E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BAKİ ÖNCEL

GENÇLİK;


BATI UFKUNDA SERAP GÖRÜRKEN

Dünyada son yarım asırlık döneme bakınca görürüz ki, milli devletlerin kuruluşu, Avrupa sömürü devletlerinin yıkılışıyla başlamıştır.

Kurulan millî devletlerdeki yapının hristiyan misyonuna hizmet edecek durumda olmasının sebebi yönetim kadrosunun aldığı eğitimle bağlantılı.

Batı kültürü modeli içinde yetişmeleri bence en büyük sebep. Bu kültür modeliyle yetişen yöneticiler, körükörüne bir taklitçiliği de empoze ettikleri tebealarından uzun vadede nelerin kaybedildiğini yıllar sonra anlarlar.

Hristiyan dünyası, yaklaşık 50 yıldır doğrudan hristiyanlık yaymaktan çok, medeniyet olarak yönünü Batı’ya dönen ülkelerde kültürel bir erozyon yaşanmasını sağlama yoluna bakmaktadır.

Sanatta,

Edebiyatta,

Mimaride,

Sosyal yaşantıda,

Ahlaki yapıda erozyonlar ardı ardına gelmektedir.

Edebiyat ve dili tahrip edip iki kuşağın anlaşmasını bile engelledikten sonra, sanat adına yapılan şarlatanlıklar, ahlâkî yapısı bozulan insanları sosyal yaşantıda bunalımdan bunalıma sürüklemektedir.

Bir toplum, sağlam değerler sistemine sahipse, hristiyan misyonerler için o toplum, en tehlikeli ortamı oluşturur. Böyle toplumlarda dejenerasyon ve yozlaştırma politikası uygulanır. Bunun için:

- Ahlâkî değerler zayıflatılır,

- Dinî duygular gevşetilir,

Bu iki kural uygulanarak, toplum, dayandığı sağlam temellerden ancak koparılabilir.

Temelinden koparılmış insanlar, sarsılma ve boşlukta kalma konumuna getirilir. Bunun sağlanması için de;

Müstehcen filmlerden,

Mevcut dini kötülemeye,

Aile hayatını aşağılayıp,

Sözde kadını özgürlüğüne kavuşturmak için onu erkek egemenliğine başkaldıran, özgür kadın tavlamalarıyla, avlanacak konuma getirmeye çalışırlar.

Amerikalılar’ın Taliban’ı, Ladin’i bahane ederek girdiği Afganistan işgalinden sonra, hemen ilk iş olarak Afgan kadınının burkasıyla, çarşafıyla uğraşıp, sokaklara sürme mücadelesinin altında bu yatar.

Saddam’ı bahane edip Irak’ta yaptığı eşkiyalığın hemen ertesinde ahlakı bozmak için yaptığı ilk iş müstehcen filmlerin işportada bedavadan dağıtılması ahlak erezyonunu hızlandırmak içindir.

Ya benim ülkemde durum farklımı ki?

Sıradan bir dükkana, bir markete girin, dilimizin ne kadar bozulduğunu anlamanız zor olmayacak. Tereklerdeki ürünlerin adını bir okuyun hele... Hem de çocuklara yönelik ürünlerin hangisinin anlamını bilirsiniz?

Patos, çerozos, pitos, keroz, keferoz, aforoz... Her neyse, küçücük çocukların körpe beyinlerine bunların nakşedilmeleriyle ne yapılmak isteniyor?..

Bizim kendimize has dil kurallarımız yok mu?

Turistik bölge diye adlandırılan şehirlerimizde alışmıştık yabancı yazılarla dükkan ismi konulmasına. Şimdi küçücük kasabalarımızda bile bakkalların adı dahi köydeki amcamın okuyamadığı yazılarla dolu.

Bu yozlaşma nereye kadar devam edecek?..

Uzlaşmaya kadar mı?

Kiminle?

Hangi konuda?

Ne için uzlaşacağım?

Kendi kültür değerlerinden kopmuş bir Türkiye, Türkiye için iştahı kabaran Batı’nın arzu ettiği ve sabırla beklediği en önemli bir av... Hristiyan misyonerliği için de en elverişli bir ortamdır.

Dilimiz yozlaştıktan sonra, dinimizin yozlaşmasına fazla uğraşmalarına gerek de kalmaz. Çünkü dinin ıstılahlarını anlamayan bir nesil zaten yetişip gelmektedir.

Millî kültür ve dinî değerlerden uzak yetişen nesiller;

Korkak,

Güven duygusu olmayan,

Endişeli tipler,

İslam dışı hareketlerin sokulduğu kesimi oluşturmaktadır.

Milletleri millet yapan ve bir milleti gelecekte sağlam temellerle ayakta tutacak olan en önemli şeylerin hemen hemen iki ayağı vardır:

- Dinî ve millî bakımdan kıymet kazanmış inançları,

- Bu inançlarının ahlâkîleşmiş gelenekleri.

Bu mefhumlar, toplumun bireyleri için;

Kuvvet alma ve gurur duyma kaynaklarıdır.

Bunların titizlikle muhafaza edilmeleri gerekir.

Ülkemin kaderi midir ki, her gelen hükümet sorunlar yumağıyla uğraşır ve millet olarak bizi ayakta tutacak önemli işlerden yüz çevirir…

En sağcısından en solcusuna, hatta şu an iktidarda tek başına çoğunluğu oluşturanların bile, sanki kaygı ve tasaları başka gibi...

Gençlikteki güvensizlik,

Ülke insanının karamsarlığı,

Kitleler halinde hristiyan misyonerlerinin propagandasına kanan geçlik, Satanizmin kıskacındaki körpe beyinler hiç mi ilgilendirmez hükümetlerimizi?

Bir çöküş yaşanıyor her yerde…

Bir bunalıma gebe halkımız.

Hep Batı’ya yönünü dönen iktidarlardan, enkazdan başka bir şey göremedik.

Değerlerimiz tahrip oldu.

Ahlâkımız yozlaştı. Yarınlarımıza güvenle bakamaz olduk.

Biz, batının ufkunda serap görürken, bizi biz yapan değerlerimizin nasıl da kaybolduğunu anlayamadık bile...

 

HAKŞİNASLIK

Bir kimsenin hakkı gözetmesine, hak ne ise onu görünce ve öğrenince onu benimseyip savunmasına, kendi aleyhine de olsa hak ne ise ona razı olmasına hakşinaslık denir.

Yüce Allah (c.c.)ın güzel adlarından biri de Hakk’tır. Hakşinas olmak demek haktan yana olmak demektir. Asr suresinde şöyle buyrulur: “Asr’a yemin olsun ki insanlar hüsrandadır. Ancak; iman edenler, iyi ameller yapanlar, Hakkı benimseyip tavsiye edenler bir de sabrı benimseyip tavsiye edenler müstesnâ.”

Bu surede bildirildiği gibi hakşinaslık insanoğlunun hüsrandan kurtulmasının şartlarındandır.

Hüsran dünya ve ahirette, maddî manevî olarak zararlı çıkmak, ziyanda olmak demektir. İnsan, geçici olan bu dünyaya, imtihan için ve sonsuz olan öbür dünyaya hazırlık için gelmiştir.

İnsan hakka ve hakkına razı olmalıdır. Kendi aleyhine dahi olsa, Haktan yana olmalıdır.

“Hak deyince akan sular durur.” denmiştir. Hakşinas olan kimse hak ortaya çıkınca kendisinin çok aleyhine ve zararına da olsa artık tartışmayı bitirir. Bitirmekle de kalmaz hakkın yalnız savunucusu olur.

İnsanın kendi yararına olanı araması, onu savunması, bu manada kendi menfaatine düşkün olması kötü bir şey değil, aksine hayatın gereğidir. Allah (c.c.) insana bu duyguyu vermiştir. İnsan o sayede kendi yararına olanın peşinden koşmak suretiyle hayatını devam ettirmektedir.

Ne var ki, mü’min kişi, bir menfaatin kendi hakkı olmadığını gördüğü anda, ne kadar büyük olursa olsun, o menfaatten, hakka imânı gereği hemen vazgeçer, vazgeçmekle da kalmaz; hakkın, sahibini bulmasına yardımcı olur.

Hakşinas insan hakkına razı olan, haksızlığa tenezzül etmediği gibi, bir başkasının haksız teşebbüsüne meydan vermeyen, haksızlığa kalkışan kişi, anası babası veya eşi dostu da olsa, hakkı söylemekten çekinmeyen, sonuç, kendi menfaatini de ilgilendirse, haktan ve adaletten ayrılmayan insandır.

Nice inanmış insan görürüz ki, ibadetten, insanlara maddî manevî yardıma kadar, hatırı sayılır pek çok iyi işler yapmasına karşılık, haksızlıktan kendini kurtaramamaktadır. Halbuki Kur’an-ı Kerim açıkça bildirmektedir ki, haksızlık eden yahut haksızlığa göz yuman hüsrandan kurtulamayacaktır. Görüldüğü gibi dindar olmak için iman kadar ibadet, ibadet kadar hak-hukuk da onlar kadar sabır da önemlidir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.