E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK (zekisoyak@ilkadimdergisi.com)

ÖLÇÜLER DENGELER;


KENDİMİZİ TASHİH ETMEK / 3

NİYETİN TASHİHİ - 1

 Yeni ve sağlıklı bir yapılanma için imanî noktadan sonra ikinci merhale olarak niyetlerimizi tashih etmeliyiz. Yapmış olduğumuz bütün ibadetleri, bütün hizmetleri yalnız ve yalnız Allah rızası için yapmalıyız. Niyetimizi tashihi etmeden, amellerimizi tashih edemeyiz.

Herkesçe malumdur ki bütün ameller niyetlere göredir. Kişinin niyeti iyi olmadığı, Allah rızası gözetilmediği zaman, yapmış olduğu ameller zahiren iyi olsa da sahibine bir fayda sağlamaz.

Meselâ bir kimse Allah rızası için değil de; insanların beğenisini kazanmak için hayır yapsa, ibadet etse, bu yaptıkları Allah indinde makbul bir amel olmaz. Hatta ibadetlerimizi, hizmetlerimizi çok sevap kazanmak için değil; Allah emrettiği için, O’nun rızasını kazanmak için yapmalıyız.

Fakat insan, Allah rızası için, iyi bir niyetle, çok küçük bir amel işlese; meselâ, insanlara zarar vermesin diye yol ortasındaki bir taşı alıp kenara koysa, bu iyi niyeti, yapmış olduğu ameli Allah indinde makbul kılar ve Allah onu, çok büyük bir amel yapmışçasına kat kat mükafatlandırır.

Elbette iyi niyetle; hem Allah rızası için, hem de büyük ve devamlı hizmetler yapmak nûrun alâ nurdur.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır. Artık her kim nâil olacağı bir dünya (malı) veya nikah edeceği bir kadından dolayı hicret etmiş ise, onun hicreti hicret etmiş olduğu şeyedir." (Buharî)

Hasanı Basrî: "Cennetliklerin cennette, cehennemliklerin de cehennemde ebedî kalmaları niyetleri yüzündendir." demektedir.

Görüldüğü gibi, kişinin yapmış olduğu bütün ameller, niyetlerine göre değer kazanmaktadır.

Niyet kalbî bir ameldir. Kalb ise bütün azâlarımızın en üstünüdür. Çünkü o, makarrı imandır. O bakımdan bir müslüman, imanın ve niyetin mahalli olan kalbini; her türlü süfliyyattan, süflî düşüncelerden, süflî ahlâklardan, süflî niyetlerden, hülasa her türlü kötülüklerden temizlemelidir.

Kötülükler, kötü niyetlerle hayat bulur, canlanır. Çünkü insan kötü bir amelden önce kötü bir niyet sahibi olur. Sonra da bu kötü niyet zaman içerisinde depreşmeye ve hatta canavarlaşmaya başlar. Canavarlaşan bu kötü niyetler, canavarlaşan amellere dönüşür. Azâlarımız bu kötü niyetin kör bir askeri olup, onun emrinde emredilenleri eksiksiz yapmak gayreti içinde bulunurlar.

Ebu Hüreyre radıyallahu anh, Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir:

"Kıyamet günü Allah Teâlâ kulları arasında hükmetmek için nüzul edecektir. Her ümmet diz üstü çökecek, ilk insan Kur’an’ı ezberleyen kişi olacaktır. Ondan sonra Allah yolunda öldürülen kişi, ondan sonra da malı çok olan zengin kişi.

Allah, Kur’an okuyana:

- Ben sana Peygamberime indirdiğimi öğretmedim mi? diyecek.

Adam:

- Evet, ey Rabbim!

- Peki sana öğrettiğimle ne yaptın?

- Gece gündüz elimden bırakmadım. Devamlı okudum, diyecek.

Allah Teâlâ ona:

- Yalan söyledin, diyecek. Melekler de yalan söyledin, diyecekler.

Sonra Allah Teâlâ:

- Sen, “Filan ne güzel okuyor.” desinler diye okudun. Nitekim öyle de oldu. Öyle dediler.

Sonra malı çok olan adam getirilecek ve ona da soracak:

- Sana ben bol bol mal vermedim mi? Seni kimseye muhtaç olmayacak duruma getirmedim mi?

- Evet, ya Rabbi!

- Peki o malı ne yaptın?

- Akrabaya ikram ettim. Sadakalar ve zekatlar verdim.

Allah ona:

- Sen yalan söyledin, diyecek. Melekler de yalan söyledin diyecekler.

Sonra Allah şöyle buyuracak:

- Sen verirken, “Falan kimse amma da cömert!” desinler diye verdin. Nitekim de öyle denildi.

Sonra, Allah yolunda öldürülen getirilecek ve ona da soracak:

- Sen neden öldürüldün?

- Senin yolunda savaşırken öldürüldüm, diyecek.

Allah ona:

- Sen yalan söyledin, diyecek. Melekler de sen yalan söyledin, diyecekler.

Sonra Allah ona:

- Sen, “Falan adam amma da kahraman!” desinler diye savaştın ve öldürüldün. Nitekim de öyle denildi.

Ondan sonra Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellem dizime vurup şöyle dedi:

- Ebu Hüreyre, işte o üç grup var ya, üzerlerine cehennem ateşi tutuşturulacak ilk insanlardır." (Müslim)

Dikkat buyurulsun. Hadis-i şerifte zikri geçen ameller çok büyük amellerdir. Fakat yapılan bu ameller Allah rızası için değil de kulların takdirini kazanmak için yapıldığından, niyet iyi olmadığından sahibine hiç bir fayda sağlamadığı gibi, o kişilerin Cehennem’e girmelerine sebep oluyor.

Rabbimiz, cümlemizi bu gibi kötü niyetlerden riyadan gösteriş tutkusundan, fanî insanların takdirini almak uğruna, Allah Teâlâ’nın tekdir ve azâbına düçar olmaktan, amellerimizin boşa çıkmasından muhafaza buyursun. Hele hele fasık, fâcir ve münafıkları memnun etmek onlara hoş görünmek için Rabbımızı gücendirmek gafletinden korusun. Amin.

Aziz kardeşim! Ülkemizde ve diğer İslam ülkelerinde olanlara bir bakalım, olanlar üzerinde düşünüp tefekkür edelim. Dehşetle irkilmemek mümkün mü? İslam nizamı yargılanıyor, efendimiz, canımız Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti yargılanıyor. Kur’an hakikatları tevil ediliyor, tahrif ediliyor.

Geçmiş devirlerde bunları İslam düşmanları, misyonerler, müsteşrikler yapıyordu. Zamanımızda ise bu kötülükler, bizzat müslümanım diyen kişiler tarafından icra ediliyor.

Siyasiler,

Bürokratlar,

Medya,

Ve en korkuncu bir kısım ilahiyat hocaları,

Bazı Müslüman yazarlar, bu tahribatta birbirleri ile âdeta yarış halindeler.

Dini esasları, Kur’anî hakikatleri, nebevî gerçekleri savunacakları yerde; bir kısım münkir, münâfık, fâcir ve fasıklara yaranmak için İslam esaslarını tahrife ve tahribe yöneliyorlar.

Bu yüreksiz, bu dünyacı kişilerin tutum ve davranışları, bilerek ya da bilmeyerek İslam’a saldıran, İslam düşmanlığı yapan densizlere cesaret veriyor.

Resmî ideoloji, neredeyse lâikliği din haline getirmiş. İslam’ın esaslarından bir esas, lâikliğe uymuyorsa, lâikliğe aykırıdır diye reddediliyor.

Kulların koyduğu bir esas, Allah Teâlânın koymuş olduğu esasa tercih ediliyor. Laikliği değil de, Allah Teâlânın hükmünü tercih edenler levmediliyor, irticacı olmakla itham ediliyor. Bu ne büyük bir felâket ya Rabbî! Bütün bunlar yüzde doksan sekizi müslüman olan bir ülkede yapılıyor.

Bir müslüman için uyulması gereken Allah Teâlâ’nın hükmüdür. Rasûlullah sallallahu aleyhi vesellemin hükmüdür. Esas olan İslam’dır. İslam’a uygun olan makbuldür. İslam’a aykırı olan her şey merdud olur. Samimi bir müslüman için bundan başkası düşünülemez bile.

Bir müslüman ülke düşünün ki; orada başörtüsü yasaklanıyor, namaz kılan memurlar fişleniyor, ya da işten atılıyor. İmam Hatip Lisesi ve İlâhiyat mezunlarına ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapılıyor. Askerî okullara alınmıyor. Polis yapılmıyor. Bu okul mezunları üst kademelerde bir yere tayin edildiği zaman hançereler yırtılırcasına haykırılıyor; gazeteler, TV’ler, radyolar felâket çanları çalıyorlar. Bu ne ilkellik, bu ne yobazlık, bu ne kokuşmuşluk ya Rabbi?

Bir müftü çok tabiî olarak ve vazifesi icabı, Allah Teâlâ’nın bir emrini dile getiriyor: "Başörtüsü her kadın için farzdır." diyor. Vay sen misin bunu söyleyen. TV’de, gazetelerde veryansın ediliyor. Şom ağızlar, şom kalemler müftüye saldırıyor. İşin daha da garibi Diyanet, Müftü hakkında soruşturma açıyor.

Bu ülkede:

Ateistlik,

Satanistlik,

Travestilik,

Homoseksüellik,

Kadınları ticaret metaı gibi ekranlarda, sahnelerde sergilemek,

Çeşit çeşit kötülükler, çeşit çeşit ahlâksızlıklar serbest.

Böyle bir ülkenin ayakta durması, el açmaması, millî onurunu, millî değerlerini koruması mümkün mü? Hayır. Binlerce defa hayır.

Aziz kardeşim! Bütün bunlar neden oluyor. Elbette niyet bozukluğundan. Her şeyden önce biz niyetimizi bozduk. Yüzlerce yıldan beri oluşturduğumuz, tarihin şahit olduğu en üstün medeniyetimizden yüz çevirdik. Biz İslam ümmeti olarak bizi asırlardır ayakta tutan, süper devlet yapan, insanlık onurumuzu koruyan İslam inancımızdan tavizler verdik. Kendimize, tarihimize, medeniyetimize ve hatta inancımıza olan güvenimizi yitirdik.

Yönümüzü kokuşmuş vahşi Batı’ya çevirdik. Evet niyetimizi bozduk. Niyetimiz bozulunca bütün işlerimiz bozuldu. Bizim Allah Teâlâ’ya gerçekten kulluk yaptığımız devirlerde, Allah Teâlâ da bizi insanlara efendi yapmıştı. Asırlarca çeşit çeşit coğrafyalarda, çeşit çeşit milletlere adâletle hükmettik. Ne zaman ki kula kul olmaya; hem de mazisi ve hali hazırdaki durumu, katliamlarla, soykırımlarıyla dolu vahşi Avrupalı’ya kul olmaya başladık, Allah Teâlâ da bizleri dünkü tebaalarımıza zebûn etti. Onlara el açar duruma geldik, onlar karşısında zillete düştük.

Bu yüz kızartıcı zilletten kurtulmak, silkinip, dirilmek ve yeniden, yeni bir yapılanmayı; aslımıza döndüren, bizi biz yapan değerlerimizi kazandıran yeni bir yapılanmayı gerçekleştirmek için imandan sonra, niyetimizi tashih etmemiz gerekmektedir.

Yanlış düşünen, doğru iş yapamaz.

Kendine güveni olmayan bir kişi, bir toplum kendi kendini yönetemez.

Kendine, kendi inancına, kendi tarihine, kendi milletine ihanet eden bir kişinin bir toplumun, başka kişiler, başka toplumlar yanında hiçbir değeri olmaz.

Kötü niyetli kişiden iyi davranış beklenemez.

Niyeti hayrolanın, âkıbeti hayrolur.

Niyeti kötü olanın, âkıbeti kötü olur.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.