilişkilerde stres fazladır, ana baba çocuğa, çocuk ana babaya, yönetici çalışana, çalışan yöneticiye, işveren sendikacıya, sendikacı işverene, devlet vatandaşına, vatandaş devlete güven duymaz. Birbirlerine güven duymadıklarından da ilişkilere, dürüstlük ve açıksözlülük yerine, yalan ve hile yön verir. Ama birbirlerinin yüzüne sürekli dürüst olduklarını söylerler. Ama bu yapmacık hareketlerin herkes farkındadır. Bir canın diğer cana ulaşması imkansız olur. (Doğan Cüceloğlu, s,78-82)

“Ya göründüğün gibi ol, ya olduğun gibi görün” diyor, Hz. Mevlana. Kişinin iç ve dış dünyasının tam bir uyum içerisinde olması gerektiğini anlatıyor.

Yalan, riya, sum’a, hümeze ve lümeze tipi davranışlar (jest ve mimiklerle alay) yersiz korku ve kuruntular, hile vb… Hep iç ve dış dünyamızı çelişkiye saplayan mazmum ahlak cümlesindendir. Ahlakımızı güzelleştirme sadedinde ta’lim buyrulan hususlar, bu çelişkileri ortadan kaldırıp, tabiî, candan, içten, samimi kişilikler dokumaya yöneliktir. Bu içtenlik, tabiîlik kıvamını en iyi anlatan kelime olan ihlas, yalnız ibadetlerdeki içtenlik ve samimiyete hasredilmemelidir. Muhlis kul olmak tüm davranışlarda içtenliği, candanlığı icab ettiren bir şümul ifade eder.

“Ey iman edenler! Allah’a karşı saygılı  olun ve özü-sözü doğru olanlarla beraber bulunun.” (Tevbe, 119)

Sıdk, sözde ve özde doğruluk demektir. Cennete uzanan yol sıdk köprüsünden geçer. “Kurtuluş sıdktadır.” denilir, gerçekten saadetin yolu sıdktadır. Sıdk iyiliğe, hayra, bunlar da cennete uzanan bir çizgidir.

Herakliyus, “O (Hz. Peygamber) adam size neleri emrediyor?” diye sorduğunda, henüz iman etmemiş ve müslümanların baş düşmanlarından olan Ebû Süfyan, şöyle cevap verdiğini naklediyor:

- Sadece Allah’a kulak ediniz, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayınız. Atalarınızın iman ettiklerini söyledikleri şeyleri terk ediniz, diyor ve bize namaz kılmayı sözde ve işte doğruluğu, iffetli yaşamayı ve akraba ile ilgilenmeyi emrediyor, dedim. (Buharî Bed’ul-vahy 6, salât 1, Müslim, Cihad, 74)

Sözde ve işte doğru olmak, peygamberlerin ortak daveti ve müşterek özellikleridir. Her peygamber ümmetinden bu sıdk’ı, doğruluğu istemiştir. Peygamberlikten önce Efendimiz, emin (güvenilir, doğru kişi) olarak vasıflanmıştı. (Riyazüssalihin Terceme ve Şerhi, c.1, s.286, Erkam Yay.)

 

 

ONLAR BÖYLEYDİ

 

İMAM-I AZAM

Elbisesi çok temizdi. Giyim tarzı çok güzeldi. Kokusu hastı. Eli çok açıktı. Gelişini gidişini güzel kokusundan anlarlardı.

Derdi ki:

“Her namazımda, mutlaka şeyhim Hammad’a ve kendisinden ilim tahsil ettiğim her zata ve ilim öğrettiğim herkese mutlaka dua ederim.”

Geceleri pek uyumaz, daima ibadet ederdi. Bu  yüzden kendisine ‘Dikme’ adını vermişlerdi.

Çok ağlardı. Komşuları da duyar, acırlardı.

Derdi ki:

“Bir kimse ibadet içinde hiç ayrılmadan şu direk gibi kalıp gitse, midesine gireni, helâl veya haram diye seçmedikten sonra hiçtir. Hiçbir ibadeti makbul olmaz.”

Vefatından sonra rüyada görülmüş, gören sormuş:

- Rabb’in sana ne yaptı?

- Beni bağışladı, demiş. Sonra:

- İlim sayesinde mi? deyince şu karşılığı vermiş:

- Hayır. Hangi ilimden söz edersin? Nerede ilim? Onun bir sürü edep ve erkanı var. Kim yerine getirebilir? Yapan pek azdır.

- O halde bağışlanma sebebi ne ola? diye tekrar sorulunca.

- Halkın iyi zannı... Onlar benim için iyi düşünürdü. Ben de olmayan iyiliği onlar var tahmin ederdi. Bu yüzden Rabb’im beni bağışladı.”

Onun kıymetli sözlerinden bazıları şöyledir:

“Zihninden geçen kötü şeyi söylemeyene günah yoktur.”

“Dünyada, şüphelileri bırakan fakih kişiden daha kıymetli ve aziz bir şey yoktur.”

“Çekişmeyi seven ilim adamları, birtakım hikayecilerdir ki, haksız yere halkın malını yemek isterler.”

“Kadı’nın (hakimin), bir yıldan fazla kadılık makamında bırakılması iyi değildir. Bir yıldan fazla kaldığı takdirde; inceliklere dikkati  azalır. Hatta kalmaz bile. Gider.”

 

SUFYAN B. UYEYNE

Dört yaşında hafız olan Sufyan b. Uyeyne’nin güzel sözlerinden bazıları şöyledir:

“Bir kimse, başına gelen belaya sabreder, kader-i ilehîye rıza gösterirse, onun durumu tamdır. Kemal derecesini bulmuştur.”

“İki kötü huy vardır ki, onların telafisi zordur. Biri, halkın elindekine göz dikmeyi terk etmek, öteki de ihlasa mani halleri gidermek.”

“Aklı artanın, rızkı artar.”

“Sana lazım olan şeyi istemen, dünya sevgisi sayılmaz.”

“Bir mü’minin şerefi, malından daha kıymetlidir.”

“Alim olmak isteyen, nefsini bütün müslümanlardan aşağı görmedikçe akıllı olamaz.”

“Cihad on çeşittir. Biri düşmanla, dokuzu mefisle cihad etmektir.”

“Amel etmediğin ilimden daha zararlı bir şey yoktur.”

 

ŞUBE  B. HACCAC

Hadis-i şerif üzerine tam bir dirayet sahibidir. Bu dirayeti sebebiyle kendine, emir’ul-mü’minin ismi verilmişti.

Allah’a çok ibadet ederdi. Zayıflamış, derisi kemiğe yapışmıştı.

Fakiri boş çevirmezdi. Yolda bir dilenci çıksa, merkebini verir; kendi yaya giderdi. Bir kayık seferi yapsa yolcuların tüm ücretini öderdi.

Halife Mehdi, bir gün kendisine 30 bin dirhem gönderdi. Hepsini olduğu mecliste dağıttı. Kendine bir dirhem bile ayırmadı. Halbuki ev halkı muhtaçtı.

Allah (c.c), onlardan razı olsun.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.