E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BAKİ ÖNCEL

GENÇLİK;


RUHSATLA AMEL, TEMBELLİĞE TEŞVİK EDER

“İman, sizden birinin kalbinde bir elbisenin yıpranması gibi eskir ve yıpranır. Allah (c.c.)’tan kalbinizdeki imanı yenilemesini dileyin.” (Hz. Muhammed s.a.v. Taberani ve Hakim)

İnsanı, taşkınlıkları helâke sürüklediği gibi gevşek davranışları da helâke sürükleyebilir. İmânî anlamda düşünsek, yukarıdaki hadis-i şerif, bizi sürekli teyakkuz halinde olmaya itiyor.

İnsanın yapısında var olan kolayı tercih özelliğinin eğitilmemesi, bir süre sonra onu dini konularda ruhsatlara sarılma sebebiyle tembelleştirerek gevşemesine sebep olmaktadır.

İnancının emri konusunda sürekli kolayı tercih eden insanlarda, öyle zaman olur ki, küçük gevşemelerle başlayan bu hastalık, daha büyüklerine teslim eder kendini…

Bu, şeytanın bir tuzağıdır.

Şeytan, inanan insanı alt etmek için, onun İslâmî hükümlerdeki bir gevşekliğini genişleterek, yavaş yavaş diğer konularda da ona gevşeklikler vermeye başlar. Bu, o insan üzerinde şeytanın hakimiyet kurmak için oynadığı bir oyun, kurduğu bir tuzaktır.

Helâl ve haram sınırları, hiç kimsenin menfaati için te’vile gidilmeden, gevşekliğe düşmeden tanınması ve uyulması gereken sınırlardır.

Allah’ın gönderdikleri (şeriat), O’nun gönderdiği şekliyle kabullanmeyi gerektirir. O’nun hükümlerinden bir şey çıkarılamayacağı gibi, herhangi bir ilâve de yapılamaz.

Yani, eksiltilemez ve eklenemez.

Ruhsata göre amel etme alışkanlığımız; müslümanca düşünüp, müslümanca yaşamamız konusundaki gevşekliğin ilk adımı olmaktadır. Oysa bizim gevşemeden, dirençli ve dirayetli bir şekilde hem ferdî planda, hem de sosyal planda kararlığımızı göstermemiz gerekmektedir.

Ruhsatlara sarılıp da gevşekliğe düşmekten sakınmalıyız.

İfrat ve tefrit, şeytanın hakimiyetine adım adım teslim olmanın yollarıdır. Her padişahın sınırları olduğu gibi, iman padişahının da sınırları ve hudutları vardır. Bu hudutlar tanınmazsa, elbisemizin üzerimizde yıprandığı gibi, imanımız da kalbimizde yıpranabilir.

Hiç unutulmamalıdır ki, Allah (c.c.), kulunu sürekli olarak denemektedir. Bir sözden ibaret olmayan imanın ispatı gerekir. İman yolu, güçlüklerin, zorlukların çevrelendiği, her ânı için belki yeni bir imtihanın baş göstereceği bir yoldur.

“İnsanlar, imtihanlardan geçirilmeden, sadece “iman ettik” demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar? Andolsun ki, Biz, onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allah (c.c.), doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.” (Ankebut, 1-3)

Ruhsatla amel etmenin neticesi insanın tembelliğe sevk olacağıdır. Azimet ise Allah (c.c.)’ın koruması altına girdiğimizin bir göstergesidir.

Allah (c.c.)’ın koruması altında olmak için onunla irtibatın kesilmemesi, ilişkilerimizin sürdürülmesi şartı vardır. Sabır ve namaz, bizim bu irtibatımızı sağlayacaktır.

Uyanık kalp,

Aklı selime dayanan güzel ahlak,

Mü’minde olması gereken en önemli özelliklerdir.

Peygamber (a.s.) efendimiz şöyle buyurdular:

“Rab Teâlâ, İbrahim (a.s.)’e şöyle buyurdu: Ey halilim, kafirlerle birlikte yaşasan bile ahlâkını güzelleştir ki, iyilerin girdiği cennete giresin. Çünkü ahlâkını güzelleştireni arşımın gölgesinde barındıracağıma söz verdim.” (Taberani)

Amel ile iman arasında çok yakın bir münasebet bulunmaktadır. Dini hükümlerin itikad bölümünü iman kapsarken, amel de, Allah (c.c.)’a ibadet ve insanlar arasındaki muamelât kısmını içine alır. İmanı olmayan bir kimsenin ameli caiz değildir. Çünkü, inanmayan bir kimse, ibadet yapmaya kalksa amel işlemiş sayılmaz. İman sahibi bir kimse, amelde kusurları olsa bile yine mü’min sayılır. Amel imandan bir cüz olmadığı gibi, dil ile söylemek imanın hakikatında aslî bir rükun değildir.

Amel ve ibadette tembellik dinden çıkarmaz.

Ama kemâli iman sahibi olmak,

İmanı olgun bir hale getirmek,

İman sahiplerine Allah (c.c.)’ın vaat ettiği yüksek nimetlere kavuşmak için ibâdet ve salih amel olmazsa olmaz şarttır.

İman ve amel birbirlerini tamamlayan iki unsurdur. Ama birbirinden de ayrıdır. Bu iki unsur bir insanda bulunduğu takdirde, o insan kâmil bir mü’min olur. İyi bir müslüman olur. Amel, imanı bütün tehlikelere karşı korur.

İmanı, amel kuvvetlendirir.

İmanı, amel olgunlaştırır.

Mü’minin ruhunda imanın çıplak olduğunu buyurur Peygamberimiz(a.s.). Farz, vacip ibadetleri işlemek, mekruhlardan ve yasaklardan kaçınmak, o imanı örtüsü gibi muhafaza eder.

İmanın lezzetini ve tadını almak, sünnete sarılmak, Peygamber (a.s.)’i örnek almak, iman ettiği yüce Rabb’in zikriyle, meşguliyetle, Peygamber (a.s.)’in getirdiği şeriat istikametine yönelmek ve haşyetullah (Allah korkusunu) hücrelerinde hissetmek ve bütün bunların daima şuurunda olmak, o tad ve lezzeti daimi kılabilir.

Eğer iman bu şekilde tekâmül ederse, o mü’min bütün korku ve üzüntülerden kurtulmuş olur; gaye ve maksadına erer. Tıpkı elbisenin yırtılması gibi, iman da sürekli yenilenmez, şuur haline gelmez ve amelle takviye edilip süslenmezse eskir ve yıpranır.

Onun için kalpler elinde olan Allah (c.c.)’a sığınıp, imanımızın kalbimizde sabit olması için dualar etmeli ve ilâhî nurun kalbimize dolması için, ruhsattan ziyade azimetle amel etmeliyiz.

Gençliğin o saf ve temiz inancını yozlaştırmak isteyenlerin, son günlerde yoğun bir şekilde ibadetlere yönelik tembelliği teşvik etmelerinin altında sulandırılmış bir inanç, bulandırılmış bir anlayış yatmaktadır.

Eğer bunu sağlayabilirlerse; inancından uzak yozlaşmış bir toplumun onlara getirisi daha fazla olacaktır.

 

 

BİR HİKAYE / AYNI GEMİNİN YOLCULARI

Bir zamanlar, bir grup insan gemiyle yolculuk yaparlardı. Geminin alt ve üst katlarında kalacakları kişileri kur’a çekerek belirlerlerdi. Kur’a kime çıkarsa güvertede onlar yolculuk yaparlardı. Geminin alt katındakilerin en büyük sorunları su sorunu idi. İçmek için, temizlik ve yemek yapmak için hayat ifade eden suyu yukardan alıp bulundukları yere taşırken döke saça, gürültülü bir şekilde diğerlerini rahatsızı ederek aldıkları için kendileri de rahatsız oluyorlardı.

Her toplumda olduğu gibi bilgiçlik taslayan, ukelâ birinin aklına sözde bir fikir geldi. Çenesinin kuvvetli olması, yanlış da olsa insanları yönlendirmede etkili oldu, diğerlerine geminin altından bir delik açıp su ihtiyaçlarını oradan karşılama fikrini kabul ettirdi.

Bu hareketin neyle sonuçlanacağını daha önce gemi yoluculuğunu yapmadıkları için tahmin edemiyorlardı.

Ellerine geçirdikleri bir aletle gemi tabanına darbeler indirmeye başladılar. Darbe sesleri yukardakilerin dikkatini çekti, aşağı indiklerinde dehşete kapıldılar.

Ne yapmak istediklerini sordular aşağıdakilere…

- İhtiyacımız olan suyu alırken sizi rahatsız ediyorduk, artık rahatsız olmayacaksınız. Bu deldiğimiz yerden su alacağız. Korkmayın, çünkü deldiğimiz yer sizin katta değil, kendi katımızda, size zararı olmaz, dediler.

Üst kattakilerde fikir ayrılığı başladı. Bir kısmı bu durumu makul karşıladı.

- Tabii ki! Kendilerine ait olan kısım onları ilgilendirir, zaten su taşırken de bizi rahatsız ediyorlardı. Gürültülerinden uyku bile uyuyamıyorduk, istediklerini yapsınlar; derken, bilge kişiler bu durumun vahim sonucunu anlatmak için çırpınıyorlardı.

- Elbette, diyorlardı, biz üst kattayız, siz alt kattasınız; ama hepimiz aynı geminin içindeyiz. Delinen gemi nereden delinirse delinsin, sonuçta su alır. Hepimizin boğulup ölmesine sebep olur. Sizin alt kata su taşırken bizi rahatsız etmeniz, geminin batması yanında çok masum kalır. Biz o küçük rahatsızlığa razıyız, yeter ki hepimizin denizin dibine gitmemize neden olmayın.

Aklı selim olanlar,

Bilgelerin nasihatlerindan nasiplenirken,

Bönler, homurdanmaya devam ediyordu.

İçinde batmaya razılardı geminin.

Yeter ki, zora talip olmasınlar... Zahmet onları bulmasın...


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.