E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

HÜRFİKİR;


DİLİN KEMİĞİ YOKTUR

Dil, adına insan denilen organik bilgisayarın “fare”sidir. Onunla hangi butonu tıklarsanız size oradan bir pencere açar. Nitekim Beled Suresi’nin 8-10. ayetlerinde: “Biz ona (insana) iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona iki yolu (doğruyu ve eğriyi-hakkı ve batılı) göstermedik mi?” denilirken buna işaret edilmiştir. Ayetlerde dilin tek olarak, iki gözden sonra ve iki dudaktan önce zikredilmesi dikkat çekmektedir. Zira dil, göz ve dudağın tercümanı ve gönlün aynasıdır. Aynaya yansıyan görüntüler, göz kamerasından kalbe ulaşır. Kalbin ritmik atışları gözden gelen görüntüleri beyne iletir. Beyinden gelen mesaj dudaklarda harfe dönüşür ve dil onu telaffuz eder. Onun içindir ki; insanın aldığı bilgi ve eğitim seviyesi, kültür düzeyi, inanç dünyası, ahlakî yapısı, düşünce ufku ve duygu dokusu lisanıyla ilgilidir.

Küpün içinde pekmez varsa dışına o sızar. Sirke varsa, küp suyunu çeker azar azar!.. Yaş tulumun ağzını iple ne kadar boğsanız da terlediğinde yağ kokar; çünkü onun aslı da ayrandır.

 

Yalama ve şap dudak

Bu yüzden dillerini kötülükle  mukaddes değerlerimize uzatanlar, Allah’ın kelamındaki açık hükümleri beşerî sistemlerin kanunlarına uyarlama yapmak için dillerini eğip bükenler, kalp temizliğinden bahsetseler de inandırıcı değillerdir. Zira; insanın cemâli, kemalidir. Kemali kelamıdır. Kelamı selamıdır. Selamı lisanıdır.

Bilim adamları, dudağı vücudun sigortası olarak tarif etmişlerdir. İnsan hasta olduğunda ilk önce dudakları kurur, çatlar ve sigorta atar. Aşk ve meşk de dudaktan başlar. İtikadı bozuk insanların dudaklarının “vav”ı da bozulmuştur. Çok yalan söyleyenlerin her yalandan sonra yutkunup dudaklarını yaladığı için şap dudak olur, yahut da alt dudakları küçük olur. Geniş bilgi için İsmail Hakkı Efendi’nin Marifetname’sine bakılması tavsiye olunur.

 

Arab’a Acemce mi?

Hakkı gizleyip batıla hizmet eden Bel’am köpeklerinin dillerinin demir makası ile nasıl kesildiğinin haberlerini Mirac gecesi hatırası olarak anlatan Peygamberimiz, hayatı boyunca hiç yalan söylememiştir. Kur’an’da, asabiyet yüzünden Peygamberimizin nübüvvetini inkar eden ehl-i kitap yahudilerin, Davud ve Meryem oğlu İsa diliyle lanetlendikleri anlatılmıştır. Mümin kadınlara zina isnadında bulunanlara, kıyamet gününde elleri, dilleri ve ayakları aleyhlerinde şahitlik yapacağı ve onlar için büyük bir azabın var olduğu beyan edilmiştir. Hidayetten uzak kalanların kıyamet gününde, kör, dilsiz ve sağır bir halde yüzükoyun haşredileceği haber verilmiştir.

Her peygamber kendi ümmetine kendi dilleri ile dini tebliğe memur edilmiştir. Kur’an dilinin Arapça olmasının hikmeti de budur. Değilse “Arab’a, yabancı dilden bir kitap olur mu?” diye itiraz edilirdi. Bu yüzden Musa (a.s.), dilindeki peltekliğe işaret ederek: “Rabbim!.. Dilimden (şu) bağı çöz ki, sözümü anlasınlar” diye dua etmiştir.

 

Babil Kulesi

İnsanların lisanlarının ve renklerinin değişik olmasında bilenler için alınacak ibret dolu dersler vardır. İnsanların değişik dillerde ve ırklarda yaratılması, birbirlerini tanıyıp kaynaşmaları ve takva ölçüsünde birbiriyle yarışmaları gayesine matuftur. Bütün dillerin Babil Kulesi’nden dağılması, Adem (a.s.)’e neslinin konuşacağı dillerin genetik ve fonetik yollarla kodlanma gerçeğine aykırıdır.

İnsan vücudunda dilin selameti bedenin selametidir. Dilin fesadı bedenin fesadıdır. Dünya nimetlerinin tadı dilin ucundadır. Dilin şükrü zikirdir. Hani aşıklar der ya: “Dil hanesi pür nûr olur envârı zikrullah ile” işte öyle. Dil yarası en büyük yaradır. Fert için dil ne ise, cemiyet için de odur. Dili değişen bir milletin zamanla dini de değişir. Dil, kültürün bir parçasıdır. Kültür değişince medeniyet de değişir. Zaten din, medeniyet demektir. Yani parça değişince bütün değişecektir. Bu nedenle henüz ilköğretim çağındaki bir çocuğa ana dilini tam öğretmeden ve kıkırdak yapısı tam oluşmadan ona yabancı bir dil öğretmek fevkalade yanlıştır. Bu yanlıştan dönülmezse kendi millî tarih ve kültürüne, dini değerlerine yabancı ve hatta düşman bir nesil türeyecektir. Bu durum, siyasal, ekonomik ve sosyo kültürel sömürü düzenini kuran gelişmiş ülkelerin iştahını kabartacaktır. İşte bu tehlikeyi gördüğü için Karamanoğlu Mehmet Bey, çıkardığı bir ferman ile Türkçe dışındaki diğer dilleri konuşmayı yasaklamıştır.

 

Cemil Hoca’m

Biz, bu ülkede Kürtçe ile yaptığımız mücadeleyi İngilizce ile yapsaydık yaşadığımız coğrafyada yol haritamızı bulmuş olurduk. Artık şimdi altı şişhane, üstü asmalı konak bir kültürümüz var. Bizi ne Avrupa kabul ediyor, ne de Asya’lı olabiliyoruz. Yapılan bir araştırmada 318 otelden sadece 30’unun ismi Türkçe imiş. Vah Türkçem vah!.. Bir dil bilen bir kişi, iki dil bilen iki kişi, amma ana dilini unutanlar kaç kişi olabilir acaba? “Göçebenin kültürü olmaz” diyen İbn-i Haldun doğru söylemiştir. Bu gün İngilizce’ye bilim dili, Dolar’a da geçerli akçe olarak bakılmaktadır. Yani millet olarak sizin diliniz geçerli değilse paranız da bir gün tedavülden kalkacaktır. Zaten iktisatta kuraldır: “Kötü para iyi parayı her zaman piyasadan kovar.” Bu kural, siyaset için de çoğu defa geçerlidir. Baksanıza Tarım Bakanı’nın “Ademoğlunun gözünü ancak toprak doyurur.” sözünü nasıl da çek-sündür ediyor kartel medyası. Beşiktaş şampiyon oldu diye bu kadar da olmaz ki canım!.. Evet... Kartallar yükseklerden uçar, lakin kartalların da bir ömrü vardır. TL olarak basılan banknotlardaki “Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası” klişesindeki Türkiye Cumhuriyet(i) değilse bu para kimin adına, kimler tarafından basılmaktadır? Nikah memurlarının evlilik cüzdanını, devlete mi vermesi gerekir, millete mi? Bu nasıl bir durum Cemil Hoca’m! Talak mı? Hulle mi? İ’la mı?

 

Yerebatan Sarnıcı

Ülkeleri dünya çapında güçlü kılan iki unsurdan birisi konuştukları resmî dilleri, diğeri ise kullandıkları para birimleridir. Bu gün İngiltere diliyle, ABD ise dolarıyla siyasî nüfuz sahibidir. Doğu ve batı kültürü arasında zikzak çizen bir toplumun kendine özgü bir medeniyet oluşturması muhaldir. İşte bunun son örneği Letonya’da yapılan Eurovision şarkı yarışmasında müslüman milletimiz İngilizce bir parça ile temsil ettirilerek kasıtlı olarak birinci seçilmiştir. Bir İngiliz gazetesi, bu yarışmada alınan sonucun sebebini ikinci tezkere(!)ye bağlamıştır. AB’nin başını çeken Almanya, kendi macerası için Türkiye gibi köklü bir maziye sahip bir devleti ABD’ye koz olarak kullanmıştır. Benim kanaatim, AB, Türkiye’yi dağılma sürecine girdiklerinde kabul edecektir. Öyle ise T.C. Devleti uyanık olmalıdır. ABD’ye eyalet olmaktansa AB’ye vilayet olma sevdası yanlıştır. Zaten bu gidişle AB bizim ne düşümüzü azdırır, ne de suyumuzu ısıtır. Çözüm halka danışmaktır. Yapılacak ilk yerel seçimle birlikte fazla masrafa gitmeden AB meselesi referandum ile halledilmelidir. Aksi halde Yerebatan Sarnıcı’na düşen fareler şişip dağılırsa, kuyu suyunun tamamen boşaltılması gerekecektir. Genç Subaylar Hareketi Eskişehir’de yapılan toplantıdan sonra başlatılmıştır. Belediyenin halk otobüsü varken kartelin dolmuşuna binenler, Sakarya Irmağı’na düşmesinler.

Erdoğan hükümetinin üzerinden geçecek 30 Ağustos’taki Eyyam-ı Buhur’dan sonra Kızılcahamam’ın taşı da, tası da, tellakı da değişeceğe benzemektedir. Eski camların bardak, eski çamların kereste olmasına az kalmıştır.

 

Baltacı Mehmed Paşa

Neyse biz konumuza dönelim... 37. Eurovision şarkı yarışmasında 167 puanla birinci gelen Sertab-ı muğanniye ile rakkaselerini birincilik uğruna cümle elalemin önünde kabak çiçeği gibi açıp cömertçe teşhir edenler, eğer Rus Çarı Deli Petro Şafirof’un eşi Katerina’yı çadırında misafir eden(!) Baltacı Mehmed Paşa’nın eline geçseydi hepsini de sünnet(!) eder, baltasını en büyüklerinin boynuzuna takar ve hadım ağasına teslim ederdi!.. Baltacı bu... Sünnetten kaçanların da makadına süngü takardı. Güzellik yarışmaları, sokak defileleri ve mezuniyet gecelerinde gencecik kızlarımızı soyup soğana çevirenlere hadlerini bildirirdi... Osmanlı’da ne paşalar vardı be!.. Nalbantoğlu Hasan Paşalar... Humbaracı Ahmed Paşalar... Doğramacı Mehmet Paşalar...

T.S.M. önderlerinden Özdemir Erdoğan ve Sezen Cumhur Önal’ın Eurovision şarkı yarışmasında ülkemizin İngilizce parça ile temsil edilmesine şiddetle karşı çıkarak gösterdikleri tepkiyi alkışlıyorum. Keşke Kültür ve Turizm Bakanı da bir şeyler söyleseydi... TRT varken Türk Dil Kurumu niçin kurulmuş bilinmez. Bence artık her yıl kutlanılan dil bayramına son verilmelidir... Bu bir... İkincisi; Türk Dil Kurumu lağvedilmelidir. Üçüncüsü; YÖK, üniversite düzeyinde Türk Dili derslerini kaldırmalıdır. Dördüncüsü; MEB Talim ve Terbiye Kurulu, TRT’ye bağlanmalıdır. Zira TRT’ye evreşe yolları dar gelmektedir. Hatta Maliye Bakanı Kemal Bey, TRT’yi una katıp helva yapmalıdır.

 

Çankaya yokuşu

Dört mevsimde yedi iklimin yaşandığı bir ülkede insanların fikirleri de bitki örtüsü gibi rengarenk olacaktır. Benimkisi de bir fikir…

Dil bir milletin kültürünün ve medeniyetinin ölçüsüdür. Dilin kemiği yoktur. Öyleyse iki soru soralım ehline:

1. Şu Türkçe ezan, Türkçe Kur’an, Türkçe ibadet ve namaz diye bir kaşık suda fırtına koparanlar devletin İngilizce şarkı ile uluslar arası bir yarışmada temsil edilmesine ne demişlerdir acaba?

2. Çankaya yokuşunda İngiliz foteri görmektense subay şapkasını tercih edenler, AB’ye üyelik ve demokratikleşme konusunda ne kadar samimilerdir acaba?

Acaba’yı Receb Ağa’ya bırakalım da konuya dönelim. Lale Devri’nin ünlü şairi Nedim ne demişti Çırağan’da:

“Ahali izzü devlette, reâya emn-ü rahatte.

Hüner erbâb-ı rif’atte cihan yekpâre nuranî.”

Bir nazire de şairlerin sultanı Merhum Necip Fazıl’dan:

“Bülbüllere emir geldi lisan öğren vakvak’tan!

Bahset tarih balığın tırmandığı kavaktan.”

Damarı bulamayınca iğneyi adeleye zerkedenler hem yanacak, hem dönecektir. Çocukların üstüne fazla gelme, mahkemeyi kaybedeceğiz Hocam!..


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.