E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BURAK SERDENGEÇTİ

DÜŞÜNCE;

YIRTIK CEKET

Çıraklık okulundaki öğretmenlerin ders işleyişlerini anlatan Ali, bir taraftan da demlediği çayı Selim Usta ile kalfa Erkan’a verdi. Sobaya talaş attı.

- Usta, dedi. Ne zaman okul sözünü duysan, ah çekiyorsun. Niçin bu ahlar?

Selim Usta, çayını karıştırırken deniz köpüklerinin kumsalda eriyip tükendikleri gibi çayın içinde kaybolup gitmişti. Avucunu sobanın alevine doğru uzattı. Isınan ellerini ovuşturdu. Erkan’a gülümseyerek baktı:

- Şimdi okumaya ne var? dedi. Devletin her türlü imkânı, okuyanların hizmetine sunuluyor. Böyle bolluk içinde okunmazsa ayıp ederler doğrusu!..

Kalfa, çayını bitirmişti. Boş bardağı sobanın yanındaki küçük masanın üstüne bıraktı. Tezgâhın başına geçti.

- Selim Usta, dedi. Okul, okumalı, öğrenci gibi sözler açılınca kapatmak istiyorsun. Ali de sormuştu. Konuş artık usta! Nedir bu bize anlatmadığın? Merak bizde sabır koymadı!..

Başını boşlukta salladı Selim Usta. Çayından son yudumu da içti. Boş bardağı avuç içinde kıracakmış gibi sıktı. Dişlerini birilerinden öç alır gibi gıcırdattı:

- Sizden küçüktüm, dedi. Annem vefat edince babamla ortalıkta kalakaldık. Rahmetli babamın elinden iş gelmezdi. Yemek pişirmek, çamaşır yıkamak, eve bakmak bana kalmıştı. Babam kömür tevzide çalışırdı. İşten çıkınca arkadaşlarıyla kahveye gider, geç vakitte eve gelirdi. Üstü başı is kokar, sigara kokardı. O gelinceye kadar beklerdim. Uykum gelir, uyuyamazdım. Bir de ağabeyim vardı. Köyden şehre inmedi. Evlenip kaldı köyde.

Çırak, tekrar çayları doldurmuştu. Selim Usta’nın çayını uzattı. Rüzgârın uğultusu, sobanın içindekileri dışarı atacakmış gibi uğraşıyordu.

- Usta, dedi. Anlattıklarının okulla ilgisi yok! Gel artık okula doğru canım!..

- Okumayı çok istiyordum, dedi derinden yine ah çekerek. Ortalık böyle kış-kıyamet. Bir gecekonduda oturuyoruz. Rüzgâr pencereden girip, kapıdan çıkıyor. Evin her tarafı dökülüyordu. Ulus’taki Merkez Sanat’ta okuyordum. Ta Şentepe’den Ulus’a inmek kolay iş değil. O gün öyle kar yağdı ki, her taraf vıcık vıcık su kesti. Okulun kapısından içeri girdim. Her yerim su içinde. Ayakkabımın altı delik; ıslaklık çoraptan pantolonun dizine kadar çıkmış. Üzerimdeki karları okulun koridoruna çırpıp sınıfa girdim. Öğretmen, tarih dersinde Malazgirt Savaşı’nı anlatıyormuş. Temsili olarak iki orduyu karşılaştırıyormuş. Öğrenciler iki taraf olmuşlar. Öğretmen, kürsünün üstünde savaşı idare ederken içeri girmişim. Derse bayağı geç kalmışım. Kapıdan başımı uzatınca, öğretmen elindeki uzun cetvelle beni göstererek:

- İşte, dedi. Romen Diyojen’in kaçak askerlerinden birisi daha savaşa dahil oldu.

O arada temsili Türk askerleri de, “Hücum!” diyerek üzerime saldırdılar. Kapının arkasına gizlendim. Öğretmen, iki tarafa gereken talimatı verdi. Karşılıklı saldırı başlamadan benim yanıma geldi. Uzun cetveli çeneme dayadı.

- Savaştan kaçılır mı Teodor? dedi. Bak arkadaşların savaş düzeni aldılar, sen hâlâ yoksun! Bu kaçışın savaş kurallarına uymuyor. Sana ne ceza verelim?

Ayakta zor duruyordum. Soğuk iliklerime kadar işlemişti. O güne kadar da hiç böyle zor durumda kalmamıştım. Konuşacak gücüm yoktu. Öğretmenin cetveli bu defa moraran kulaklarıma dokundu.

- Konuş Teodor, dedi tekrar. Emre itaat gerekir!..

Gözlerimin önü karardı. Dilim pelteklendi. Ağzımın içi kurudu. Arkadaşlarım kıs kıs gülüyordu.

- Benim adım Selim, dedim. Bana bu adla konuşun öğretmenim.

- Ha Selim, ha Teodor ne fark eder! Biz burada bir olayı canlandırıyoruz. Tarih dersine geç kaldığın bu ilk defa değil ki!...

- Çok uzaktan geliyorum öğretmenim.

- Üstelik, üstün başın da berbat. Gömleğin kaç gündür yıkanmadı? Ütü mütü de yapılmamış!..

Cetvelle ceplerimin kapağıyla oynadı. Karşı tarafın askerleri, “Cebinde silah vardır öğretmenim. Cebine bakın.” dediler.

O arada cetveli koltuk altıma soktu. Kolumu yukarı kaldırdı. Daha önce sökülen yerleri beyaz iplikle dikmiştim. O gün okula gelirken işçileri taşıyan üstü çadırlı küçük kamyonetin arkasına binmiştim. Eli kitaplı yolda bekleyen talebeleri “derse yetişsin” diye bindiriyorlardı. İnerken ceketim kamyonetin kasasına takıldı. Koltuk altım bir karıştan fazla söküldü. Sınıfa öyle girdim. İğne iplik yok ki, uçluklayıp dikeyim.

Öğretmenin cetveli koltuk altıma ha bire dokunuyordu. Yırtılan yere cetveli soktu. Savaş vaziyeti alan arkadaşlar kahkahayı bastılar. Herkes bana gülüyordu. Öğretmen, öbür koltuk altına da cetvelle dokundu. O tarafta sökük yoktu.

- Senin annen yok mu Teodor? dedi öğretmenimiz.

- Annem, sizlere ömür öğretmenim, dedim. Beni adımla çağırın öğretmenim!..

Kahkahaların arkası kesilmemişti. Sınıftan nasıl çıktığımı hala hatırlamıyorum. O gün bu gündür okul, kitap, öğretmen kavramlarını bir türlü sevemedim. Okuyamadım. Sizin gibi bir marangozun yanında iş buldum.

Babam, annem öldükten epey sonra ikinci hanımını aldı. Kadın beni istemedi. Huysuz biriymiş. Daha sonra babamı da terk edip başka birisiyle kaçtı. Hem çalıştım, hem de babama baktım.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.