E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

MUTLU KINALI

KAPAK;


MODERN YAŞAMIMIZIN ZARURİ ÇOCUĞU: TATİL

 Modern çağımızın bize sunduğu zaruretlere bir yenisi eklendi. Mali sebeplerden dolayı yeterince yaşamımızda yer bulamamış olsa da, zihnimize onun da bir zaruret olduğu fikri yeterince yerleşmiş durumda. Evet “tatile çıkmak”tan bahsediyorum, geçmiş nesillerin onun varlığı olmadan nasıl yaşadığına neslimizin şaşırmakta olduğu tatilden...

Tüm felsefi ve ideolojik yaklaşımların kökeni insanın tarifine dayanır. Önce insan, fazlalarıyla, eksikleriyle, istekleriyle, zaafiyetleriyle kısacası maddi ve manevi tüm özellikleriyle tanımlanır. İdeolojik ve felsefik farklılıkların kökeninde de genelde, fikrin sahiplerinin “insan”a yaklaşımlarının  farklılığı bulunmaktadır. Fikir, dal budak sarmaya, popüler hale gelmeye başladığında, çelişki endişesiyle, insanın davranışları artık gözlemlenerek değil, ideolojik örgü neyi gerektiriyorsa öyle öngörülmeye başlanır. Bu ideolojik tavırlar, o fikrin terkini gerektirir olsa da, sistemin veya güç odaklarının bu fikrin yaygınlığına ihtiyaç derecesi, fikrin tutarlığından çok daha etkin bir rol oynamaktadır. Güç odakları, bulundukları toplumun, memnun olmadıkları bir özelliğini def etmek veya toplumun durumundan hoşnutsalar, durumu muhafaza için tutarsız da olsa bu fikirlerin palazlanmasına müsaade etmekte, hatta desteklemektedirler. Gücün yapılandığı, dolayısıyla güç odaklarının oluştuğu biricik alan “tüketim” olduğu için, güç baronları, toplumun bakışını daha fazla tüketmeye müsait, yaşam felsefelerinin emrine amade kılmakta, müntesibi yaptıklarını kurdukları tüm değerlerin tüketimi mekanizmasının gönüllü taşıyıcı ve koruyucusu haline getirmektedirler.

 

Tüketim hastalığı

Bu mekanizmanın zaruretlerinden biri de; tüketim hastalığını, özellikle belirli dönemlerde meşrulaştırmak, zaruri kılmaktır. Çünkü insanlar, mevcut kazancına göre harcamak isterse, yapacakları masraflar bütçeleriyle kısıtlı kalacaktır. Bu engel, suni masraf günleriyle (anneler günü, babalar günü, noel, sevgililer günü ve özellikle tatil) aşılmaktadır. Bu günler için para harcamak istemeyen bir bireyin toplumda nasıl karşılanacağı pek bilinmiyor olmasa gerek. Tatilin, bırakın gitmeyi, düşündüğümüzde bile tüm yaşamsal görevlerimizden elimizi eteğimizi çekmemizi sağlayan bir öge olduğu malumdur. Tatil hazırlığında veya tatilde yapılan masraflar ise hem miktar, hem de maliyet açısından oldukça ölçüsüz olmaktadır. Ancak böyle bir tatil zevk verici olabilir! Tatilin (dinlenmenin) yalnızca bol masraf yapılacak bir tatil beldesinde yapılabileceği düşüncesi herkesi sarmıştır. Bir ev reisinin, “sizi tatile götüreceğim” diye tesisleri olmayan, çok güzel bir doğa parçasına götürmesi durumunda ne tepkiyle karşılaşacağını düşününüz. Tatil, dini bayramlarımızda biraraya gelme adetimizin de sonunu getirmektedir. Tatil yaşantısı her türlü sorundan, gündemden bağımsız, sorgulanmadan değerlendirilmesi istenen bir davranış şekline sokulmak istenmekte. Ülkede birçok fakir varken, ülkenin durumu berbatken, hacca gitmeler sorun edilirken, ülkemizdeki elit kesimin yılda en az birkaç defa tatile, yabancı ülkelere gitmesinde hiçbir beis görülmemekte, konunun yanından dahi geçilmemektedir.

Yaşamımızda tümüyle egemen olmaya başlayan bu yaşam tarzıyla mücadelemizde başarılı olmamız, sabırlı ve inançlı bir mücadele vermemizle mümkündür. Bu olumsuz etkileşim çoğunlukla etkisiyle meydana gelmekte. Bu nedenle ev ve iş çevremizi, daha çok, yaşam tarzı bize uygun kişilerle oluşturmaya çalışmalıyız. Özellikle geleceğimiz olan çocuklarımızı, bilinci oluşmaya başladığı andan itibaren ihmal etmemeli, değerlerimizi sevdirecek tutumlar sergilemeliyiz.

 

Alternatifler üretilmeli

Bulunduğumuz toplumun, sistemin yaşam tarzından kendimizi soyutlamamız oldukça güç. Salt karşı duruş bir fayda sağlamıyor; dışlanmamıza ve direncimizi yitirmemize neden oluyor. Bizim yapmamız gereken kendimizi bilip, direnmeye, gücümüzün yeteceği noktayı iyi kestirip, iyi hesaplayıp, mevzide durmak için tüm çabamızı göstermeli, o noktadan ödün vermemeliyiz.

Bunun için de ödün vermek zorunda kalmayacağımız bir mevzide siper almalıyız.

Hattın önünde ne düşmanın, ne de tam olarak bizim olan bölgeye gelince... Çocuklarımızın okulu tatil oldu. Ailesinde öğretmen olanlar da tatile girdi. Bu da toplumun tamamını ilgilendirecek bu konuda, bizi alternatifler üretmeye zorluyor.

 

Öze dönük yaşayalım

Madem tatil dönemleri rehavet ayı haline sokulmak isteniyor, biz de bu oyunu bozalım. Bu aylarımızı geçirirken hem kendimiz, hem ailemiz, hem de içinde bulunduğumuz organizasyonlar için birikim dönemi yapalım. Aşağıda ifade edeceğim çalışmalar oldukça verimli bir dönem geçirmemizi sağlayacaktır:

- Çocuklarımızı yaşıtlarıyla beraber olacakları güvendiğimiz insanların gözetimindeki yaz okullarına göndermeliyiz.

- Sıla-yı rahim yaparak çevremizdeki insanlarla bağlantımızı koparmamalıyız.

- Çevremizdeki köylere giderek toplumumuzla tanışmalı ve onları tanımalıyız. Yoksa onlar bizi farklı kanallardan tanıyıp da kötülenir benimsenmezsek şikayete hakkımız olamaz.

- Hastahanelerde yatan kimsesiz insanları ziyaret edelim.

- Yaz aylarının doğadaki cömertliği sebebiyle kendimiz ve ailemizle bitkileri, doğayı tanıyalım ve sevdirelim. Doğal beslenme uzmanları olalım.

- Bugünden itibaren daima ayarını doğru yola göre kontrol ve teftiş edip düzenleyeceğimiz, kişisel hayat planımızı yapalım. 

- Sivil savunma uzmanları olalım.

- Bir sivil savunma ve sıcak günlere hazırlık olarak, kesintisiz ve sağlıklı iletişim yolları üzerinde araştırmalar yapalım.

- Çevremizdeki tarihi ve kültürel yerleri tanıyalım, tanıtalım.

- Kendimizi, genç ya da ihtiyar, kadın ve erkek ayırımı yapmadan, suni mazeretler üretmeden her gün, her an eğitip, sürekli geliştirelim.

 

 

BİR GÖRÜŞ / NACİ BOSTANCI:

“MEMLEKETİN CİDDİ MESELELERİ, TURİZMİN GÜNEŞİ KARŞISINDA KAR GİBİ ERİYOR.”

 

Gazetelerin arka sayfalarındaki deniz, kum, güneş fotoğrafları artmaya başladı. Kış mevsiminde siyasete ve spora ayrılan geniş alanlar, havalar ısındıkça turizme ait haberler ve reklamlar tarafından bir bir işgal edildi. Memleketin ciddi meselelerinin turizmin güneşi karşısında kar gibi eriyip gitmesi hakkında belki şöyle demek de mümkün: Önemliymiş gibi arz edilen sorunlar kendinde bir değer taşımaktan çok, zamanın bir fonksiyonu olarak anlam kazanmaktalar. Kanıt mı? İşte: yaşadığımız son iki ekonomik kriz ne zaman oldu ekim ve şubat aylarında değil mi? İddia ediyorum ki, bu dönemdeki sorunlar yaza gelseydi kriz mriz olmazdı. Tatil, bildik aklî tutumların dışında kalan, ayrıca gündelik hayatın parametrelerini değiştiren bir zaman kesiti. Gündelik hayatta üç kuruş verilmeyecek herhangi bir mal, tatilde üç liraya satın alınabilir, ya da bütün bir yıl “tatil” düşünülerek yapılan tasarruflar, bir anda hesapsız kitapsız harcanabilir; çünkü tatil her şeyi affeder, tatil her türlü hesapsızlığı mazur gösterir. Böyle bir dünyanın insanları ihracat ithalat rakamları arasındaki farka bakarak “Aman krize gidiyoruz, hemen paraları kurtarmalıyım.” derdine düşebilir mi? Hayır! Zaten kriz dediğimiz çöküntüyü reel veriler kadar insanların en kötü senaryoya ayarlanmış geleceğe yönelik tasavvurları belirlemez mi? Hangi tatilcinin muhakeme biçiminde böyle bir yaklaşım baskın çıkabilir ki?

Tatilin takdim edilişinin arkasında güçlü bir “dinî” çağrıyı da görmek yanlış olmaz. Tüm dinler insana sorumluluklar yükler, fakat bu din tam tersini yapıyor, mürid ve müride adaylarına tüm yükümlülüklerden sıyrılma vaadiyle sesleniyor. Slogan şu: “Bütün yıl deliler gibi çalıştın, şimdi tatil hakkın, asla parmağını bile kıpırdatma, asla bir satır bile okuma, asla çalışma anlamına gelebilecek, hayır hayır çalışmayı ima edecek hiçbir şey yapma.” Bu kutsal slogan çalışma günahına karşı insanları korumak ve inancı tazelemek için sık sık tekrarlanıyor; fakat bu açıktan, yüksek sesle yapılan hatırlatmalar olmaktan çok, tatil dininin nice ikonunun dolayımlarına, ilk bakışta fark edilmeyen kılcal damarlarına yerleştirilmiş fısıltılar biçiminde sahiplerine ulaşıyor.

Tarihle günü kucaklaştıran bir bilgi senteziyle davranıp, turizm endüstrisinin ardında modern haşhaşîlerin olduğu söylemek asla saçmalamak olmaz. Hasan Sabah kendi cennetini bir Alamut kalesinde inşa etmişti, modern haşhaşîler tüm deniz kıyılarını, sulak alanların, hatta dağları ülkelerine katmış durumdalar. Üstelik bu ülkenin vatandaşı olmak için afyon, uyuşturucu gibi vizelere de ihtiyacınız yok; kitle iletişim araçlarındaki görüntülere birkaç dakika bakmak her tür uyuşturucudan daha derin bir baştan çıkartıcılıkla işlevini yerine getiriyor ve “oradaymışız” gibi tatlı bir ürperti tüm bedenimizde dolanıyor. Bu durumda geriye kalan, bedendeki tatlı ürpertiyi gerçek bir dokunuşa çevirmek için ilk uygun araçla tatil beldelerinden birine hareket etmektir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.