E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

İLİMDEN İRFANA;


DİRİ BİR TOPLUM İÇİN SAĞLIKLI İLETİŞİM

“Rabbim! Bana, değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etmem için huzur, değiştirebileceklerim için yüreklilik, ikisini birbirinden ayırt edebilmem için akıl ver.” diye dua ediyor bir düşünür. (Etkili Öğretmenlik Eğitimi, Dr. Thomas Gordon, sh. 251, Sistem Yay.)

İlişkileri en kuvvetli mahluk olan biz insanlar için iletişim, algılama ve değerlendirme, hayatımızı kuşatıcı sonuçlara vesile olan mühim davranışlardır.

Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı” deyişindeki anlam, iletişimin bir yönündeki bu kuvvete işaret ediyor. Tabi ki sözden başka bir çok iletişim kanalları vardır. Bunlar içerisinde sözden kuvvetli iletişim kanalları olduğu göz önüne alınırsa, insan ilişkilerinin tabiatı ve biçimini çok iyi anlamak gerektiği zahirdir. Dünyayı değiştirebilecek insanlar yetiştirmenin yolu buradan geçer diyebiliriz.

İletişimin kuvvetine değinen Cüceloğlu, bu kuvveti şöyle açıklıyor: “Güler yüzlü, başı dik, hataları başarıya giden yolda basamak gören, geleceğe umutla, şevkle bakan, beceremem derdine düşmeyip risk alan insanlar ile; omuzları düşmüş, asık suratlı, bedbin, beceriksizlik kompleksi ile risk almayan, geleceğe umutsuzca bakan insanların bu durumları, içinde yetiştikleri ortamların geliştirme özelliğinin farklılığındandır. Biri ailesi, öğretmeni, toplumu (liderleri) tarafından (sağlıklı bir iletişimle) geliştirilmiş, öteki geliştirilmemiş, kalıplanmıştır. (Doğan Cüceloğlu, İletişim Donanımları, sh. 27)

İnsanların çoğunu kuruntuları yönlendirir, diyor Ataullah el İskenderî (k.s.). Bu kuruntuları besleyen olaylar, algılamalar, tabi ki iletişim vasıtasıyla gelişip dal budak salıyor. Gerçekten zan, yalan, peşin yargı, yargılama, övgü ve yergide haddi aşma, zoraki te’vil ve yorum, güven verme namına avutmak, alay, dalga geçmede şımarıklık, suçlamalar, emirvari hazmedilmemiş nutuklar, kabalık, asık surat ve galiz kalpliliği aksettiren jest ve mimikler vs… Hepsi iletişimi sağlıklı olmaktan uzaklaştırabilecek sinyalleri taşıyan davranışlardır. Kuruntuların temel besin kaynaklarıdır.

Gönderilme amaçlarından biri de nefsi temizlemek olan peygamberlerin öğretilerinin hedefi, kuruntu, alışkanlık ve saplantılara boğulmuş, örümcek ağları gibi kuruntularla sarılmış nefsi, sağlıklı bir iletişimin arı duru sağlam tezahürleriyle tasfiye edip, örümcek ağlarını temizleyerek kopmaz Hakk’ın ipine bağlamaktır.

Bu sebeple en güzel ve sağlıklı iletişim örnekleri sunan Hz. Peygamber (s.a.v.); kâliyle, hâliyle, duruşuyla, yaptığı ve yapmadıklarıyla; söylediği ve söylemedikleriyle ümmetine dipdiri mesajlar sunmuştur. Psikoloji, etkileşim, iletişim, eğitim gibi alanlarda uzun yılların araştırma, deneme ve sonuçlarını ihtiva eden çalışmaları inceledikçe peygamberlere bu vazifeyi ifa için ne denli mükemmel iletişim hasseleri bahşedildiğini anlamakta zorlanmayacağız.

Birbirini seven, sayan, birbirini adam yerine koyup muhatap alan, birbirine değer veren, aralarında güven oluşan bir toplumu inşa etmenin yolu, olumlu ve sağlıklı iletişimle nefisleri eğitmekten geçmektedir.

Bizim medeniyetimiz özünde bu pozitif, müsbet kimliği taşımaktadır. Tarihin ihtiyar sahnesinde en güzel misaller sergilenmiştir. Tekrar sergilenmemesi için bir sebep var mıdır?

Bu meyanda peygamberî öğretileri daha geniş çaplı misallerle irdelemek için başlangıç yapmış bulunuyoruz. İnşaallah iletişim alanındaki bu öğretileri anlamaya, onun nuruyla aydınlanmaya gayret edeceğiz.

 

ONLAR BÖYLEYDİ

 

İMAM MALİK

Hadis-i Şerif derslerine oturacağı zaman, tam bir boy abdesti alırdı.  Sonra koku sürünür, temizlik için ne gerekirse yapardı... Sonra da halka seslerini kısmalarını söylerdi.

Eve gittiğinde bütün meşgalesi, Mushaf olurdu… Okur, inceliklerini bulmaya çalışırdı.

Heybetliydi. Sultanlar dahi ondan çekinirdi.

Bıyığı kökten kazımayı iyi saymaz, insanın organlarından birinin eksik oluşuna benzetirdi.

Derdi ki: “Okuduğum eserlerden edindiğim bilgiye göre; kıyamet günü, Peygamberlerin (a.s.) mesul olduğu şeylerden, âlimler de mesul olacaklardır.”

İlmi, dokuz yüz alimden aldı. Bunların üç yüzü Tabiîn idi. “İlim, çok rivayetle olmaz.. O, bir nurdur; onu kalbe Allahu Teâlâ yerleştirir.”

“İlim adamı, kendisine itaat etmeyen kimselerin yanında konuşmamalı… Böyle bir konuşma; ilme zulümdür, onu küçük düşürmektir.”

“Bir kimse kendini övmeye başlarsa değeri düşer.”

Bunlar, onun veciz sözlerindendir.

 

AHMED B. HANBEL

Kendisi anlatır: “Rabb’imi rüyada gördüm: Sana yakın olanları, yaklaştıran vasıtalar arasında, en değerlisi nedir ya Rabbi?” dedim.

Şöyle buyurdu:

- Kelâmımı okumak…

Tekrar

- Anlayarak mı, anlamadan mı? diye sordum. Şu cevabı aldım:

- “Anlayarak da, anlamadan da…”

Derdi ki: “Zekeriya (a.s.)’nın oğlu Yahya (a.s.), harama bakmak korkusu yüzünden evlendi.”

Halka daima kolaylık yollarını gösterir; onlara ağır vazifeler yüklemezdi. 24 saatte bir Kur’an’ı hatmederdi. Gece namazını hiç bırakmazdı.

Nefsi tamamen ahiret emrine verilmişti. Orada dünyaya dair işler konuşulmazdı.

Hasta olmuştu… İdrarını tahlile götürdüler, tabip baktı ve şöyle dedi:

- Bu, ciğeri gam ve hüzünle parçalanan birinin idrarına benziyor.

Ebû Haysamü’l-Ayyar adlı biri, İmam Ahmed kırbaçlanırken yanına geldi ve şöyle dedi:

- Ya Ahmed, ben falanca hırsızım. Yaptığım batıldı… Suçumu ikrar etmem için bana tam on sekiz bin kamçı vuruldu, yine de ikrar etmedim. Sen hak üzeresin ve hakkı söylüyorsun. Sakın kamçı acısından dilin kaymasın.

Bu sözü hiç unutmadı. Kamçı her şaklayışta o hırsızın sözünü hatırlıyordu. Dayandı...

Vefat ettiğinde halk avaz avaz bağırıp, ağlıyordu. Ölümüyle dünya titredi. Bağdat ehli sahraya döküldü; namazını kıldı. Cenazesine sekiz yüz bin erkek, altmış bin de kadın katılmıştı. Damlarda ve kayıklardakilerle bir milyonu aşıyordu. Diğer bir rivayette iki buçuk milyon kişiydi. O gün yahudi, hristiyan ve mecusilerden 20 bin kişi müslüman oldu.

Allah (c.c), onlardan razı olsun.

 

KİMSEYİ HOR GÖRME

Bir gün İsâ aleyhisselam, İsrailoğullarından sâlih zannedilen bir kimse ile şehir dışına çıkmıştı. Halk arasında fâsıklıkla meşhûr, günahkâr bir adam da büyük bir eziklikle peşlerine takılmıştı. İstirahat için mola verildiğinde bu günahkâr kul, samimi bir nedamet ve utanç hâli içinde, gönlü kırık olarak onlardan ayrı bir yere oturdu ve merhametlilerin en merhametlisi olan Hak Teâlâ’nın yüce affına sığınarak:

“- Rabbim! Şu yüce peygamberinin hürmetine beni affet!” diye duâ eyledi.

Salih zannedilen kişi ise, onu fark edince küçümsedi, hakîr gördü ve ellerini semâya kaldırıp:

“Allâh’ım! Yarın kıyâmet günü beni bu adamla birlikte haşreyleme!” diye ilticâda bulundu.

Bunun üzerine Cenâb-ı Hak İsâ aleyhisselâma şöyle vahyetti:

“Ya İsâ, kullarıma söyle; ikisinin de duâsını kabul ettim. Boynu bükük mücrim kulumu affedip kendisini cennetlik kıldım. Halkın salih zannettiği kişiye gelince, onu da, benim affettiğim kulumla beraber olmak istemediği için cennetliklerden kılmadım.”


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.