E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

CEMİL USTA (cemilusta@ilkadimdergisi.com)

FIKIH;


ŞEFAATE NAİL OLMAK

SORU: İslam dininde şefaatin yeri nedir? Kimler şefaat eder, şefaate mani haller nedir?               (Ersin Dörtkol / Nevşehir)

 

Şefaat haktır. Bütün peygamberler, Peygamber Efendimiz ahir zaman nebisi Hz. Muhammed (s.a.v.), sıddıklar, şehidler, veliler, âlimler ve salihlerin şefaatleri haktır. Allah’ın izniyle şefaat edeceklerdir.

Allah (cc) şöyle buyuruyor: “Allah’ın huzurunda, kendisinin izin verdiği kimselerden başkasının şefaati fayda vermez.” (Sebe, 23)

Allahu Teâlâ’nın şefaate izin vereceği enbiyâ, evliyâ, ulemâ, şühedâ ve sâir indi uluhiyyete şeref ve haysiyeti olan kimselerdir. Şu halde müşriklerin ibadet ettikleri putlar şefaata ehil olmadıklarından mezun olamazlar.

Dünyada Allah’ın rızasını gözetmeyen ve Allah’tan gayrisine haddinden fazla muhabbet besleyenlerin mahşerdeki haline Allahu Teâlâ şöyle işaret ediyor:

“Ey Rabbimiz! Biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk da onlar bizi yoldan saptırdılar, derler.

Ey Rabbimiz! Onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lanetle rahmetinden kov.” (Ahzab, 67-68)

Hiç şefaatçisi olmayan mü’min de sonunda Allahu Teâlânın fazlıyla cehennemden çıkarılacak ve zerre kadar imanı olan bir mümin cehennemde kalmayacaktır.

 

Şefaat-i kübra

Demek oluyor ki, herkes istediğine istediği şekilde şefaat edemez. Ancak Allah Teâlâ’nın izin verdiği, kendisinden hoşnut olduğu hoş kulları şefaat edebilirler.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Şefaatim, büyük günah işleyenler içindir.” buyurur.

Hadisin ravisi Cabir (r.a.), “Büyük günah sahibi olmayanların şefaate ne ihtiyaçları olacaktır ki?” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’in en büyük şefaati, şefaat-i kübra, kıyamet günü olacaktır.

Kur’an’da müminlere müjde veren ayet, Ehl-i beyt, İbni Cerir’in, ibni Abbas’tan tercihinde de en ümitli ayet: “Pek yakında Rabbin sana fazlu keriminden öyle verecek, öyle verecek ki, tamamen razı olacak, rızaya ereceksin.” (Duha, 5)

Muhammed ibni Hangiye Ali kerremallahu vecheden bana tahdis eyledi ki, Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

“Ben ümmetime şefaat edeceğim ta Rabbim bana; ‘Râzı oldun mu yâ Muhammed’ diye nida edinceye kadar. O vakit, evet yâ Rabbi râzı oldum diyeceğim.”

İbni Ömer’den mervi. Resulü Ekrem (s.a.v.) İbrahim (a.s.) bana uyan bendendir. Kavlini, İsa (a.s.) hakkındaki; “Sen onlara azap edersen kullarındır” ayet-i celîlelerini okudu ve ellerini kaldırdı:

“Allah’ım! Ümmetim, ümmetim!” dedi ve ağladı. Allah Teâlâ da; ‘Yâ Cibril! Git Muhammed’e söyle. Biz seni ümmetin hakkında râzı edeceğiz ve seni utandırmayacağız.“

Bu güzel va’dü tebşiri dinlerken şunu da unutmamak lâzım gelir ki, Peygamberin rızası Allah’ın rızasındadır. Allah’ın rızası olmayan bir hususa Peygamberin razı olması farz olunamaz. Allah’ın izni olmayınca da kimsenin şefaat etmesine ihtimal yoktur. Zira Allâh küfre razı olmaz. (Elmalı Tefsiri)

Peygaberimiz (a.s.) kıyamet günü Kur’an'ın şefaat ettiği kimse kurtulur. Çünkü onun şefaati Cehenneme girmeye manidir. Ondan başkasının şefaati ise azabın vukuundan sonra kurtarıcıdır.

Kur’an ile şifa bulmayana Allah şifa vermez.

Allah Teâlâ, katında Kur’an’dan daha faziletli bir şefaatçi yoktur. Ne bir peygamber, ne melek, ne de ondan bir başkası buyuruyor.

Müslümanlara düşen görev, şefaate güvenip dinin gereklerini terk etmek değil, şefaate layık olmak için çalışıp çabalamaktır. Allah’ın rahmetinden ümidimizi kesmemeliyiz. Güzel ameller işleyerek hayatımızı Kur’an ve sünnetin o nurlu yolunu takip etmek suretiyle korku ile ümit arasında dengeyi muhafaza etmeliyiz.

 

Sünnetlerin terki şefaate manidir

Sünnetlere riayet ve müdavemet Rasûlullah’a muhabbet nişanesidir. Sünneti hafife almak, bir sünnetin hak görülmemesi, hikmetten hali, abes sayılması neuzübillah, küfürdür. Çünkü sünnet de şerî hükümlerden, esaslardan biridir. Böyle bir hataya düşenler imanlarını tazelemeli, evli iseler nikahlarını yeniden kıymaları gereklidir.

 

Havz-ı kevser

Mahşerde Peygamberimiz’e (a.s.) mahsus olan Havz-ı Kevser, ilâhî bir mevhibedir. Ancak dünyada sünnete savaş açanlar bundan yararlanmayacak, peygamberimizin ümmetinden havz-ı kevserden içme saadetine ulaşanlar bir daha susamak nedir bilmeyecekler. Yalnız bir takım insanlar havza yaklaşmışken ona varamayacak, araya bir mani konulacak ondan içemeyeceklerdir. Rasûlullah (a.s.) bunu görünce:

“Ya Rabbi! Bunlar benim ümmetimdendir. Buraya gelmekten niçin men ediliyorlar?” diye niyazda bulunacak, fakat kendisine:

“Sen onların senden sonra çıkardıkları bidatları, modaları bilmezsin.” diye cevap verilecek. Bu cevabı alınca Fahr-i Alem:

“Öyleyse benden sonra benim yolumu değiştirenler benden uzak olsunlar.” diyerek havzının yanına gelenleri kovacak. (Müslim, 2/381)

 

Namazın sünnetini terk edenlerin hali

Ömer Nasûhi Bilmen Hocaefendi, ilmihal kitabında kaza namazının sonunda en güzel cevabı vermiştir. Şöyle ki:

“Namazları kazaya bırakmak bir günahtır. Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek münasib olamaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla ibadette bulunarak affı ilahiyyeye iltica etmesi icabederken hakkında şefaati nebeviyyenin tecellisine vesile olacak bir kısım mübarek sünnetleri, nafileleri terk etmesi nasıl muvafık olabilir? Hem bir kısım vaktiyeleri kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vaktiyeleri kendilerini mükemmel olan sünnetlerden tecrid etmek iki kat kusur olmaz mı? Bunun hilâfına olan bazı nakiller muteber değildir. Müstabih olan kavle muhaliftir. Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar insaflı, geçerli bir iddiada bulunmuş sayılmazlar. Beyhude nice kıymetli vakitlerini israf edenler, televizyonun karşısında saatlerce lüzumsuz programlara bakanlar, sünnet namazı veya kaza namazını kılmaya vakit bulamadıkları iddiasında bulunanların hali gülünçtür.

Aslolan bütün müminlerin beş vakit namazlarını vaktinde kılmalarıdır. Üzerinde kaza borcu olanların da kazalarını kılmaları güzeldir. İnsanların ömürlerinin en güzel değerlendiği anlar namazla geçen süredir. Müminlerden pek çok namaz kılmayanlar vardır. Bunlara yardımcı olmamız, uyarmamız birinci derecede görevimiz olması gerekirken, birilerinin ısrarla sünnetlerin yerine kaza kılın telkinleri sünnete karşı farkında olmadan savaş ilanıdır.

Müminlere tavsiyemiz şudur: Namazlarınızı usûlüne uygun kılın, Rasûlullah namazı nasıl kıldı, ibadetleri nasıl hayatına uyguladı ise, bizim için en güzel örnek budur. Hatta köydeki temiz yürekli, eli öpülmeye layık ihtiyar ninenin sözlerinde hikmetler var. Maalesef bazı dini hüviyete sahip zevatın hikmetten, hakikatten mahrum sözlerini işitirsiniz, üzücüdür.

Zamanımızda din adına, sünnet adına gafilâne verilen fetvalara asla itibar etmeyiniz, aksi halde onlar da, siz de peygamberimizin şefaatinden mahrum olursunuz.

Sünnetin ve ehadis-i şerifin muhafazası adına bazı zevat da mütevatır hadislerin sayısı azdır diyerek, Buharî ve Müslim hadislerinin de pek çoğunu zayıf bularak, iyi niyetli insanlarımızın zihnini bulandırmakta ve hadislere olan bağlılığını kaybettirmektedir.

Bu hallerinden vazgeçmezlerse, korkarım Peygamberimizin şefaatinden mahrum olurlar. Bu haller, insanımız arasında öyle garip bir yansıma oluşturuyor ki, iddiada bulunanlara Kur’an’ın harekesini kaldırsanız Kur’an’ı okuyamaz. Hadisin metnini hiç okuyamaz. Hadis usulünü duymamış, Arapça grameri hayalinden geçirmemiş, nice cühela zümresi, bir yerlerden okumuş veya birilerinden duymuş, diyorlar ki, bu hadisler mevzu hadistir.

Şu iyi biline: Farz ve sünnetlere karşı yıllardır bilinçli bir savaş yapılmış ve başarılı olunmuş. Günümüzde haramların himaye edildiği, emredildiği, helallerin nehyedildiği, küçümsendiği bir ortamda bir yanlış da biz yapmayalım.

Sünnetlere uyalım ve şefaate lâyık olalım. Şunu unutmayalım ki, mahşerde hesap pek zordur. Allah’ın azabı şiddetlidir.

Allah’ım! Ümmet-i Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.