E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursanız, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya e-mail adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja olduğu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamazsanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

BURAK SERDENGEÇTİ

DÜŞÜNCE;


VAH KÖYÜM VAH  

Çocukluğumdaki güzellikleri yaşamak maksadıyla yaz tatilinde tekrar köyüme geldim. Aradığım farklılıkları bulmak ne güzel olacaktı. Maalesef o izlerden geriye pek bir şey kalmamış gibi.

Çocuklar ve aşıklar köyü terk edince evler virane olmuş. Eskinin huzuru ortadan kalkmış. Çocukların gözyaşları aşıkların ahıyla birleşince, merhametlilerin en merhametlisi bolluğu ve mutluluğu köyün üzerine yağdırıyordu.

Her gün değişik büyüklükte kamyonetlerle yiyecek ve ihtiyaç maddelerini satanlar, şimdi köyün içinde fink atıyor, köylüm rahat yatıyor diken üzerinde. Ne kanaat kalmış, ne merhamet.

Duvar dibinde ellerindeki çöplerle toprağı eşeleyen erkekler(!) köylü tabiriyle: “Yuları avradın eline vermiş, helâkı yakın onun.” sözüyle insanlıktan çıkmak üzere olduğunun resmi olsa gerek. Daha vahimi de adlarının başına “Hacı” unvanını ekletenlerin Cuma günleri cami avlusunda hindilerin kasılması gibi havalarından geçilmiyor. Yüzler asık, gülücüklerden uzak gözlerle etrafa kin kusuyorlar. Bıçak gidip jilet gelenlerden birisi, kendi ablasına pazaryerinin ortasında, köylülerinin bulunduğu kalabalığın içinde aleni ağıza alınmayacak sözlerle küfredince, sakalda keramet arayan kadının birisi:

“Ayıp ayıp, adın da hacı, ağzından çıkandan utanmıyor musun?” diye uyarınca, hacı kılıklı daha da pişkin bir vaziyet alarak:

“Bu sakalı kazıtacağım. Siz de kurtulun, ben de.” demiş.

Sakal, onun küfretme özgürlüğünü elinden alıyorsa elbette yüzündeki ağırlık yapan zoraki taşıdığı kıllarından kurtulmak isteyecek.

İçimizdeki güzellikleri kovalayınca, dışımızdaki dünyayı da kirlettik. Böylece, tabiatta denge bozuldu. Kış mevsiminin karına, baharın yağmuruna hasret kaldık. Mevsimler de bizi aldatır oldu.

Daha çok kazanmak hırsıyla her gün bin kılığa girip, beş paralık değeri olmayan insan suretli, hayvan siretli yaratıkların kıçında taban eskitenlerin, attıkları taklalardan dolayı yorulup kafa ve gönül muhasebesi yapacak halleri kalmadı. “Muhtar, akrabalarına iltimas geçiyor. Bizden su parası aldığı halde, yakınlarından almıyor. Köy için toplanan paraları kendi özel işinde harcıyor.” diye sızlanan bir köylü, köyde yapılan diğer haksızlıkları da sayıp dökünce:

 - “İdarecileri seçen sizlersiniz. Onlar da size benzer!” dedim. Sonra, Hz. Ali’nin o meşhur “Nasıl yaşarsanız, öyle idare edilirsiniz.” sözünü hatırlattım. Köylü, boynunu büktü, çaresiz:

- “Doğrusun ya, önce biz düzeleceğiz.” dedi.

Ne garip ki: “Falan kişi iyi yiyor, filan da sıkıyor, malını yiyemiyor.” diye pazardan aldıkları birkaç kilo hormonlu domates ve fırın ekmeğine malını yiyor, diye övünç payı çıkaranların kapılarına varan yoksulu:

“Ne vereceğim? Bu sene ekin çıkmadı. Git başımdan, başka kapı yok mu?” diye kovuyorlar. Bu sözleri bizzat ben yakın komşularımızdan duydum. Yediğiyle değil de, verdiğiyle başkaları tarafından gıpta edilen ve örnek alınan köylüler ne zaman yiyenlerden çok olursa köylerimiz yaşanılır hale gelir.

Bu yıl yaz tatilinde iki düğüne şahit oldum. Eskinin güzel düğünlerinden hiç iz kalmamış. “Çok takva” diye adından söz edilen altmış yaşın üstündeki birinin düğününde çocuk ve kadınların gözü önünde plastik beyaz masalara mezeler ve rakı şişeleri dizildi. Sözlü ikazlara aldırılmayan düğün evinden uzaklaştım. Aynı düğün evinde, akşam saatlerinde ilçeden gelen emniyet görevlilerine özel içki ziyafeti çekilmiş. “Bas bas paraları Leyla’ya. Bi da mı geleceksin dünyaya!” türküleriyle iffeti bıçaklanan düğünler, düğün olmaktan çıkmış. “Gördün mü, gördün mü? Pilin bitmiş gördün mü? Paraları basmayı gördün mü?” diyen zurnanın deliğine gözlerini dikmiş iştahla bakan köylüm, kafayı ütüledikten sonra köçeğin döşüne dolarları doldururken, kapıdan kovdukları ihtiyaç sahipleri karşısında sanıyorum utanacak yüzleri kalmamış.

İkinci düğündeki gariplik bir başka tuhaf geldi bana. Sünnet düğününde çalgı-çengi aleminde içkiler sebil. Sabah vaktine yakın sarhoş çığlıkları hoparlörü sonuna kadar açılmış aletten köyün içine canhıraş şekilde dağılıyordu. Bu sünnet düğünü, hangi peygamberin sünnetine uygun henüz çözemedim!

Hiç hoş olmayan israfta bir yarış başlamış. İhtiyacı olmasa bile, birinin borç harç aldığı bir nesneyi öbürü de alma yarışında. Lüks içinde boş hayat yaşamak için didinen köylümün huzur adına tadacağı hiç bir şeyi kalmamış. Gülünecek durum ki her köylü bir alim, her yaşlı bir fetva makamı olup çıkmış. “Her şeyi ben bilirim, benim dediğim dedik, çaldığım düdük Kastamonu işi.” diyorlar.

Dünya TV kanallarının yayınlarını takip için toprak damlı evlerin çatılarında arzı endam eden çanak antenler, lağım kanallarından evlere akıntıları her an kusmakta ve köyüm harap olmakta.

Uyanık geçinen köy heyeti, sığır çobanına çok ucuza denecek fiyatla ineklerini güttürmekteler. Zamanında ücretini ödemedikleri çobanla konuştum. Durumu yürekler acısı bir garip:

- Bizim köyün adamları bir tuhaf! Ne oldum delisi oldular. Kendilerinden başkasını gözleri görmüyor, dedi.

Kaçamadığım, yoz kültürün hakim olduğu köyümde kuzuları, kervankıran, bağırtlak, turna, keklik ve çocuk seslerini, geceleri de kurbağa seslerini arıyorum. Bunlardan geriye sadece cırcır böceklerinin sesleri duyuluyor şimdi.

Vah, bana çocukluğumda yeryüzü mutluluğunu tattıran köyüm vah!.. Birlik olup, dirlik olup, seni nasıl eski hüviyetine kavuşturmalıyız!... 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.