E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA (ahmettaha@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;

“EVE DÖNÜŞ" TAMAM, YA "OKULA DÖNÜŞ"?

Bir üniversite hocasının feryadını dile getirmiştik. Başörtüsü mağduru profesör haklı olarak soruyordu:

"Başörtülüler, katillerden daha mı tehlikeli?"

Evet, yerden göğe haklı ve yerinde bir soru. "Eve dönüş" yasasıyla içlerinde adam öldürenler de dahil örgüt militanlarına af çıktı. Dağdakilerin önü açıldı. Eli silahlı genç insanları kazanmak adına yapıldı bu. Umarım bir yararı olur. Umarım bu ülkede 80 yıllık deli gömleğinin bir ipliğinin daha çekilmesine vesile olur.

Fakat şu ülkenin çarpıklığına bakın. Dağdaki silahlı militanı "eve dönüş"e ikna etmek için af çıkaracaksın. Başındaki örtüsü yüzünden okulundan ettiğin kıza, o kızların maruz kaldığı gaddar muameleyi içine sindiremediği için görevden aldığın öğretim üyelerine, namazı ya da eşinin örtüsü yüzünden YAŞ kararıyla yargısız infaza tâbi tuttuğun subay-astsubaya hakkını iade etmeyeceksin.

Bu nasıl mantık, bu nasıl sistem, bu nasıl adalet Allah aşkına?

Mağdurlar, adaleti bu zulmün faillerinden beklemiyorlar ki? Elbette bu zulümleri önleyeceğine inandıkları, adında "adalet" bulunan iktidar partisinden bekliyorlar. Onun neredeyse anayasal çoğunluğa ulaşan sayıdaki Meclis grubundan bekliyorlar.

Sebepleri belli. Baş sorumluları belli.

Belli olmayan tek şey var: Bu zulme kimin dur diyeceği, bu mağduriyetleri kimin önleyeceği.

AK Parti hükümeti bunu becerebilecek mi?

Tüm soru ve dahi sorun bu.

"Eve dönüş" tamam. Peki, örtüsü yüzünden mağdur edilmiş kızlar ne zaman okullarına dönecekler?

Örtüsü yüzünden işinden atılmış bayanlar ne zaman işlerine dönecekler?

Gerek zulme bulaşmak istemediği, gerekse eşi örtülü olduğu için başörtüsü mağduru olmuş öğretim görevlileri ne zaman görevlerine iade edilecekler?

Sami HOCAOĞLU, Yeni Şafak, 4 Ağustos

 

 

‘KARZAİ MODELİ’ İFLAS ETTİ: ABD- TALİBAN’LA PAZARLIK YAPIYOR!

Amerika'nın, işgal sonrası Afganistan'da kurduğu Hamid Karzai liderliğindeki "kukla yönetim" ile Taliban temsilcilerini Pakistan'ın Quetta kentinde görüştürmesi, buna karşı İran'ın Gülbeddin Hikmetyar ile "Kuzey İttifakı" temsilcileri arasında işbirliğini tesis etmek için başlattığı süreç ve hemen ardından Hikmetyar'ın daha önce sınırdışı edildiği İran'a dönmesi "Afganistan'da denklemin hızla değiştiği"ni, terörle mücadelenin bir palavra olduğunu, aslolanın hakimiyet ve kaynak savaşı olduğunu, bu amaçla başlatılan küresel işgal harekatını anlamak için gözlerimizi ve zihinlerimizi biraz daha açmamız gerektiğini ortaya koydu.

Pakistan Devlet Başkanı General Pervez Müşerref'in Amerika ziyareti ve Camp David'de George Bush ile yaptığı görüşmelerden sonra, "Amerika-Pakistan" ile "Rusya-İran-Hindistan" arasında Afganistan üzerinde yürütülen güç mücadelesi yeni bir döneme girdi.

Bazı tespitler için vakit henüz erken. Ancak, Taliban'ın yeniden örgütlenmesi, Pakistan sınırında hatta Quetta'da bile açıkça çalışmalarını sürdürmesi, Afganistan-Pakistan askerlerinin sınırda çatışmalara girmeleri, "ABD-Taliban pazarlığı" ve Hikmetyar-Kuzey İttifakı görüşmeleri, Afganistan'daki "Büyük Oyun"un öyle sanıldığı gibi Amerika'nın istediği şekilde gitmediğini gösteriyor.

Her ne kadar Hikmetyar ile Kuzey İttifakı'nın İran'ın arabuluculuğu ile yürüttüğü ittifak arayışlarının ve Pakistan aracılığı ile yürütülen ABD-Taliban pazarlığının sonuç verip vermeyeceği belli olmasa da, Kabil dışına çıkamayan Karzai yönetiminin zorda olduğu, ABD ve Pakistan'ın bu yönetimi Taliban'la ayakta tutmaya çalıştığı, böylece Rusya-İran-Hindistan etkisini kırmayı planladığı açık.

Açık olan bir şey daha var: ABD, Pakistan ve kukla yönetim Afganistan'da inisiyatifi elinden kaçırmış durumda. Rusya, İran ve Hindistan'ın giderek güçlenen etkisi, Amerika'yı Taliban'a muhtaç hale getirdi. Bu amaçla ABD, hem Taliban'ı devreye sokarak Peştun kartı ile ülkedeki varlığını sağlamlaştırmaya çalışıyor, hem de Afganistan'ı yeniden Pakistan'ın kontrolü altına sokmaya. Yani Taliban'ı iktidara getiren sürece benzer yeni bir dönem başlıyor.                

İbrahim KARAGÜL, Yeni Şafak, 5 Ağustos

 

 

‘BENi ANLAMADILAR’

“Beni anlamak isteyen çaba sarfetmeli”

İsmet Özel daima sözünü ince eleyip sık dokuyarak, sözün mâna ile buluşmasındaki şiddeti en etkili haliyle ayarlayarak yazdı. Oldukça ağır bir dille kaleme aldığı makalelerini anlamakta güçlük çekip, 'Ne var sanki daha açık yazsanız” diyenlere, “Ben anlatmak için büyük çaba sarfediyorum. Anlamak isteyen de azıcık kendini yorsun” diyerek cevap veren Özel, yaptığı işe verdiği önemi, son yazısında “O kadar ki benden başka bir kalemle ikâme edilebilecek tek bir satır yazmadım” diyerek ortaya koydu.

'Türklüğüme müşteri bulamadım'

İsmet Özel son yazısında, içinde yaşadığımız çağı; İslâm'ı arayanların onu ancak kitaplarda, müslümanları arayanların onları ancak mezarlarda bulabildiği bir çağ olarak niteliyor. Neye emek verdiğimi anlamayan insanların benim adımı ağızlarına almalarından oldum olası büyük bir rahatsızlık duyarım. İlk yazımda dedim ki: Kitle iletişim araçları vesilesiyle yazı işine giren bir müslümanın vazifesi dikkate değer şeyler yazmak değil, yazdıklarıyla dikkatlerin Kur'an-ı Kerim'de yoğunlaşmasını sağlamaktır. Dikkatler benim yazdıklarım vesilesiyle Kur'an-ı Kerim'de yoğunlaştı mı? Hayır, hiç öyle olmadı..

  Demek ki girdiği yazı işinin altından kalkamamış bir müslüman sayılırım. Neden? Şimdiye kadar elimden, dilimden ve sair azalarımdan ne kadar gâvurluk (!) sadır oldu ise hepsinin bir alıcısı çıktı. Gel gelelim, Türklük’üme müşteri bulamadım. Bu başarısızlığı devam ettirerek daha çok rezil olmaya katlanamam.

  Yazdıklarım hakkında her gün biraz daha battıkları cehaletten aldıkları cesaretle mülahazalarını beyan etme hevesine kapılan kimselere söyleyecek sözüm yok

Yeni Şafak, 8 Ağustos

 

 

DİN - AHLAK - LAİKLİK

Denir ki: - İyi müslüman, yüreğini avucunun içine alan ve insanlar arasında utanmadan dolaşan insandır.

Bu tam şeffaflık halidir. Bu, tam bir kişilik eğitiminin ürünüdür aynı zamanda. İslam, böyle bir eğitim için tasavvuf adıyla bir disiplin oluşturmuştur.

Ama, her şeye rağmen, insanın ayağı kayabilir. Belki de şöyle bir soru sormak mümkündür: “Türkiye, yüzde 99'u müslümanlardan oluşan bir ülkedir. Ama acaba 'Ben müslümanım' diyen birim insanın kişiliği gerçekte yüzde kaç müslümandır?”

Belki de dinî alan, bir daireye giriş ve o daire içinde ilerleyiş olarak düşünülmeli. “İnancın kalplere nüfuz etmesi” olayından bahsediliyor Kur'an'da... Yani bir yol alış süreci... Daireye giriverince “müslüman bir kişilik”le donanmış olmuyor insan. Bir boyacı küpü değil İslam kişiliğini kuşanmak...

O yüzden, müslümanın arınma problemi var, tevbe müessesesi var, korkuları var, umutları var...

Söz laikliğe gelince, Batı dünyası da bugün “laikliğin bir ahlak üretip üretemediği” sorununu tartışıyor. “Laikliğin ahlakı” dendiğinde de, Tanrı'dan kaynaklanmayan, vahye dayanmayan bir ahlak kastediliyor. Acaba “laik ahlak” bu mudur, laik “Tanrı'dan kopmuş insan” demek midir soruları da sorulabilir. Ama bugün Batı'da “değerler bunalımı” diye bir olgu var. Yani insan nasıl değer üretecek? Ya da her insanın ürettiği değerin diğeri için de bağlayıcı olmasının gerekçesi ne olacak? “Ortak değer” diye bir kavramdan söz edilecebilecek mi? Bütün insanların “Tanrı” ile bağlarını kopardıkları bir dünya nasıl olurdu? Batı'da hayatın her alanında aranmakta olan “etik sorumluluk” neyin nesidir ve Tanrı'dan bağımsız düşünülebilecek bir şey midir?

Türkiye'de bir yolsuzluk raporu etrafında olağanüstü sığlıkta ve olağanüstü provokatif üslupta cereyan eden tartışmanın boyutları, gerçekte derin. Türkiye'deki laik muhitlerin feveranını, aslında bir süredir içlerinde hissettikleri bir ukdenin teşhis edilmesinden doğan öfke olarak anlamak lazım. Bir ara laik köşelerde sorulmuştu:

-Neden hep televoleler, vur patlasın çal oyansınlar, toplum dışı görüntüler laik muhitlerle örtüşüyor?

Ve bu imajdan kurtulma çağrısı seslendirilmişti.

İsterseniz bu tartışmayı, Türkiye'nin “değerler bunalımı”na girmemesi temennisi ile bitirelim. Referansımız İslam'sa, “Müslümanlık yüzdemiz”i yükseltmeye ve İslam'ın temel rükünlerinden olan “ahlak”ı özümsemeye, itina edelim. Referansı laiklik olanlar da şayet laiklik “vicdan”dan yola çıkıyorsa, vicdanı kurtarsınlar... Ama her halükarda içimizde “doğruyu işaret eden” bir ses bulunsun. Çünkü birilerinin hep şeytanın adımlarını izlediği bir toplumda, yüreklerin savrulması, vicdanların alabora olması ve bir süre sonra fesadın başlamaması mümkün değildir.

Ahmet TAŞGETİREN, Yeni Şafak, 9 Ağustos

 

 

BU SEFERKİ YAŞ, CUMHURİYETÇİLERE DOKUNDU

Neden bu kararlılık, neden bu zıtlaşma? Bir iktidar, muhalefet şerhi koyar mı? Bir iktidar liderini, muhalefet temsilcisiymiş gibi inat ve ısrarla “muhalefet şerhi” koymaya iten dürtü nedir? Bir başbakan anayasayı bile değiştirecek sayıya sahip bir grubun başında olduğu halde, neden “şerh” düşer? Neden, işini gücünü bırakır da, yemeyip içmeyip üç gün süren YAŞ toplantılarının her oturumuna katılır ve askerin iç işlerine bu kadar dahil olur?

Hikmet BİLA, Cumhuriyet, 6 Ağustos

 

Denebilir ki: AKP iktidarı asker kesimindeki irticayı tutmuyor, mürteci diye ordudan atılan subay ve astsubaylara hukuk yolunun açılmasını istiyor. Hayır… Ali Sirmen’in dünkü yazısında ayrıntılarıyla sergilediği gibi, Başbakan ve Savunma Bakanı kararlara koydukları muhalefet şerhleriyle hem Anayasa’nın 125. maddesine, hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına da karşı çıkmış oluyorlar. Başbakan ile Savunma Bakanı’nın imzaladıkları şerhler irticaya göbeklerinden bağlı olduklarının devlet belgelerinde tescilinden başka bir şey değil.

İlhan SELÇUK, Cumhuriyet, 6 Ağustos

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.