E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA (ahmettaha@ilkadimdergisi.com)

HABER YORUM;


BU KADAR DA OLMAZ Kİ!

Sami Hocaoğlu, Yeni Şafak, 9 Haziran

İslam'ın öngördüğü imanda, Allah'ın müdahil olmadığı bir alan düşüncesine yer yoktur. Bu, Kur'an'ın ifadesiyle “şirk”tir. Allah hayata müdahildir. Müdahalesini, elçileri ve onlar eliyle gönderdiği vahyi aracılığıyla, tabiat ve hadisat için koyduğu yasalar ve görünmeyen güçleri aracılığıyla yapar. Tabiî ki, dolaysız da yapar.

Aklını çatal-bıçağa, domuz lokantasına, Ayasofya'da konsere takan bu ülkenin hormonlu laik elitinin anlamadığı işte budur. Sadece anlamadığı değil, inanmadığı, inanmaya yanaşmadığı budur. Onlar bu tavırlarıyla cahiliyye paganizminin, çağımızdaki devamıdırlar. Onların -varsa- Allah inancıyla müşriklerin Allah inancı, işte bu yönüyle birbirine benzemektedir.

Baksanıza, uyum yasaları içerisinde yer alan apartmanlara mabet yapma iznine karşı çıkan seküler paganlar, “kilise” yapılacak diye karşı çıkmıyorlar buna. Onların kiliseyle bir derdi yok. Onların kinleri camiye.

Evet, bütün bunların adını açık seçik koymanın zamanı hâlâ gelmedi mi? Herkes neyse öyle görünsün.

Bu ülkede zaten kimsenin bir diğerini zorla Müslüman etmesi düşünülemez. Buna teşebbüs eden karşısında seküler paganizmin militanlarını bulur. Bırakın gayr-ı müslimleri zorla Müslüman etmeyi, Müslümanlar her tür resmi teşvikle gayr-ı müslim edilmeye çalışılıyor. Gayr-ı müslim edilmekten “hristiyanlaştırmayı” anlamamak lazım. Asıl, “seküler paganlaştırma” tehlikesidir Müslümanlar'ın önündeki en büyük tehlike. Bu ülkenin körpe çocukları, daha âkil-bâliğ olmadan, seküler paganlığın misyonerliğine muhatap oluyor.

Müslümanlar bütün bu yöntemleri daha “uyanıkça” bulmuşlardı zahir. Kendilerini bu bir avuç paganın gözünde meşrulaştırmak için atmadıkları takla, girmedikleri kılık, yapmadıkları fedakarlık, öpmedikleri el, çekmedikleri hakaret, katlanmadıkları istiskal kalmadı. İş en sonunda gelip dayanacağı yere geldi dayandı. İşte şimdi de bu paganlar, o malum burunlarını yemeği hangi elle yiyeceğinize kadar sokmaya yeltendiler.

Müslümanların bu tavrı, onların da işine geldi. Doğrusu onlar da -bir ikisi hariç- gerçek kimliklerini açıklayacak mertlikten yoksundular. İnanmıyorlardı, fakat inanmış görünmenin ekmeğini yiyorlardı. Buna da ses çıkarmıyorlardı. Ömürlerini müslümanlarla ve İslam'la savaş uğrunda harcayıp, cenazelerini müslümanlara kıldırmak gibi bir ikiyüzlülüğü tabiat haline getirmiştiler. Fakat sırası geldiğinde müslümanların topuna birden düşman olduklarını açık ediyorlardı.

Bu böyle gitmez, gidemez, gitmemeli.

Seküler paganlar madem kendilerini bu ülkenin “beyazları” olarak görüyorlar, müslümanlara da yemeği hangi elle yiyeceklerine kadar karışılacak “zenci” muamelesi yapıyorlar, o halde kendilerini baskı altında hissetmeleri söz konusu olamaz.

Buyursunlar, gerçek inançlarını-inançsızlıklarını mertçe, dürüstçe açıklasınlar. Müslümanların yemeği hangi elle yiyeceğine kadar karıştıklarına göre, gün onların günü, devir onların devri demektir.

Bu körebe oyunu bitsin. Baskı altında değiller, bu iddia gülünç olur. Sadece onlar kendilerini baskı altında hissediyorlar. Bu yanlış bir his. Eğer gerçek inançlarını-inançsızlıklarını açıklarlarsa, belki bu milletin inancına bu kadar kaba ve destursuzca saldırma ihtiyacı hissetmezler.

Müslümanlar'ın diyeceği zaten belli: “Sizin dininiz size, benim dinim bana!” (Kafirun 6).

 

TÜRKİYE-İSRAİL VE AKP!

Dr. Hüsnü Mahalli / Yeni Şafak / 11 Haziran

İsrail Dışişleri Bakanı Silvan Şalom Nisan'da, Savunma Bakanı Şaol Mofaz da (geçen yıl Cenin katliamının sorumlusu) Mayıs'ta Ankara'ya geldiler. Her iki bakan İsrail ile ilişkilerin her alanda geliştirilmesi gerektiğini ve Ankara'nın İsrail ve Amerika ile birlikte Suriye ve İran'a karşı hareket etmesi gerektiğini vurguladılar..

Aynı şeyleri son bir ay içinde Amerikan Yahudi lobilerinin en önemli üç ismi tekrarlayıp durdu..

Amerikan Savunma Bakan Yardımcısı Wolfowitz, Dışişleri Bakan Yardımcısı Grossman ve Savunma Bakanlığı Müsteşarı Perle..

Kaldı ki, İsrail ile içli-dışlı olan bir Türkiye'nin demokrasi söylemlerine acaba kim inanır..

Elbette Türkiye'nin İsrail ile ilişkilerine kimsenin itiraz edeceği yok ve olamaz.. Ancak yalnızca İsrailliler'in beklentilerini karşılayacak bir ilişki türü kaçınılmaz olarak Türkiye'nin çıkarları ile er ya da geç çelişecektir..

İsrail'in tarihine kısaca bakmak bence yeterlidir!!

Şimdi bazıları çıkıp yine o klasik söylemi tekrarlayabilir..

E, ne yapalım, Araplar da bizi arkadan vurdu!!

Olayı bu düzeyde görenlerin ufkunun ne kadar sığ ve sınırlı olduğunu yakın tarih göstermiştir!!

Ama yine de ben onlara İttihat ve Terakki olayının dışında 5000 Yahudi gönüllünün İngiliz birlikleri ile beraber Türkler'e ve onbinlerce Arap ve Müslüman gönüllüye karşı Çanakkale'de, yani Şerif Hüseyin'in Osmanlı'ya karşı ayaklanmasından 2 yıl önce savaştıklarını hatırlattıktan sonra bir İsrail kaynağından kısa bir paragrafı aktarmak istiyorum ..

Bu paragraf, İsrail Enformasyon Merkezi'nin 1997'de Türkçe olarak bastırdığı ve propaganda amacıyla ve çekinmeden Türkiye'de dağıttığı 'İsrail'in Gerçekleri' kitabından..

“19. yüzyılın sonu ve 20. yüzyılın başında siyonist ideolojiden ilham alması suretiyle, Doğu Avrupa'dan iki büyük Musevi akımı yaşanmıştır. Anavatan toprakları (Filistin demek istiyor HM) üzerinde çalışarak yeniden kurmaya kararlı olan öncüler kıraç tarlaları yeniden yeşertmiş, yeni yerleşim mekanları kurmuş ve başarılı bir tarıma dayalı ekonominin ilk temellerini atmışlardır.. Yeni gelenler oldukça zor koşullarla karşılaşmıştır. Osmanlı yönetiminin yaklaşımı düşmanca ve baskıcı, iletişim ve taşımacılık güvensiz ve ilkel, bataklıklar ölümcül sıtma yuvası, toprak ise yüzyıllardır süre gelen boşvermişliğin kurbanı olmuştur. Arazi satın alma işlemleri kısıtlanmış ve inşaat İstanbul'dan verilecek özel izin dışında yasaklanmıştır. Birinci Dünya Savaşı patladığında (1914) ülkede (Filistin demek istiyor. HM) 1500'li yıllarda 5000 olan Musevi nüfusu 85000'e çıkmıştır. 1917'nin Aralık ayında İngiliz kuvvetleri General Allnby'nin yönetiminde Kudüs'e girmiş ve 400 yıllık Osmanlı egemenliğine son vermiştir. Binlerce Musevi gönüllüden oluşan üç taburu içeren Musevi alayı (İngiliz belgelerinde bu gönüllülerin Osmanlı ordusunu sık sık pusuya düşürdüğü ve Hicaz Demiryolu'nu havaya uçurarak askeri yardımların gelmesini önlediği detaylı olarak anlatılmaktadır HM) İngiliz ordusunun bir parçası olarak görev almıştır.”

Şimdi soruyorum: Acaba Türkler'i kim arkadan vurmuş!

 

GEÇMİŞ HÜKÜMETLERİN YAPAMADIĞINI YAPTILAR

Zülfikar Doğan, Akşam, 13 Haziran

Yıllarca SPK ile davaları bitmeyen Çukurova ve Kepez Elektrik’te dün Enerji Bakanlığı ‘imtiyaz ve işletme sözleşmelerine aykırı davranıldığı’ gerekçesiyle fesih yoluna gitti. Uzan -Rumeli Holding grubunun sözleşmeleri feshedilirken, bunda ilk anda akla siyasî amaç gelecektir, ama bence biraz beklemek gerek. Gerçekten ta 1990’ların ikinci yarısından bu yana geçmiş hükümetlerin (DYP, ANAP, DSP) hepsinin ‘rahatsız’ olduğu, özellikle de Uzan grubunun ‘agresif medya uygulamalarıyla’ gereken adımları atmakta ‘çekingen-ürkek’ davrandığı bu konuda AKP hükümetinin adım atması önemli. Yıllardır SPK ve Maliye denetim elemanlarını kapıdan sokmayan, ‘halka açık’ şirketle ilgili bilgi ve diğer yükümlülükleri yerine getirmemekte beis görmeyen bu iki şirketteki uygulama muhtemelen hükümete yönelik sert bir ‘medya saldırısını’ başlatacaktır. AKP Hükümeti’nin buna ve önümüzdeki dönemde ortaya çıkartılacak başka olaylarda da benzer durumlara hazırlıklı olması, özelikle medya -siyaset- ticaret üçgeni içerisinde yapılmış pek çok uygulamanın üzerine gidilmesi durumunda, ağır saldırılar maruz kalacağını bilmesi gerek.

 

UZAN İŞADAMI MI, PARTİ LİDERİ Mİ?

Mehmet Tezkan, Sabah, 15 Haziran

Cem Uzan’ın Bursa mitingi siyaset için de, Genç Parti için de dönüm noktasıdır… Siyasî mücadelenin kişiselleştirilmesi açısından önemlidir… Siyasî rakibini eleştirirken seçtiği kelimeler son derece ağır, hitap etme şekli çatışmaya zemin yaratacak niteliktedir… Sonunda kendisi muhalefet partisi lideridi… ‘Kalleş’ ‘Allahsız herif’ diye hitap ettiği kişi de Başbakandır… Bu ülke Ecevit-Demirel… Demirel-Özal… Yılmaz-Çiller… İnönü-Baykal… Baykal-Ecevit çekişmesini yaşadı… Ama böyle bir üslüba ilk kez tanık oluyor.(…) Kahvelerin, sokak aralarının bile terk ettiği ifade biçiminin siyaset kurumana taşınması düşündürücüdür?(…) Uzan, Erdoğan’a niye öfkeli? ÇEAŞ ile Kepez Elektrik’e el koydu diye… bu iki kuruluşun Genç Parti ile organik bir bağlantısı var mı? Genç Parti’nin harcamaları el konulan bu  iki kuruluş tarafından mı sağlanıyordu? Maddî yardım mı yapıyorlardı? Bir siyasî parti lideri, bir grubun mallarına el kondu diye Başbakan’a ‘Bunları sana yedirirsem bana da adam demesinler’ diyebilir mi? Eğer Cem Uzan halkın karşısına işadamı olarak çıktıysa, o zaman Genç Parti, Uzan Grubu’nun ekonomik çıkarlarını korumayı amaçlayan bir siyasî örgütlenme midir? Sonuçta hukukî bir süreç başlamıştır… Uzan’ın da belirttiği gibi Türkiye hukuk devletidir.. Benim karşı çıktığım üslubu ve seçtiği zemindir…

 

ÖNCE İŞİM, SONRA HALKIM!

Fatih Altaylı, Hürriyet, 13 Haziran

Türkiye’de her hükümet bunların üzerine gitti. 1995 yılında, Tansu Çiller Başbakan’ken bugün yapılanın aynısı yapılıyordu. Bununla ilgili hükümet kararı bile alındı ama dönemin Cumhurbaşkanı Demirel engelledi. Çünkü Demirel Kemal Uzan’ın kadim dostuydu ve bu grup zaten hep Demirel, iktidardayken büyümüştü. Ardından Ecevit hükümeti döneminde SPK bir şeyler yapmaya çalıştı ama engellendi.(...)

“Hani Uzan şirketleri devletle iş yapmayacaktı?” Uzan Gurubu’nun devletten aldıkları Kepez ve Çukurova Elektrik şirketlerine el konulunca, “şirketleriyle ilgisi olmayan”, “Bu kuruluşlarla bütün bağlarını kesen” Cem Uzan, birdenbire bütün programını kesip İstanbul’a, “holding merkezine” döndü. Allah Allah! Oysa Cem Uzan beyefendinin artık bu şirketlerle bir bağı yok. O kendini halkına adamış bir siyasetçi. Dün Eskişehir’de yurttaşlarıyla buluşacaktı sözde. Ama buluşamadı. “Hiçbir ilgisinin bulunmadığı” şirketleriyle ilgili işlemler yapılınca birdenbire halkını unuttu ve şirketlerine döndü. Demek ki neymiş: “Önce işim, sonra, sıra gelirse halkım.”

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.